SOLOMON YOK FENERBAHÇE ÜLKER YOK  

Posted by basketçi


Bal kovanındaki peteklerde bal kalmayınca bu macerada burada sona ermiş oldu. Fenerbahçe Ülker; ilk gurup maçlarında iki maçın toplamında nerdeyse bir maç skoru fark yediği Panathiaikos bile ilk sekize kalamamışken, final four’a bu sene ev sahipliği yapacak olan şehrin takımı ilk sekize kalamamışken torbadan bal çekerek Olympiakos yerine Aris ile CSKA Moskova yerinede Rytas ile eşleşmişlerdi. Gurubunun avantajını kullanan Fenerbahçe Ülker Spor gurupta son maçını yenilgisiz ve çıkmayı garantilemiş Tau ile oynayarak balına bal katmıştı. Tau eğer o maçı kazanmak zorunda olsaydı 100 maç yapsa 100’ünüde alırdı. Fenerbahçe Ülker’in şansı Tau ile en son oynayarak bir kez daha kendisini gösteriyordu.

Çeyrek final eşleşmelerinde hangi takımı istersiniz deseler muhteşem taraftarı olan Partizan’ı saymazsak herkes ağız birliği etmişçesine Siena adını verirdi.

Ben bu turun kesin olarak geçilip final four’a kalacağımızı düşünüyordum. Bana bunu düşündüren en önemli etken ise Solomon faktörü idi. Deplasmandaki ilk maçta takım çok iyi oynadı ama Solomon bir türlü ritim bulamayıp saçma sapan top kayıpları da yapınca takımın oynadığı iyi oyunda heba olmuş oldu. Hatta bir ara eski takım arkadaşı Mclntyre ile yarışa girip atmaması gereken topları da zorlayınca mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

İkinci maça dersini çalışıp da gelen taraf rakip Siena idi özellikle alan savunmamıza çok iyi hazırlanmışlardı. Maç boyu pota altını çok iyi savundular çemberi bizim acemi uzunlara göstermediler. Kendi evlerinde attıklarından çok daha rahat şut imkânı bulup isabet kaydettiler.

Şans insanın ayağına buraya kadar gelmişken insan final four için hayıflanıyor. Bakmayın siz Siena’nın İtalya’da açık ara lig lideri olduğuna İtalya ligi çoktan İspanya, Türkiye ve Yunanistan liglerinin gerisine düştü bile. Yinede Siena bir arada oynamaya alışmış üst üste final four oynamış bir ekip.

İnsan bu iki maçı Solomon’un oynayamamasından dolayı kaybettiğini görünce İtalya ligini yakından tanıyan koçuna dönüp bakıyor, koskoca milli takımı 2010 masalı ile oyun kurucusuz bırakıyor ve tecrübeli isimleri milli takıma almayarak ulusumu olası bir madalyadan mahrum bırakıyor. Tecrübeli ve katkı sağlayacak oyuncular yerine hatırı sayılır paralara hem de elinde Ömer, Oğuz ve Semih gibi o anlatılıp durulan masalın kahramanları olmaları beklenen (elbet tabiî ki onlar 2010’un kahramanları olacaklar) yetenekli ve genç uzunlar varken onların yanına katkı sağlayabilecek tecrübeli iş yapan üretken bir uzun almalıydılar. Kim bilir belki de alınan ahlar aheste aheste yerine anca ulaştı….

Buraya kadar gelen oyuncuları katkılarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Seneye çok daha olgun ve tecrübeli oyuncular olarak çok daha iyi yerlere gelecekler inşallah.

İLKER KESER/basketci14@gmail.com

SHOW TİME  

Posted by basketçi

SHOW TİME

All Star organizasyonunun bir an önce kabuk değiştirmesi gerekiyor. Ligimizin yerli ve yabancı oyuncularını karşı karşıya getiren organizasyonu büyük bir zevkle izledik. Artık klişe olduğu ve mucizeler olmadıkça klişe olarak kalacak olan sonuçla yabancılar şov maçını kazanmayı bildiler. All Star maçının oyuncu seçimini bir an önce değiştirmek gerekir.

Aslında Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ülkemizde yapılan All Star maçlarının ilkleri Asya-Avrupa maçı olarak oynanmıştı, Fast Break dergisinde verilen oyuncu seçimlerini büyük bir iştahla doldurup yollamıştım. İlla Avrupanın diğer ülkeleri gibi yerli ve yabancı karması yapmak zorunda mıyız? Hele İtalya eskiden yerli oyuncularına milli takım forması giydiriyordu, komedi gibi, sanki milli takımları hazırlık maçı yapıyormuş gibi oluyordu.

Asya-Avrupa maçı her zaman denk gelmez oyuncular arada bir; bir yerde birikebilir diyorsanız ki malum Avrupa’dan sadece İstanbul takımları var ve o takımların sadece bir kısmı Avrupa yakasında.

O zaman size haklı olabilirsiniz derim ama yinede bu yöntemden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum Bir diğer fikrim ise takımların Avrupa Karması ile Dünya Karması olarak adlandırılması olabilir. Her iki takımın başına da ‘’TBL’’ markamızı ekleriz olur biter. Avrupa karmasında yerli oyuncularımızla birlikte yaşlı kıtanın diğer üyeleri mesela bugün sahada olan eski Beşiktaşlı yeni Kepezli Ruziç Avrupa Karmasında forma giyerken; Mark Dickel, Pero Cameron yâda Efes’in almayı planladığı Bradshaw gibi Yeni Zelandalılar ile Amerikalılar, Afrikalılar vs. Dünya Karmasında mücadele ederler. Maksat ilgiyi ve seyirciyi arttırmak ise bir an önce bu tercihlerden birisi yapılmalı, yoksa her ne kadar bu bir şov olsa da hep yenilmek hoşuma gitmiyor.

UÇTU UÇTU WHİTE UÇTU

James ‘’Flight’’ White yaptı yapacağını, smaç yarışmasından önce herkes onun kazanacağından emindi ama bu kadarını kimse kestiremezdi. Bu smaçları NBA all star smaç yarışmasında yapsa orda dahi kimseyi tanımaz direk ve uzak ara smaç şampiyonu olurdu. Ağzım açık kaldı resmen. Herhalde Pazar gününden itibaren bütün dünya televizyonları bu smaçı hafta boyu tüm basketbol programlarında yayımlayacaklardır. Youtube da en çok tıklanan klip olacaktır. Adam resmen uçtu, jüri keşke Oyak Renault oyuncusu Richard Chaney’e devamlı 50 puan vermeye devam etseydi de James ‘’Flight’’ White’dan daha fazla smaç izleyebilseydik.

Şut yarışmasını kazanan Tofaş orijinli Casa Ted Kolejliler oyuncusu Ömer Ünver yarışmayı kazanmasının yanı sıra herhalde bir de rekor kırdı;3 sayı yarışmasında en fazla şut deneme rekoru J.

Gelelim maça, yabancı karmasının ne kadar güçlü olduğunu koç Blatt’ın 4. ülkedeki 4. all star maçım ama daha önce bu kadar iyi bir takımım olmadı sözleri ortaya koyuyordu. Bu kadar iyi bir takıma Türk oyuncularımız oldukça iyi mücadele ettiler ama sonunda güçlü olan taraf kazanmayı bildi. Türk oyuncularımız içerisinde Lütfi Arıboğan ile birlikte Adana’dan çıkan en büyük basketbolcu olan Haluk Yıldırım ve abisi Muratcan gibi yıldızı Beşiktaş da pırıl pırıl parlayan Sinan Güler idi. Yıllar önce bir seminerde ilk parladığı dönemlerde babaları Necati Güler’e siz mi daha iyiydiniz yoksa Muratcan mı? Diye sorduğumda henüz tanınmayan Sinan’dan bahsetmiş ve yeni bir Güler’in bugünlerde damgasını lige vuracağının sinyalini vermişti.

Organizasyon da verilen ödüllerin de oldukça tatminkar ve sponsor firmalar Powerade ve Beko’ya yakışır olduğunu belirtmek lazım. Quentin Hosley maçın sonunda MVP olarak bu sezon ki mükemmel oyununu da taçlandırmış oldu.

İLKERKESER/basketci14@gmail.com

EFES BU NOKTAYA NASIL GELDİ  

Posted by basketçi

Eskiden olsa giden oyuncuların yeri bir şekilde hemen doldurulurdu. Yeni yabancı arayışları başlar bir an önce ligde varsa ligde, boşta varsa boştan, İtalya İspanya 2. liglerine kadar araştırılır mutlaka bir yabancı oyuncu alınırdı. Mesela Larry Richard sakatlandığında İtalya 2. liginden Tim Burroughs diye bir oyuncu apar topar gelmişti ve ilk kez Mersin’deki Türkiye Kupası dörtlü finalinde oynamıştı.

Hatta yabancı transferi ya tutmazsa diye yerli oyunculardan bir demet yapılıp araya serpiştirilirdi. Bu kadar zaman geçti ne gelen var ne giden.

Efes Pilsen takımı kendi kuyusunu kendisi kazdı; Avrupa şampiyonu olduğu ve ligi kasıp kavurduğu dönemlerde kadrosunda mükemmel ve pahalı yabancılar vardı ama Ufuk Sarıca, Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Murat Evliyaoğlu, Hüseyin Beşok, Mirsad Türkcan gibi kaliteli yerli oyuncuları olmasa o başarılar asla gelmeyecek idi.

Efes Pilsen son yıllarda hep verdi. Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur NBA’e gittiler. Dolayısı ile onları tutmak zaten imkânsızdı ama sonuçta kadrolarından eksilen en önemli iki oyuncu idi bu isimler. Sonra yurtdışına giden Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok gibi oyuncular geri dönüşlerinde Efes Pilsen yerine başka kulüplere gittiler. Belki Mirsad ve Hüseyin gibi Efes Pilsen forması altında izlemeye alıştığımız oyuncuların gerek ayrılış biçimleri gerekse yaşları itibarı ile geri dönememeleri ve kadroda düşünülmemeleri normal karşılanabilir.

Zaten Efes Pilsen’in kadrosunun içinin boşaltılması adeta hortumlanması yukarıda adı geçen 4 oyuncunun takımda olmaması ile değil, Ömer Onan ve Kerem Tunçeri gibi tecrübelerine rağmen o dönemde oldukça genç olan iki oyuncunun takımda tutulmaması ile boy göstermeye başladı. Nitekim Ömer ligin son iki yılında play ofları domine ederek takımlarını şampiyon yaparken Tunçeri de Efes Pilsen’den ayrıldıktan sonra gittiği Beşiktaş’ı yeniden zirve takımı yaptı ve oradan transfer olduğu Real Madrid de geçen sene takımının çifte şampiyon olmasında büyük rol oynadı. Eğer ki geçen sene Ender kiralık kontratının sonunda Tau ile anlaşabilseydi belki bu sezon oda takımda olmayacaktı. Nitekim yine geri dönüşü sağlanamayan Kaya Peker takımı Beşiktaş’ı hem ligde hem de Avrupa da şampiyonluğa doğru emin adımlarla taşıyor. Geri dönüşü sağlanamayan oyunculara Efes Pilsen ile Gençler Türkiye Şampiyonluğu bulunan ve şampiyonada MVP seçilen, NCAA sonrası Benetton ile anlaşan Engin Atsür’üde ekleyebiliriz.

Efes Pilsen bu klâs oyuncuları kaybettiği gibi, her zaman gurur duyulan altyapısından gelen oyunculara da burun kıvırmaya başladı. Kulüp; altyapısından çıkıp gelen oyunculara bir türlü sahip çıkamadı.

Düşünün Efes Pilsen devamlı oyuncu yeme güdüsü taşımasaydı ve altyapısından çıkan oyuncuları gerek kiralayarak gerekse pilot takımı ile bir şekilde kendisine bağlı tutsaydı ortaya şöyle bir kadro çıkabilirdi.

Kerem Tunçeri, Engin Atsür (Engin’i geçen sene almak istediler ama yerli oyuncu ile imza haklarını doldurmuşlardı (bu nasıl saçma bir kural ise)),Ender Aslan, Barış Ermiş (geçen sene Telekom da hiçte fena değildi ama bu sene Karşıyaka da çok çok iyi oynuyor)

Tufan Ersöz (onu ilk kez yıldız takım da Efes forması ile izlemiştim bu sene Galatasaray da adeta coştu) Erkan Veyseloğlu, Valentin Pastal, Cenk Akyol(taş her zaman yerinde ağırdır.) gibi altyapıdan yetişen ve şu an da başka takımlarda başarı ile mücadele eden basketbolcular ile…

Dışarıdan geri dönüşü sağlanamayan ama Efes ile büyük basketbolcu olan Beşok, Mirsad(en azından Beşok olsaydı) ve hepsinden önemlisi Kaya Peker ve şu an takımda olan Mustafa Abi, Kuqo, Gönlüm ile yabancısız dahi mükemmel bir takım olurlardı.

Tabiî ki yabancısız bu iş olmaz ama yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi bu kaliteli yerlilerin yanına süper yabancılar ile takım yine eski günlerindeki gibi olabilirdi.

Hatta Solomon keşke küstürülmese idi diyenleriniz var mı?

Ya da Haislip kazanılabilirdi en azından bir yıl daha tutulabilirdi diyeniniz var mı?

Takıma kaç tane yabancı oyuncu alırsan al, yerli oyuncu kaliten düşük olduğu vakit sonuca varamıyorsun.

Ligi yerli oyuncularla oynamak zorunda olduğunu sene başında unutan yönetim, ne ligde nede Avrupa da başarılı olabildi. Hafta içi ayrı hafta sonu ayrı süre alan yerli ve yabancı oyuncular bir türlü ritim bulamadılar. Hatırlarsak daha önce Avrupa şampiyonluğu için takıma monte edilen Karasev yabancı oyuncu kısıtlaması olduğu için ligde forma bulamıyordu ve sezona iyi başlamasına rağmen sezonun sonuna doğru form grafiği devamlı olarak düşüş gösteriyordu. Bir oyuncu ile bu kadar sorun yaşamışlık varken üç oyuncu ile sorun yaşamamayı nasıl düşündüler anlamıyorum.

Geçmiş yıllarda Mahmuti’nin iyi yaptığı şeylerden biriydi bu, LaRon Profit, Goran Nikolic, Dusan Kecman, Jurica Golemac hatta Nikola Prkacin ve Antonio Granger gibi ligde de yerli oyuncuların arkasından gelen iyi yedek oyuncular ile yabancı oyuncu kontenjanını dolduruyorlardı. Böylece hem ligde hem de Avrupa da mücadele eden takım aynı kurgu ile rotasyonu bölüşebiliyorlardı.

Yazımı memurlar.net sitesinin forumlarında yazışan iki arkadaşın yazdıklarını buraya taşıyarak sonuca bağlamak istiyorum:

14 Mart 2008 00:04 ortizz

efes pilsen gittikçe irtifa kaybediyor..bence suları ısınıyor..keşke radikal bir karar verseler de gelecek sezon gs nın bünyesine katılsalar.40 yıllık çınarda ciddi sos lar alıyorum,tabi özilhan tam bir dava adamı olması işi güçleştiriyor..efes pilsen ciddi ciddi el de averaj takımlığına gidiyor.böyle yapacaklarına gs veya bjk ya yol versinler..en azından basketbolun izlenirliğini arttırırlar..kısaca efes partizan önünde berbat bir oyun sergiledi..

14 Mart 2008 14:21 ugurdepe

efes'in yabancılarına bu kadar kolay yol vermesi, şubeyi kapatacaklar konusunda bende de şüpheler uyandırdı. tuncay özilhan'ın sıkı bir beşiktaşlı olması bizim forumlarda sürekli dillendiriliyor. özellikle ülker'in kapatılması efes organizasyonunun devamlılığını sorgular hale getirdi.

İLKER KESER/basketci14@gmail.com

www.basketbolhaber.com  

Posted by basketçi

www.basketbolhaber.com

MAHŞERİN 3 ATLISI  

Posted by basketçi

Bu sene Boston muhteşem tarihinin duraklama döneminden yeniden yükselme dönemine geçmek için harika bir trio oluşturdu. Bu trio efsane 3 tenorun Jose Carreras , Placido Domingo ve Pavarotti'nin ses gücüne ve Mazhar-Fuat-Özkan’ın müthiş ses uyumuna denk gelebilecek bir melodide rakiplerine melodram yaşatacak kabus gösterecek bir uyum ile oynuyorlar.

Boston takımı sene başında zaten Garnet’i alarak final yoluna çıkabilecek seviyeye gelmişti ama üzerine Ray Allen da eklenince finallerin yolu biraz daha otoban edasıyla geçilebilecek düzeye geldi.

Boston takımının kadrosuna baktığımız zaman sanki diğer oyuncular biraz vasatmış gibi görünebilir fakat özellikle uzun oyuncular Kendrick Perkins , Glen Davis oyun kurucu Rondo ile beklenenin üzerinde katkı yaparak kendilerini uvertür şarkıcı yerine koydurtmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kanımca tek problemleri tecrübe eksikliğinden dolayı faul problemine çabuk girmeleri. Katkı veren bu gençler ile birlikte her an skor yapabilecek potansiyele sahip Eddie House.Dış oyuncuların savunulmasında, kritik üçlüklerde; şampiyonluk yolunu daha önce yürüdüğü için iyi bilen James Posey ve uzun zorlu play off maratonunda rakip uzunların arkasında çekinmeden durmaya hazır Scot Pollard gibi tecrübeli isimlerde kadroda. Ayrıca her takımının kimyası için gerekli arkadaşlık tohumlarını ekip salgılayan Brian Scalabrine de takım kadrosu içerinde yer alıyor.

Tüm bu oyunculara bakarak ortada kötü bir şablon var diyemeyiz ama ele avantaj yaratacak bir takas ya da transfer çıkarsa kesinlikle kaçırmamak lazım, özellikle tecrübeli bir oyun kurucunun kadroya dahi edilmesi takımın önünü daha iyi görmesini sağlayacaktır. Bu isim daha öncede Celtics forması giyen Garry Payton olabilir.

Gelelim mahşerin 3 atlısına. Boston tarihi hep yıldız oyuncularla ve onların oynadığı takım oyunu ile şampiyonluklara ulaşmıştır. İşte bu üçlüde daha önceki başarılı Boston takımlarının süper yıldızları olan Bob Cousy, Bill Russel; Dave Cowens, John Havlicek ve en son şampiyonluğa ulaşan Robert Parish Kevin McHaleve Birdlü takım gibi paylaşımcı, yüksek ıq’lu ve göze hoş gelen bir basketbol oynuyorlar. O takımlardan beklide tek eksikleri son şampiyonluktan yani 85–86 dan Danny Ainge’in yaptığı bir araya getirici ve yönlendirici katkıyı yapacak bir oyuncuncun olmaması ve bu durumu az biraz da olsa artıya çeviren Ainge’nin takımın genel menajeri olması, hiç olmazsa tecrübesini takıma aktarabilmek için takımın hep yanında olması.

Garnet-Pierce-Allen triosundan sadece takım kaptanı Paul Pierce topu elinde tutan rakibi ekarte edip potaya yönelen veya kendi şutunu ortaya çıkarabilen tipte oynuyor basketbolunu diğer iki yıldız ise Allen ile üç sayı çizgisinde, Garnet ise alçak post seviyesinde etkili rakibe hükmeden bir oyun oynuyorlar. Piercenin topu elinde tutması rakip savunmaların ilgisini üzerine çekmesine sebep oluyor, odak oyuncu Pierce olunca hem Ray Allen daha kolay şut pozisyonu buluyor hemde pota altında Garnet’e cirit atacak daha fazla alan kalıyor. Üstelik top Garnet’e indiği zaman rakip savunmalar Shaq yâda Duncan’a yaptıkları ikili sıkıştırmaları o kadar kolay yapamıyorlar çünkü Gernetin topu dışarı çıkardığı anda Nba’in en tehlikeli ve keskin şutörlerinden ikisinin o takımda oynadığını biliyorlar. Allen da Pierce da bu sayıları kolaylıkla atan ve bu pozisyonları seven oyuncular.

Takım hakkında yapılan en büyük eleştiri ise çok iyi niyetli süper yıldızların bir arada oynarken birbirlerine ve hatta daha fazlada diğer takım arkadaşlarına ikramda bulunmayı seviyor olmaları ve bunu biraz abartmaları diyebiliriz.
En son Boston’u Chicago karşısında izledim, bu maçta birçok pozisyonda bu üçlü kendileri sayıya ulaşabilecekken pas vermeyi tercih ettiler ve zaman zaman gereksiz top kayıplarına bile neden oldular.

Özellikle play of zamanı bu üçlü iyice acımasız olmalı ve her biri oyunu Kobe bakış açısı ile oynamalı, zaten bu üçlü ayrı ayrı kendi pozisyonunu dolduran rakip oyunculara üstünlük kurar ve hâkimiyet sağlarlarsa rakip takım her kim olursa olsun şansı olmaz diye düşünüyorum.

Bakalım Boston Celtics beklentileri karşılayabilecek mi? Senenin sonunda arzu ettikleri ve özledikleri şampiyonluğa ulaşabilecekler mi?

Nba de Boston Celtics, New York Knicks, Los Angeles Lakers gibi takımlar bizim ülkemizin üç büyükleri gibidir ve bu takımlar uzun süre şampiyonluk yaşayamazlarsa bizde görülen etkiler aynen orada da görülür. l.a Lakers şampiyon olalı çok uzun bir zaman olmadı Boston Celtics bu sene bu şampiyonluk için gerekli adımı attı darısı New York Knicks’in başına.



İlker KESER

 

Posted by basketçi


TOPU SOLOMON’A VER VE BİTİME NE KADAR KALDIĞINI ONA BİLDİR  

Posted by basketçi

Fenerbahçe Ülker Spor her maçı aynı taktik ile oynuyor. İşte usta koç Tanjeviç’in taktiği:
Tecrübeli ve derin kadronla maçı sonuna kadar taşı, maçın sonunda ver topu Solomon’a maçı sana alsın. Bu avrupada da ligimizde de değişmeyen bir senaryo. Aslında bu taktiği kenarda oturan Nedim Karakaş dahi verebilir. Aslına bakarsanız kazandığın ve şampiyon olduğun sürece bu taktikte fena bir taktik değil. Önemli olan bu plan bozulduğu zaman neler yaptığındır.
Maç tam da Fenerbahçe Ülker’in istediği yöne doğru gidiyordu maçın bitimine 5 dakika kalasıya kadar maç kafa kafaya idi, sonrasında Solomon gereksiz bir faul yaptı ve hakemde haklı olarak düdüğünü üfledi ama Solomon düdüğe tepki gösterinde hakem yine haklı olarak bu kez teknik faul çalmak için düdüğüne sarıldı ve Solomon beşleyerek saha dışına çıktı.
İşte bu andan itibaren usta koç Tanjeviç’in iplerini eline alacağını, oyuna hükmedeceğini düşündük.
Tam da maçı nasıl bir taktik ile çevireceğini merak ederken, Fenerbahçe Ülker üçlükleri yağmur gibi potaya yağmaya başladı. Bir pas bilemedin iki pas hooop üç sayı yolladılar ama demirci ustası gibi habire potanın demirini dövdüler. Açıkcası bu taktiği bırakın Sayın Karakaş’ı Fenerbahçe minik takımından herhangi bir oyuncu dahi verebilirdi.
Maçta iki takımın koçuna kameralar zoom yaptığında Orhun Eneyi devamlı oyuncularını alkışlarken hatalarında olsun ama bir daha yapma dikkat et tarzı mimikler sergilerken gördük, Tanjeviç ise her an 37 yaşındaki oyuncusundan 19 yaşındakine Amerikalsılısından Rus kökenlisine kadar herkesi azarlarken gördük.
Orhun Ene Boris'i bir ara silah olarak kullanmaktan dahi kaçınmayıp tecrübeli oyuncusundan 3–5 dakika üst düzeyde faydalanıp ondan verim alırken Tanjeviç yaşlı Real Madrid oyuncusu 29 yaşındaki Kerem Tunçeri’nin yerine milli takıma aldığı Hakan'ı 37 yaşındaki Damir Mrsıç'in arkasında 3. oyuncu olarak sahaya adım dahi atmadığını gördük.
Orhun Ene'nin yabancı oyuncu tercihlerinin banko olduğunu ve tam verim aldığını Fenerbahçe Ülker’in yabancı oyuncularının ise kimi zaman zarar verdiğini henüz çok tecrübesiz olduğunu gördük.
Fenerbahçe Ülker Sporlular yatıp kalkıp Solomon gibi eşsiz bir oyuncuya sahip oldukları için dua etsinler Solomon olduğu sürece Fenerbahçe Ülker kolay kolay maç vermez ama olmadığı anda Fenerbahçe Ülker’in maç kazanma şansının dahi olmadığını hepimiz gördük. Aydın Örslü Efes Pilsen’in adı Peter Pilsen’e çıkmıştı belki ama onun yokluğunda final four yapamasalar bile Treviso ve Zagrep’e karşı maç kazanmayı başarabilmişler ve en azından hiç bir şekilde ezilmemişlerdi çünkü belirli bir sistem ile oynuyorlardı. Fenerbahçe Ülker’in ise tek bir sistemi var topu Solomon’a ver ve maçın bitmesine ne kadar kaldığını arada ona bildir

TÜRK TELEKOM ANKARA-EFES PİLSEN
Telekom-Efes maçı iki gece önce izlediğim Miami-New Jersey maçından çok daha zevkli idi. Hele Wade ile Jasson Williams’ın crossoverları olmasa Kidd’in pasları olmasa hiç izlenmeyecek. Efes Pilsen sadece ligde değil avrupada da maç maç dengesiz oyunlar sergiliyor bazen öyle bir oynuyor ki işte Avrupa şampiyonu diyorsun bazen de öyle bir oynuyorlar ki hemen koç dahil takımın tamamını yollamalı diyorsun. Bu tabloyu ortaya çıkartan dengesizlik ise yerli oyuncu rotasyonunun Sarkanın sakatlanması ile beraber 4’e düşmesi. Dahası hafta içi ortalama 15 dakika oynayan yerliler(Kızılderililerden bahsediyormuşum gibi oldu: P herhalde daha az Red Kit okumalıyım) hafta sonu ligde 25 dakika ortalama ile oynuyorlar. Aynı durumu tersine yabancı oyuncular içinde çevirebiliriz. Bu da takım içi dengelerin bir türlü oturmamasına neden oluyor, bırakın maç maç dengesiz oyunların ortaya çıkmasını aynı maçın için de dahi inanılmaz derecede inişler ve çıkışlar ortaya çıkıyor.
Gelelim maça; Türk Telekom Michael Wright’ı hala arıyor o sakatlanmammış olsaydı Ankara’ya bahar şimdiden gelmişti ama basketbol vahlarla oynanmıyor. El Âmin bugün oyunu almak için var gücü ile çalıştı ama bana göre bugünün Telekom açısından yıldızı Tutku idi, adam Hagi ayarında Sergen ayarında Zidane ayarında milimetrik paslar attı. Şimdi demeyin el ile atmak ayak ile atmaktan daha kolay diye, çünkü basketbolda el ile pas attığın gibi o elle atılan pası ahtapot gibi kollarla kesmende çok daha kolay. Her Telekom yazımın klişesi oldu ama Tutku gibi bir oyuncu nasıl milli takımda olmaz insanın basketbol mantığı da almıyor normal zekâsı da almıyor, bünyeside kabul etmiyor.
Bekir Yarangüme tüm basketbol oynamak isteyen oyunculara örnek olmalısı gereken bir oyuncu. Herhangi bir büyük takımın altyapısından gelmeden dişi ile tırnağı ile kazıyarak 2. ligden bugünlere geldi. Onun sitilinde bir orijinal 2 numara ülkemizde yok gibi. Onu da milli takım için düşünülmeye başlanılması lazım. Mersin de Polat Kaya Bekir tarzı oynayan bir oyuncu bir kaç maçtır dikkatimi çekiyordu ama dün oldukça beğendim sadece oyununu maçın her anında aynı konsantre ile devam ettirmeli. Üst üste 4 tane üçlük soktuktan sonra yüzünün şekli değişti. Hemen bir dip not Banvitte oynayan Yunus Çankaya da bu yolda ilerliyor.
Konuyu fazla dağıtmayalım, Efes Pilsen maçın sonunda El Amin’e çalınmayıp Scoonie Pen'e çalınan düdükler ile maçı kopartmayı bildi ama maçı almalarına esas sebep hakemler değildi, oyunun genelinde arada düşüş sergileseler de iyi bir oyun sergilediler ve maçı hak ettiler. Maçın son 30 saniyesinde Telekom da Haluk Yıldırım 7 sayı 1 top çalma ile oynaması da ayrı bir güzellikti.
Dünkü oynanan Mersin Büyükşehir Belediyesi-Beşiktaş Cola Turca maçında Mersin Büyükşehir Belediyesi başkanı Macit Özcan’ın maçın yorumcusu olan eski Çukurovalı basketbolcu İhsan Bayülgen’e plaket vermesi çok güzeldi. Ne demişler yarım elma gönül alma.





İLKER KESER
basketci14@gmail.com

 

Posted by basketçi


ÇAKMA NBA TAKIMI  

Posted by basketçi

Asvel takımı hemen her mevkide inanılmaz derecede atlet, güçlü, kuvvetli oyunculara sahip bir ekip. Son yıllarda Fransa ulusal takımında da seyir eylediğimiz üzere, Fransa basketbolu giderek Amerikan basketboluna doğru koşar adımlarla ilerliyor. Fakat atladıkları bir nokta var; Amerikan basketbolunda dahi yeni oyuncular için yapılan; şut antrenmanı yerine sıçrama antrenmanı, top sürme yerine sadece crossover çalışması, beyni geliştirme yerine de sürekli vücutlarını geliştirdikleri eleştirilen konuların başında geliyor. Avrupalı oyuncular basketbol bilgilerini fundamentallarını geliştirirken Amerikalı oyuncular oyunu hızlı koşmadan ve sıçramadan ibaret olduğunu zannettikleri için uluslararası turnuvalardan son yıllarda hezimet ile ayrılıyorlar.
Yıllar önce baktığımız da Fransız takımları hep disiplin ile oynayan basketbolu iyi bilen, Yann Bonato, Gadou kardeşler, Rigadueau, Sciarra, Julian, Foirest hatta Weis gibi beyaz oyuncuların yanında önce Risacher,Jim Bilba sonrada Alain Digbeu (Air France), Moustapha Sonko gibi oyuncuları gördüğümde aklıma hep ‘’Fransa da zenci çok neden basketbol oynamıyorlar? , çok başarılı olurlar’’ diye kendi kendime sorar dururdum.
Sonra Pietrus kardeşlerin ortaya çıkması ve ilk olarak 2001 Avrupa şampiyonasında Ankara da izlediğim Tony Parker’ın katılımı ile Fransızlar yavaş yavaş eski basketbollarını bırakıp takıma katılan Tariq Abdul-Wahad, Boris Diaw, Jerome Moiso , Ronny Turiaf, Mamoutou Diarra, Mickael Gelabale, Johan Petro, , Yakhouba Diawara, Tariq Kirksay, Joseph Gomis gibi zenci basketbolcuların çoğalması ile Amerikanvari bir basketbol oynamaya başladılar.
Bu değişimi yaparken çok önemli bir şeyi atladılar; Eğer doğuştan gelen ırksal özelliklerini Avrupa basketbolu ile birleştirebilselerdi bugün uluslararası turnuvaların hepsinin en önemli favorisi Fransızlar olurdu.Düşünsenize Amerikalılar gibi fizikli,kaslı,hızlı,koşan,sıçrayan,Avrupalı gibi şut atan,savunma yapan,ikili ,üçlü oyunları,alan savunmasını yapabilen bir takım herkesin korkulu rüyası olurdu.Şimdi ise bu halleri ile Amerikalılar bile yenilirken onları kimse hesaba katmıyor.
Bu akşam ki Asvel takımı da sahada sanki bir NBA takımı olmaya çalışan ama anca ‘’çakma NBA takımı’’ olabilecek bir takım izlenimi yarattı bende.
Sahadaki oyuncuların çoğu bizim Murat ve Cenk’e oranla çok daha hızlı koşuyor ve sıçrıyordu,boyları bizimkilerden çok daha uzun , bizimkilere oranla oldukça size’lı ve kuvvetliydiler ama bizim oyuncularımız cut’lardan ne zaman çıkacaklarını çok daha iyi biliyorlardı,screen’lerden geçişi çok daha iyi yapıyorlardı,doğru şut tercihinde bulunuyorlar ve şut fundamental’ları rakip oyunculara oranla Foirest hariç hepsine göre üst düzeyde idi.Bu da bizim oyuncularımızın Asvel oyuncularına üstün gelmesini sağladı.
Galatasaray Cafe Crown maçı sonuna kadar büyük bir disiplin ile oynadı ve hepsinden önemlisi resmen sabretti.Maçın anahtarı da bu sabır oldu.Koç Murat Özyer takımını oyun kurucusuz oynamaya çok iyi hazırlamış hatta takım oyun kurucusuz oynamaya o kadar iyi şartlanmış ki gerçek oyun kurucu Cüneyt ile oynanan dakikalar takımın en kötü oynadığı dakikalar idi.
Gerçek oyun kurucu deyince ;rakip Asvel takımı bu yetenekli oyunculara eğer biraz paraya kıyıp eski oyuncuları bir dönem Ülker’de de oynayan Delaney Ruud tarzı oyunu iyi yöneten ve öldürücü şutu olan bir oyun kurucu alsalar imiş çok daha tehlikeli ve güçlü bir ekipleri olurmuş.

İLKER KESER
basketci14@gmail.com

 

Posted by basketçi


Related Posts with Thumbnails