BEKO ALL-STAR  

Posted by basketçi


Ligimizin yerli ve yabancı oyuncularını karşı karşıya getiren organizasyonu büyük bir zevkle izledik. Artık klişe olduğu ve mucizeler olmadıkça klişe olarak kalacak olan sonuçla yabancılar şov maçını kazanmayı bildiler. All Star organizasyonunun bir an önce kabuk değiştirmesi gerekiyor. All Star maçının oyuncu seçimini konusunda değişiklikler yapılmalı.
Aslında Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ülkemizde yapılan All Star maçlarının ilkleri Asya-Avrupa maçı olarak oynanmıştı, Fast Break dergisinde verilen oyuncu seçimlerini büyük bir iştahla doldurup yollamıştım. İlla Avrupanın diğer ülkeleri gibi yerli ve yabancı karması yapmak zorunda mıyız? Hele İtalya eskiden yerli oyuncularına milli takım forması giydiriyordu, komedi gibi, sanki milli takımları hazırlık maçı yapıyormuş gibi oluyordu.
Asya-Avrupa maçı her zaman denk gelmez oyuncular arada bir; bir yerde birikebilir diyorsanız ki malum Avrupa’dan sadece İstanbul takımları var ve o takımların sadece bir kısmı Avrupa yakasında.
O zaman size haklı olabilirsiniz derim ama yinede bu yöntemden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum Bir diğer fikrim ise takımların Avrupa Karması ile Dünya Karması olarak adlandırılması olabilir. Her iki takımın başına da ‘’TBL’’ markamızı ekleriz olur biter. Avrupa karmasında yerli oyuncularımızla birlikte yaşlı kıtanın diğer üyeleri Avrupa Karmasında forma giyerken; Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, Amerikalılar, Afrikalılar vs. Dünya Karmasında mücadele ederler. Maksat ilgiyi ve seyirciyi arttırmak ise bir an önce bu tercihlerden birisi yapılmalı, yoksa her ne kadar bu bir şov olsa da hep yenilmek hoşuma gitmiyor. Gelecek sene yerli oyuncular daha da ezilir ve ıslıklanırsa ne yapacağız?

Smaç yarışması geçen seneye oranla çok sönük kaldı, yarışmayı kazanan Banvit’li oyuncu Jason Forte’yi belki gelecek ay bile kimse hatırlayamayacak. Oysa geçen seneki yarışmada White’ın yaptığı smaçlar hafızamıza derin bir iz kazımıştı.
Şut yarışmasını kazanan Tofaş orijinli Beşiktaş Cola Turca’lı oyuncusu Ömer Ünver yarışmayı kazanmasının yanı sıra herhalde bir de rekor kırdı;3 sayı yarışmasında en fazla şut deneme rekoru  Ömer’in en büyük avantajı; şutunu elinden çabuk çıkarmasının yanında boyunun uzunluğu ve sıçramadan atması. Bütün bunlar bir araya gelince üst üste ikinci şampiyonluk da kaçınılmaz oldu.
Gelelim maça, yabancı karması geçen yıla oranla oldukça zayıftı. Türk oyuncularımız oldukça iyi mücadele ettiler ama sonunda güçlü olan taraf kazanmayı bildi. Türk oyuncularımız içerisinde göze batan isimler; Lütfi Arıboğan ile birlikte Adana’dan çıkan en büyük basketbolcu olan Haluk Yıldırım, Hüseyin Beşok ve Cevher Özer idi. Yerli oyuncular maç boyu çok fazla top kaybı yaptılar. Serkan Erdoğan biraz daha iyi oynayabilseydi maçı dahi alabilirdik. Ender Aslan ve çok beğendiğim Hakan Köseoğlu etkisiz eleman gibiydiler.
Organizasyon da verilen ödüllerin de oldukça tatminkar ve sponsor Beko’ya yakışır olduğunu belirtmek lazım. Traktör Traylor maçın sonunda MVP ödülünü hakkı ile kazanmayı bildi.


İLKERKESER/basketci14@gmail.com

MEHMET ‘’OKUR’’; AMA İYİDE YAZAR  

Posted by basketçi


Mehmet Okur ülke basketbolumuzun yetiştirdiği en büyük basketbolculardan biri belki de en iyisi, en azından kâğıt üzerine bakınca kariyeri bunu bize açıkça dillendiriyor. Oyunu okuma yeteneği çok üst düzeylere ulaşan, All Star olan NBA şampiyonu olan ama milli takımda Semih Erden sıfatına girmesi beklenen efsane basketbolcumuz; İndiana Pacers maçında Utah Jazz tarihinin en çok sayı+ribaunt toplamını bulan pivot’u oldu. Üstelik Utah Jazz tarihinde bunu başarabilmiş iki oyuncudan biri. Diğer oyuncu tabiî ki ‘’Postacı’dan’’ başkası değil, Mehmet Okur herhalde Yugoslav, İtalyan, Yunan vatandaşı falan olsaydı ulusal takımın tüm oyuncuları onun etrafında kurulurdu ve ülkesinde kahraman ilan edilir hatta heykeli bile dikilirdi.
NBA de üzerinden setler oynanan, 26 sayı ortalaması olan bir oyuncuyu biz milli takımımıza alıyoruz ve üzerinden tek bir set dahi oynatmadan hatta potaya sırtı dönük rakibi ile birebir bırakıp tek bir pozisyon dahi hazırlamadan Okur’dan verim almaya çalışıyoruz. Herhalde dünya basketbolundaki rakiplerimiz bu anlayışa şapka çıkartıyorlardır. Milli takım koçumuz yıldızlara inanmadığını ve kişiye özel sistem hazırlayamayacaklarını söylüyor ama Mehmet Okur her seferinde halkı tarafından Nowitzki ile kıyaslandığı için asla beğenilmiyor.
Mehmet Okur dururken bakıyorum, Fatih Solak ulusal takımımızın pivotu olarak sahaya çıkıyor, adım gibi eminim ki Tanjeviç; Semih Erden ile oynamayı her zaman her yerde Mehmet Okur’la oynamaya tercih eder çünkü Semih Erden’i basmakalıba sokabilirsin ama Mehmet Okur çok özeldir. Mehmet Okur’la oynayabilmek için modern basketbol bilginiz en üst düzeyde olmalıdır. Özellikle sahada oyuncularına attığı fırçaları düşünün: Semih Erden’e bağırmak kolaydır çünkü onu milli takımda ilk kez siz oynatmışsınızdır ve daha gençtir ama Mehmet Okur’a bağırmak her pozisyonda onu haşlamak nerdeyse imkânsızdır.
Milli takımının elemelerdeki kadrosuna baktığımız zaman da sırtı potaya dönük oynayabilen tek bir isim dahi gözümüze çarpmıyor. En kalıplı oyuncumuz olan Oğuz dahi yüzü potaya dönükken etkili olan bir isim, hatta potadan uzaklaştıkça sayı gücü artıyor. Avrupa Şampiyonasından sonra koskoca All Star oyuncuna tek bir oyun seti hazırlamadın diye Tanjeviç’e yüklenmiştim. Böyle bir oyuncuyu pota altında bire bir bırakıp rakiple teke tek oynatacak tek bir oyun dahi hazırlamamıştı Tanjeviç, Okur; Semih gibi sıradan oyuncu statüsünde gidip gidip geliyordu. Ribaunt alırsa dönüp oynuyordu, Mehmet Okur’un skor da etkisizliğini gören seyirciler:
Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye dev oyuncuya yükleniyorlardı. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Okur’un üzerinden oynanan tek bir setin dahi bulunmadığını nerden bilsinler.
Mehmet Okur bütün bu olumsuzluklardan etkilenerek ortaya sakatlık balonu uçurup milli takım formasını terletmekten kaçındı bu yaz. 2009 Avrupa Şampiyonasında forma giymesi hem onun hem de ülkemizin yararına olacaktır.
Fatih Solak, Semih Erden, Ermal Kurtoğlu, Kerem Gönlüm, Oğuz Savaş, Kaya Peker gibi isimler çok değerli oyuncular ve mücadeleye dayalı oyunu asla bırakmayan hep ribaunt kovalayan dahası kariyerleri boyunca az süreler almaya ve süre paylaşmaya alışmış oyuncular ile her zaman dünya altıncılıkları alabiliriz elemelerde ortalığı silip süpürebiliriz ama asla şampiyon olamayız. Şampiyonluk büyük oyuncular ile kazanılır, evet bu isimler olmadan ve hâlihazırda sergiledikleri performanslarını sergilemezlerse şampiyonluk yine kazanılamaz ama Mehmet Okur gibi fark yaratan oyuncular olmaz ise madalya sadece hayal olur.
Mehmet Okur’u milli takım forması altında da; 40 dakika süre alıp 43 sayı atmasını, 9 ribaunt almasını canı yürekten istiyorum. Eğer yeterli fırsat tanınırsa bunu yapabileceğini düşünüyorum. 2009 Avrupa Şampiyonasında Hidayet Türkoğlu ile birlikte bizi şampiyonluğa götüreceklerine adım gibi eminim. Yeter ki onlara yıldız gibi oynama şansı verilsin.
2009 All Star maçında umarım Memoyu ve Hedoyu karşılıklı izleme şerefinede nail oluruz.

İLKER KESER
basketci14@gmail.com

BEKO LIVE 2009  

Posted by basketçi

2008’in son demlerinde takımlarımızı masaya yatırıp neler yaptıklarına ve neler yapabileceklerine dair biraz kafa yordum, ligin zirvesinden başlayalım.

EFES PİLSEN
Öncelikle Aydın Örs seslerinden son derece memnun olduğumu belirtmeliyim. Aydın Örs ve Ergin Ataman’ın bu yerlere kolay gelmediklerini büyük adam olmanın öncelikle adam olmaktan geçtiğini ispatladılar.
Efes Pilsen de Tuncay Özilhan; Aydın Örs’e teknik danışman veya teknik koordinatör sıfatı ile takımın bünyesinde yer almayı teklif etti.
Aydın Örs öncelikle bu teklifi eski yardımcısı Ergin Ataman’ın üzerinde bir görev olduğu için kabul etmek istemedi ama Ergin Ataman bu konuda destek verince görüşmeler daha da ciddiye bindi. Umarım Türk basketbolumuzun yararına bir sonuç alınır zira en son bir arada olduklarında Koraç Kupası gibi anlamlı bir kupayı ülkemize getirmişlerdi.
Efes Pilsen bu yıl ligimizin en pahalı ve en iyi kadrosunu kurdu. Ligde kendilerine en yakın kadroya sahip Fenerbahçe Ülker’i incelediğimizde Gordan Gricek’i takımdan çıkardığımız anda takımın özellikle sayı gücünün büyük ölçüde azaldığını aynı açıdan Efes Pilsen’e baktığımızda ise dengelerin daha bir oturduğunu görüyoruz. Bugün Efes Pilsen takımında hangi oyuncuyu takımdan çıkarsan açığını kapatacak bir oyuncu mutlaka var.
Efes Pilsen ligimizde şu ana kadar oldukça başarılı ama aynı şeyi Euro Leage için söyleyemiyoruz, umarım son maçlarında yükselişe geçeceğinin sinyalini veren ekibimiz Avrupa da çıtayı daha da yükseltebilir.
Takıma yeni katılan Cliff Hammonds oyun kurucu pozisyonunda yaşanılan tek düzeliğe bir hareket getirecektir ama Efes Pilsen taraftarlarının gönlünde her zaman Naumoski ayarında bir oyun kurucu yatmaktadır.
Mario Kasun’un takıma sağlıklı bir şekilde katılması Efes Pilsen’e 2009 için en güzel hediye olacaktır. Sinancan’ın süresinin artmasını da sabırla bekliyoruz.

GALATASARAY CAFE CROWN
Murat Özyer geçen sene takımını Uleb Cup da ilk 4’e sokmasının rüzgârı ile bu yılda takımın başında kaldı, ancak bu yıl yapılan önemli transferlerden sonra Galatasaray taraftarlarını ve yöneticilerini ligde oynanacak bir final hatta şampiyonluk dışında bir şey kesmeyecektir. Ancak Galatasaray camiasına baktığımızda herhangi bir şampiyonluk havası sezinleyemiyoruz. Bunda en büyük rol camiayı bu havaya sokacak, tıpkı geçen sene Beşiktaş Cola Turka’da Ergin Ataman’ın yaptığı gibi şampiyonluğu sürekli telaffuz edip camiayı hareketlendirecek birinin bulunmaması. Camiayı hedefe götürecek açıklamaları Levent Topsakal’ın yapmasını bekledik ama oda yönetim tarafından kovuldu, kim bilir belki de ekonomik nedenlerle kovuldu belki de varlığından rahatsız olan kişiler kovdurdu ama her şekilde Galatasaray camiası kaybetti.
Galatasaray camiada genel bir tavır olarak dere geçerken at değiştirmek hoş karşılanmaz ama şu an için boşta olan Orhun Ene liseden Galatasaraylıdır, Galatasaray lisesinin basketbol takımını dünya şampiyonu yapmıştır. Murat Özyer ile devam etmemek benim görüşüme göre şu an yanlış olur ama bir kan değişikliğine gidilecekse bu isim kesinlikle Orhun Ene olmalıdır.
Rashid Atkins Galatasaray Cafe Crown’ın en son transferi oldu. Yıllardan beri çok iyi bildiğimiz bir oyuncu, ama bana göre büyük takım oyuncusu değil daha önce Tekel de ve Banvit de izledik, bana göre buraların oyuncusu yalnız son iki yıl Polonya’da Euro Leage oynaması onu baya geliştirmiş ama yinede hedef şampiyonluksa, o seviyelerin oyuncusu değil. Reese'de ülkemizde daha önce çok başarılı sezonlar geçirmişti ama Beşiktaş da varlık gösterememişti, bakın şimdi Aliağa Pektim de yine süper oynuyor ama bugün gelsin büyük takıma yine başarılı olamaz. Hatırlarsanız Süleyman Youla vardı, adam Gençlerbirliği’nde süper oynuyordu ama Beşiktaş’a gelince sezonun sonunu dahi bulamamıştı şimdi Eskişehir de bakıyorsunuz yine büyük takımları yıkan adam ama yine gelse büyük takıma yine başarılı olamaz çünkü bazı oyuncular büyük takım oyuncusu değillerdir.

FENERBAHÇE ÜLKER
Sezonun en şanssız takımı olarak adlandırabiliriz, Ömer Aşık gibi mükemmel bir potansiyelden hala yoksunlar, Semih Erden takımını bir süre yalnız bırakmak zorunda kaldı, takımın skor lideri olması beklenen Gricek ona ihtiyaç duyulan anlarda sahada sakatlığı nedeni ile yoktu. Yinede bu dönemi en az hasarla atlatmaya çalışıyorlar, ligde üç deplasman yenilgisi aldılar Telekom maçında son saniyede Bekir’in şutu girse sıralamada bir sıra daha aşağıya ineceklerdi. Bu takımın ölüsü Euro Leage de ilk dörde rahatlıkla kalır ama bu sene tüm taraftarları Fenerbahçe Ülker’den dörtlü final bekliyor. Mirsad Türkcan için birkaç cümle sarf etmemek çok büyük haksızlık olur. Şu an için benim gözümde Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi basketbolcularından birisidir Mirsad Türkcan ve sahadaki enerjisine ve katkısına bakınca 10 yıl öncesinden çok fazla bir fark göremiyorum.
Fenerbahçe Ülker’e baktığımız zaman taşların yerli yerine oturduğunu görüyoruz, bu sene için en büyük değişiklik Gricek faktörü olacak ama onu da sahada tam net olarak henüz göremedik. Emir de müthiş bir kıpırdanma var oldukça yararlı oynuyor, Devin Smith hem savunmada hem hücumda katkı sağlıyor. Şu an için tek üzüntüm Serhat Çetin’in fazla süre alamaması çünkü Fenerbahçe Ülker’in dinamikleri belli, son 3 sezondur Ömer Onan şampiyonluğun en kilit ismi. Ömer’in performansının düştüğü herhangi bir seride Fenerbahçe Ülker takımı büyük problemler yaşayacaklardır. Bu yüzden Serhat Çetin her an hazır tutulmalıdır. Emir Preldzic’e tanınan imkânlar Serhat Çetin’e de tanınmalıdır.

TÜRK TELEKOM
Türk Telekom ligin en tempolu hücum basketbolunu oynayan takımı, hücumları için söylenebilecek çok az hata var ama bunların en önemlisi dışa bağımlı bir takım olmaları, kaybettikleri son Antalya maçında kullandıkları 25 üç sayılık atıştan sadece 4 isabet çıkarabildiler. Aslında Telekom o kadar hızlı top çeviriyor ve özellikle Tutku’nun penetre pasları ile ve Michael Right’ın ikili sıkıştırmalarda boş adamı rahat bulması ile çok fazla boş atış imkânı buluyorlar ama bunları değerlendiremeyince yenilgide kaçınılmaz oluyor. Türk Telekom ekibinin en büyük zaafı savunmada yaşanıyor, çok fazla sayı yiyorlar savunma dirençleri bana göre çok zayıf. Kondisyonu bu kadar iyi görünen bir takımın çok daha baskılı ve sert savunma yapmasını bekliyoruz.

ALİAĞA PETKİM
Adana’daki yükselme maçlarında Tofaş ve İ.T.Ü gibi armaları saf dışı bırakıp sürpriz yapan İzmir ekibi ligde de Reese ve Mete Babaoğlu eşliğinde süprizlerine devam ediyor. 2009 boyunca bu performanslarını devam ettirebilirler mi bilmiyorum ama lige renk kattıkları kesin. Reha Öz, Fatih Solak kendilerini İzmir ekibinde çok iyi buldular, basketbolunu çok beğendiğim Ceyhun Altay’dan patlama bekliyorum.

ANTALYA BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE
Öncelikle ellerinden çok büyük bir koçu kaçırdıklarını belirtmeliyim. Takımı devralan Altar Tunçkol takımın yabancısı olmadığı için şimdilik pek bir sıkıntı yaşamadılar. Takımın eski yıldızı Ricardo Marsh takıma geri döndü ve takımın gücüne güç kattı. Ersin Görkem her geçen gün daha da görkemli ve faydalı oynuyor, oynadığı her yıl bir öncekine oranla daha iyi ve daha kaliteli oynuyor. Can Akın dış şutunu geliştirdiği takdirde Avrupa çapında bir oyun kurucu olabilir ama şu haliyle hep bu seviyelerin oyuncusu olarak kalacaktır.
BANVİT
Oyun kurucuları Crispin’in oyun tarzından hiçbir zaman hoşlanmadım. El Amin vari bir oyun tarzı var ama oyun içindeki tercihlerini özellikle kritik anlardakini genelde yanlış buluyorum. Şutu tuttuğu zaman isabetli olabiliyor ama bu kez de 3 sayılık atışları zorlamaya başlıyor ve takımın hücum ritmini bozuyor. Bana göre takımın el freni. Umut Yenice, Erkan Veyseloğlu, Yunus Çankaya ve Caner Topaloğlu gibi kalburüstü oyuncuları var. Banvit takımı biz basketbol severlerin beklediği patlamayı Selçuk Ernak’la bir türlü yapamıyor, belki de hepimizin damağında kalan Baldwin basketbolunu özlüyoruz ama artık kalıcılığını sağlamlaştırmış olan Ernak’tan basketbol adına daha sıra dışı ve fark yaratacak açılımlar bekliyoruz.

MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE
Çok şanslılar ki 4 tane çok kaliteli yabancıları var, Kimani Friend’ı ve Basden’i çok yakından tanıyoruz zaten. MC Clebb de çok etkili bir oyuncu Lofton üst düzey bir şütör. Lofton’un Ümit Sonkol ile beraber sakatlanması güney temsilcisi için çok kötü oldu. Zaten dar olan rotasyon iyice kısalmış oldu. İnanç Koç takıma liderlik yapıyor. Mersin de basketbolunu çok beğendiğim Altan Erol ve Uluğ Kaçaniku’nun daha fazla katkı yapmalarını bekliyorum. Altan geçen sene kadar olmasa da fena değil ama Uluğ potansiyelinin çok altında oynuyor.

PINAR KARŞIYAKA
Geçen seneki Pınar Karşıyaka’nın yerinde yeller esiyor. Takımın en önemli silahı Hakan Köseoğlu; Hakan kariyerinin zirvesinde iken bir dünya kupası oynadı ve ne olduysa ondan sonra oldu, belki hiç düşüş yaşamadı ama o noktadan sonra bir sıçrayış yaptığını da gören olmadı. Geçen sene Kepezin dümeni ona teslim edildi ve o bildiğimiz süratli temposuna takımı idare etme ve yönlendirme işini de çok iyi yaptı ve neticesinde asist kralı oldu. Bu sene benzer bir etkiyi yaratmak için uğraşıyor. Eğer destek alabilirse bunu başarabilir.

BEŞİKTAŞ COLA TURKA
Beşiktaş Cola Turka yanlış yönetilmenin faturasını bu sene çok fazla çekecek, Ülker gurubundan 5 yıl için alınan paraların 1 senede futbola heba edilmesi takımı oldukça zor durumda bıraktı. Sezona başlayan kadrodaki yabancılar bir bir kaçtılar, şimdi Beşiktaş taraftarlar elindeki yabancıların ne kadar dayanacaklarını merak ediyorlar. Haluk Yıldırım, Muratcan Güler, Cevher Özer ve Mehmet Yağmur gibi elit yerli oyunculara Süper Mario ve Baxter gibi kaliteli yabancıları olan bir takım ligin sonunda en kötü 5. sırada olmalı. İlk beş sıra dışında her türlü sonuç Beşiktaş Cola Turka için başarısızlık olur. Eğer paralar ödenmezse ve yabancılar tekrar kaçalarsa, yerli oyuncularında huzuru kaçarsa koskoca camia sene sonunda play off’a dahi kalamayabilir.

DARÜŞŞAFAKA COPER TİRES
Efes Light son derece başarılı maçlar çıkartıyor, özellikle büyük takımlara karşı Fenerbahçe Ülker’e yaptıkları tarzda sürprizler yapabilirler. Soner Şentürk mükemmel oynuyor. Hammonds’ın gitmesi adeta ona yaradı. Soner çok güçlü ve ayakları çok çabuk bir oyuncu, bu sayede rakibini geçip potaya kadar uzanabiliyor. Can gibi oda şutunu geliştirirse elit düzeye ulaşabilir. Melih Mahmutoğlu lig ilerledikçe kendisine daha fazla güvenecek ve şut yüzdesini sayısını arttıracaktır. Darüşşafaka’nın maçalarından büyük bir keyif alıyorum ve hiç kaçırmamaya çalışıyorum.

OYAK RENAULT
Oyak bu sene duraklama devrine girmiş gibi, biraz daha kıpırdanmaları lazım. Tamamen aynı yerli kadro ile oynuyorlar tek fark Büker kardeşlerin yeniden buluşması oldu. Birlikte oynama alışmış olan bu kadro ilerleyen zamanlarda daha iyi basketbol oynayıp daha iyi sonuçlar alacaklardır.

MUTLU AKÜ SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Ufuk Kaçar’ın tecrübesi ve liderliğinde ligde tutunmaya çalışıyorlar, işleri gerçekten çok zor ama Ufuk asla vazgeçmeyen bir lider. İsmail Çevik artık oynadığı bir takıma kalburüstü katkı vermeli, yetenekleri doğrultusunda oynamalı.

KEPEZ BELEDİYESİ
Kepez Belediyesi spor’a her branşta katkı yapan bir belediye olduğu için basketbolla bir anlık hevesle uğraştıklarını düşünmüyorum. Geçen yıl oldukça başarılı olan takımı gereksiz yere değiştirerek oyuncuları elinde tutamayarak oldukça kötü bir iş çıkarttılar. Alınan üst üste başarısız sonuçlardan sonra eski Bosna Hersek milli takım antrenörlerinden Sabit Hadzic’i yolladılar. Yerine geçen sene Daçka’yı ligde tutarak şapkadan tavşanları sıralayan Halil Üner’i getirdiler. Halil Üner’in gelmesi ile ‘’Traktör’’ Traylor kendi kimliğini buldu. Traktör eğer Avrupa da kalıcı ise gelecek yıl dahi büyük kulüplerin birinde onu izleyebiliriz. Serkan İnan Fenerbahçe de oynarken Aydın Örs’ün savunmada çok fazla güvendiği adamlardan biri idi, Halil Üner ile onunda çıkışa geçeceğini düşünüyorum.

ERDEMİR
Ligden düşmeye en büyük adaylardan biri, kadroları bence çok yetersiz, Hakan Demirel takviyesi Erdemir’i kurtarmayacaktır. Serhan Kavut, Emre Ekim, Gökhan Sunter ve Özgür Bıyık 2. lig seviyesindeki oyuncular. Geriye kalan yerliler de birbirleri ile oldukça uyumsuzlar.

CASA TED KOLEJLİLER
Takımın geneli bana göre 2. lig seviyesinde, Kolej bu sene büyük bir ihtimal küme düşecektir ama hemen hemen aynı kadroyu koruyup tekrar lige dönebilirler. En büyük safları savunma yapmamaları.
Tüm basketbol severlerin yeni yılını kutluyorum, dilerim yeni yıl bize Avrupa da kupa getirir.



İlker KESER
basketci14@gmail.com

ŞİFRELİ YAZI  

Posted by basketçi

ŞİFRELİ YAZI  

Posted by basketçi

Bu yıl basketbol için değişik bir yıl olacak. Basketbol severler; yıllar önce Euro Leage maçlarında Cine 5’in Süper Spor’u ile kısa bir tecrübe yaşadığı şifreyle tam anlamı ile tanışmış oldular. Kişisel fikrim ülke basketbolumuzun henüz şifre olayına hazır olmadığı yönünde. Basketbol henüz geniş kitlelerin seyir zevkine girmediği için bu girişim geri tepebilir. Üstelik basketbol liglerimiz de yer alan takımların bir çoğu müessese takımı, geride kalan ekiplerinde nerdeyse tümü sponsor ön isimli. Maçların şifreli kanaldan yayınlanması neticesinde yeteri kadar reklâmını yapamayacağını düşünen takımlar yavaş yavaş ligimizden ellerini ayaklarını çekip iyice futbola kayabilirler. Yayın gelirlerini arttıralım derken iyiden iyiye yerleşen sponsor sisteminden olmayalım.
Ligimizde tam 6 tane müessese takımı mevcut:
Türk Telekom-Efes Pilsen-Banvit-Aliağa Petkim-Oyak Renault-Erdemir
7 ekibin sponsoru var:
Galatasaray Cafe Crown-Fenerbahçe Ülker-Darüşşafaka Cooper Tires-Pınar Karşıyaka-Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi-Beşiktaş Cola Turka-Casa Ted Kolejliler
Geriye 3 takım kalıyor onlarda belediye takımı:
Mersin Büyük Şehir Belediyesi-Antalya Büyükşehir Belediyesi-Kepez Belediyesi
Belediye takımları da bir nevi reklâm amaçlı kurulmuş takımlar çünkü hepsi güney temsilcisi ve bu iki ilimizin konaklamadaki yatak sayısı nerdeyse ülkenin geri kalanına eşit durumda.
(Takımlar ligdeki sıralamaya göre yazılmıştır.)
Bu uygulamanın etkisini ileriki yıllarda daha iyi göreceğiz ancak Efes Pilsen Euro Leage maçlarını açık kanaldan yayınlatarak bu konuya bakış açısını herkese belli etmiş durumda.
Ülkemizde basketbolun sıçrama yaptığı dönemlere kısaca bir göz atarsak karşımıza hep televizyon yayınları çıkıyor. Ben basketbolumuzu 3 ayrı kuşağa ayırıyorum.
1. Kuşak Beyaz Gölge kuşağı
TRT ekranlarında yayınlanan efsane dizi ülkemizin bir anlamda basketbol ile tanışmasını sağlamış ve bu günlerin temelini atmıştır. Bu kuşak Yugoslavya’yı yenip Balkan Şampiyonu olan Efe Aydanlardan başlayıp Koraç Kupasını kazanan Tamer Oyguçlara kadar herkesi etkilemiştir.
2. Kuşak ise Efes Pilsen’in Avrupa da fırtına gibi esip iki final oynadığı ve bizi gururlandırdığı, yaş olarak bizim dönemimiz. O zamanlar hatırlıyorum da antrenman saatlerimiz bile Efes Pilsen’in Avrupa maçlarına göre ayarlanırdı.
Koç bize Perşembe akşamı şu saatte antrenman var dediğinde tüm takım itiraz eder ve hocam o saatte Efes Pilsen’in maçı var derdik. Hocada yapma ya der ve antrenman saatini ona göre ayarlardı.
79 jenerasyonu yani Kerem Tunçeriler, Hidayet Türkoğulları, Mehmet Okurlar vs. böyle ortaya çıktılar.
3. Kuşak ise 2001 Avrupa şampiyonasında oynadığımız final’in yarattığı etki ile yaşanan patlamadan oluşan 87 jenerasyonu. Cenk Akyollar, Semih Erdenler, Oğuz Savaşlar vs. bu dönemin neticesinde ortaya çıktılar.
Tabiî ki hem 79 hem de 87 jenerasyonu, 2001 ve 2010 şampiyonalarını göz önüne alınıp federasyon tarafından özel bir ilgi gösterilerek, o dönemlere verilen ağırlık neticesinde bu oyuncular kendilerini geliştirdiler ama dikkatli bakacak olursak her 3 dönemde de basketbolun televizyondan izlenme oranının en üst seviyelerde olduğunu görürüz.
Beyaz Gölge efsanesi günümüze kadar ulaşmış durumda, Efes Pilsen’in maçlarından sonra tüm okul hatta tüm öğretmenlerimiz bunu konuşurlardı, basketbola ilgimi bilen herkes bir şekilde Efes Pilsen maçlarını heyecanla benimle tartışmaya çalışırlardı. 2001 sonrası tüm çocuklar bir anda 12 Dev Adamdan biri olma hayali ile yaşıyorlardı. O dönemde yaptığımız basketbol okullarına rekor katılım oluyordu, seans yetiştiremiyorduk.
Bütün bunlar başarı ile beraber televizyonun katkısı ile evlerimize ulaşıyordu. Elbette ki başarı olmadığı sürece ortada izlenebilir bir şey olamaz ama bu haliyle başarıda gelse birçok kimsenin haberi dahi olmayacak.


İLKER KESER
basketci14@gmail.com

Galatasaray Knicks  

Posted by basketçi


90’lı yılların en etkili takımlarından olan Pat Riley yönetimindeki New York Knicks’e; Charles Oakley, eski Efes Pilsen oyuncusu Anthony Mason ve efsane pivot Pat Ewing gibi oyunculardan kurulu center-power forvet-small forvet üçlüsünün fiziklerine, pota altını savunmada ve hücumda domine ediş biçimlerine atıfta bulunarak New York Knickerbockers lakabı verilmişti.
Galatasaray Cafe Crown da Murat Özyer Zizic,Milojevic ve Erdem’i aynı aynı anda oynattığı zaman aklıma hemen New York Knickerbockers geliyor. Pat Ewing önderliğindeki Knics ekibi 90’lar boyunca Önce Jordan’a, Jordan’ın basketbola ara verdiği iki yılda Hakem Alojuwon’a toslayıp şampiyonluk göremeden bir devri kapatmışlardı.
Zizic, Milojevic ve Erdem üçlüsüne Gurovic de eklenince ortaya inanılmaz fizik gücü ile beraber 4 tane aynı tipte topla oynayabilen, koşabilen, hem yüzü dönük hem de sırtı dönük oynayabilen dahası şut sokabilen olağandışı bir ekip çıkıyor. Bu oyunculara 4 ve 5 numaraları bu sene büyük bir başarı ile oynayabilen Cemal Nalga’yı da ekleyince deyim yerindeyse beton gibi bir takım oluyorlar. Cemal Nalga bu sene özellikle hücum ribauntlarını ve bitiriciliğini çok fazla geliştirdi ve takımdaki yerini sağlamlaştırdı.
Galatasaray Cafe Crown maça Cüneyt’in sakatlığı nedeni ile alışık olduğu düzenin dışında başlamak zorunda kaldı. İlk beş başlayan 3 yabancısından birini kesip oyun kurucu mevkisinde Marshall Strickland ile başlayınca pota altında da Cemal Nalga ile başlamak zorunda kaldılar.
Hızlı ve Öfkeli serilerinde, arabalar yarış esnasında NOS’un nitro kitlerinden ilkini ateşleyince hızları birden artar sonra ikinci nitro kitini patlatırlar ve son sürate ulaşırlar. Murat Özyer 2. yarının hemen başında Cüneyt Erden’i oyuna alarak ilk nitro kitini ateşleyerek ilk iki periyotta üstünlük sağlayamadığı rakibine karşı dengeyi sağladı. Son periyotta ise 2. kiti yani Hüseyin Beşok’u sahaya sürerek de rakibini geçmeyi başardı. Sonuç olarak modifiye özellikleri yani, elindeki kadrosu elindeki silahları daha fazla olan Galatasaray Cafe Crown, Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi’ni geniş kadrosunun avantajı ile finiş çizgisinde olsa dahi geçti.
Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi koçu Cengiz Karadağ oyun kurucusu Monty Mack’i yanında fazla tutunca maçı elinden kaçırdı. Özellikle son 1 dakikada sahada olması gerekirken, koç maçın sonunu İlker ve Murat Yolcu ile oynamayı tercih etti. İlker sakatlanınca son 40 saniyede oyuna giren Mack, belki koçuna kızdığından belki de oyuna soğuduğundan üst üste iki hata yapınca Konya ekibi mükemmel mücadele ettiği maçı kaybetmek durumunda kaldı. Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi’nin pivot’u Ekene Ibekwe son derece atletik ve seyir gücü yüksek bir oyuncu. Bundan sonra dikkat ile izlemenizi tavsiye ederim. Ekene Ibekwe, Monty Mack ile skor gücünü de sırtlamış durumda ama bu iki oyuncuya yerli oyunculardan sadece Ufuk Kaçar yardımcı oluyor. Ufuk Kaçar’ın takıma yaptığı liderlik ve sahaya yansıttığı azim ve mücadele üst düzeyde ama İlker, Yolcu, İbrahim Öztürk gibi kısalar daha fazla katkı yapmalı. Özellikle ilk beş başlayan İbrahim Öztürk dış şutlardaki başarısını arttırmalı.
Cüneyt ve büyük oyuncu Hüseyin Beşok’un katkısından bahsettik ama Amerikalı skorer Antonio Graves olmasa 4’te 4 yapmak oldukça zor olacaktı. Erdem, Zizic, Milojevic ve Cemal bu üç oyuncunun dışında günün etkili isimleri idi. Marshall Strickland ve Gurovic ise günün hayal kırıklıkları idi ama geniş kadrolarda öne çıkan isimler bekleneni veremeyen oyuncuların açığını da kapatabiliyor.
Galatasaray Cafe Crown bu yıl Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker arasından sıyrılıp şampiyon olabilir mi bilmiyorum ama camia böyle bir şampiyonluğa oldukça aç. Buna rağmen tribünlere baktığımızda bir türlü dolu göremiyoruz. Galatasaray Cafe Crown takımında Murat Özyer yer yer eleştiriliyor ve sorgulanıyor.
Galatasaray Cafe Crown geçen sene tarihinin en büyük başarılarından birine imza atarak Uleb Cup’da yarı final oynadı; bu yıl da oldukça etkili bir kadro kuruldu ama seyircide ve taraftarlarda hala bir “ acaba” var.
Geçen sene Beşiktaş Cola Turca koçu Ergin Ataman’ın yaptığı iddialı açıklamalar seyircisi ile oldukça etkili bir sinerji oluşturmuş ve her maçı dolu tribünlere oynamışlardı. Ergin Ataman sadece takımına değil tüm camiaya liderlik etmişti, her fırsatta hem ligde hem de Uleb Cup da şampiyon olacaklarını deklare ediyordu. Beşiktaş belki şampiyon olamadı ama arkasına aldığı muhteşem seyircisinin verdiği coşku ile şampiyon olabilirdi.
Murat Özyer’in basketbol bilgisine ve sahada sunduğu basketbola inanılmaz derecede güveniyorum. Yalnız Murat Özyer yapısı itibari ile sakin duruşu ve yaptığı temkinli açıklamalar ile camiayı havaya sokabilecek bir tip değil. O yüzden şampiyonluk takım içerisinden birileri tarafından her fırsatta telaffuz edilerek camia hareketlendirilmeli.


İLKER KESER
basketci14@gmail.com

ÇEKİRGE HESABI  

Posted by basketçi


Hesap gayet basit, çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde küüt diye yere çakılırmış. Mario Kasun’suz Efes Pilsen de zar zor ama bileğinin hakkı ile kazandığı iki maçtan sonra bu kez maçın sonunu getiremedi.
Efes Pilsen maçın genelinde tam sahada, ikili sıkıştırmalı baskıyı tercih etti. Yunan ekibinin oyun kurucuları her pozisyonda bu baskıyı dikine geçip yararak pota altına kadar inip adeta ikiye bir hücum ettiler, yani uzunu üzerlerine çekip boş pası pota altına indirdiler. Uzun oyuncularda Efes Pilsen kısalarının kayarak yardıma gelip pas arası ve yardım yapmamalarından dolayı her pozisyonu; ya smaç atarak ya bomboş sayı atarak ya da basket faul çıkartarak bitirdiler. Bu derece baskılı oynamayı seçen büyük koç Ergin Ataman neden Sinan Güler’e daha fazla şans vermiyor anlayamıyorum. Bence her maça Sinan ile başlamalı ve ona uzun süreler vermeli.
Kerem Gönlüm’ün adeta cengâver gibi direnmesine Kaya ve Kakiouzis yardım etmeyince pota altında hep yenildik. Geride kalan üç maça baktığımız da Mario Kasun’un yokluğunun Efes Pilsen’i oldukça zayıflattığını gördük. Panionios takımı asla Efes Pilsen kalibresinde bir takım değil. Bu maçta aldığımız yengiyi ileride çok fazla arayacağız Mario Kasun’un sakatlığı dolayısı ile getirilen Amerikalı pivot Dwyane Jones bu maçta az bir şey katkı verseydi bu maçı kazanabilirdik ama katkı bir yana yaptığı saçma sapan faullere öyle bir centilmenliğe aykırı faul ekledi ki gözlerimize inanamadık. Demek ki Avrupa kuralları ona fazla anlatılmamış. Dwyane Jones katkı yapmazsa Efes Pilsen’in işi çok zor.
İlk iki maçın kahramanı oyun kurucumuz Milos Vujanic süper kahraman kostümünü çıkartarak normal haline döndü. Sayı üretilemeyen 3. çeyreğin başı dışında çok dengeli bir sayı dağılımı oldu ama o tarz kısır döngülerde sayı bulmakta sancılanılan dönemlerde ortaya esas oğlan olarak çıkması beklenen Charles Smith paso karavana atıp demirci ustası gibi habire çemberin demirini dövünce rahat kazanmamız gereken bir maçı kaybettik. Charles Smith’in ve takımın diğer kalanının attığı her boş şutu potamızda fast break olarak geri gördük. Efes Pilsen nerdeyse hiç fast break bulamadığı gibi rakibin bol bol bulduğu boş şutları da kendi hücumunda bir türlü bulamadı. Kullandığı atışların tamamı el üzeriydi dersek fazla abartmış sayılmayız.
Efes Pilsen için bu maçın bir kaza olduğunu düşünüyorum çünkü Efes Pilsen gibi bir takım kolay kolay bir daha böyle bir 3. çeyrek yaşamaz. Maç boyu sarf ettiği kazanma arzusu ve savunma iştahı en büyük kredileri olarak göze çarpıyor. Bu maçın bize tek zararı en üst sırayı kapmamızı engellemesi olur, yoksa biz bu Yunan takımını deplasmanda dahi yenebiliriz.

İLKER KESER
basketci14@gmail.com

E(N)FES PİLSEN  

Posted by basketçi


Armani Jeans Milano, Efes Pilsen maçının hemen başında kenarda Ufuk Sarıca’yı görünce aklıma ister istemez basketbol da kazandığımız en büyük kupa olan Koraç Kupası geldi. Murat Murathanoğlu’nun sesi daha dün gibi kulağım da yankılandı.
—Kupa bizim, kupa bizim 
Ufuk Sarıca Milano’daki finalin son 4 saniyesinde topu oyuna sokmak yerine kenarda bekleyerek, faul yapmak için hazır kıta bekleyen Tanjeviç’in talebelerini oyuna getirmişti. FİBA daha sonra bu kuralı değiştirerek 4. periyotun sonunda sayıdan sonra, süreyi durdurma kararı almıştı. Belki de bu kuralın ismini Ufuk Sarıca kuralı koymalıyız.
Yeri gelmişken böyle bir kural değişikliğine Orhun Ene de imza atmıştı. Orhun süreyi durdurmak için sayıdan sonra topu çıkaran oyuncuya hemen müdahale ederdi ve hakemin süreyi durdurmasını sağlardı. Hakem her seferinde Orhun’u teknik faul vermekle tehdit ederdi, eğer rakip takımı bir an önce faul çizgisine göndermek istiyorsa hemen ikinci müdahaleyi de yapar teknik faulü alır ve rakip takımı en kısa yoldan hem de süreyi durdurarak serbest atış çizgisine yollardı. FİBA bir kural koyarak bu cinliğinde önüne geçmiş oldu, artık bu tarz müdahaleler direk iki atış ve bir yandan ile cezalandırılıyor. Bu kuralıda Orhun Ene kuralı olarak adlandırmak mümkün.
Bundan iki sene önce Panionios maçının sonunda Türk Telekom koçu Ercüment Sunter maçın bitimine 6 saniye kala topu oyuna yarı sahadan sokmak üzere mola almıştı. Takımı 3 sayı öndeydi. Kural gayet basitti, kendi sahandan topu 8 saniye içerisinde karşı sahaya geçirmek zorundasın ama maçın bitmesine sadece 6 saniye var ise bunu yapmak zorunda değilsin.
Telekom’da rakibin hiç beklemediği bir şekilde bunu yaptı ve topu ileri doğru sürmek yerine geriye doğru sürdüler ve şaşkın Yunanlılar faul dahi yapamadılar.
Kim bilir Panionios maçının son saniye taktiğini veren Ercüment Sunter'de FİBA'da bir kuralın değişmesine neden olur bu taktiği ile. FİBA şöyle diyebilir; mola alarak yarı sahadan oyuna başlayacak olan takımlar kendi sahalarına topu pas olarak kullanırlarsa yarı saha olarak cezalandırılır ve top rakibe geçer.
Türk insanının kıvrak zekâsı basketbol sahalarına renk katmaya son sürat devam edecektir.
Gelelim maça;
Efes Pilsen çok rahat bir maç oynadı. Bu rahatlıkta Milano temsilcisinin sakat oyuncularının rolü de vardı elbet ama Armani Jeans Milano tam kadro dahi olsa asla Efes Pilsen kalitesinde bir takım değil. Efes Pilsen maç boyu Charles Smith’in etkili oyunu ile rakibin dengesini bozdu, 40 dakika boyunca hem çok sert hem de bol yardımlı bir adam adama savunma yaptılar. Alan savunmasına geçtikleri kısa anlarda rakip takım pozisyon dahi bulamadı diyebiliriz. Oyuna sonradan giren Mordante’nin direnmesi dışında kıpırdayan herhangi bir AJ Milano’lu oyuncu göremedik. Son çeyrekte Mordante’nin liderliğinde biraz kıpırdanmaya çalışsalar da atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmişti. Yinede son çeyrekte özellikle Bulleri’nin bu maçta sakat olan diğer oyuncularla beraber sahada olmamasına çok sevindim çünkü Bulleri oynadığı kulüplerde ve milli takımlarda bize karşı her daim iyi maçlar çıkaran bir oyuncu. Özellikle Benetton da ve İtalya milli takımında çok canımızı yaktı.
Sinan’ı ilk iki maç sahada fazla göremedik, Sinan’ın süresinin artmasını bekliyorum çünkü Sinan sahada olduğu her an rakip kısaların üzerinde büyük bir savunma baskısı kuruyor, hücumda ise Efes Pilsen’in en delici oynayan oyuncusu olduğu için bu kez rakip savunma üzerinde baskı kuruyor. Şu an için tek eksiği zayıf olan dış şutu.
Mario Kasun’un daha 3-4 ay oynayamayacak olması Efes Pilsen’in pota altı hesaplarını alt üst etmiş durumda, Kaya, Kerem ve Kakiouzis’in inanılmaz gayretleri ile ilk iki maçta pota altında gedik vermemeye çalıştılar ama bu durum böyle devam etmez. Efes Pilsen Mario Kasun’un yerine mutlaka yeni bir uzun almalı. Yoksa Efes Pilsen ilk iki haftada aldığı galibiyetlere yenilerini ekleyemeyebilir.
Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
İLKER KESER
basketci14@gmail.com

Parti Az Kalsın Kötü Bitiyordu  

Posted by basketçi


Efes Pilsen uzun zamandır, bir sene tutanları bir sene atanları kadrosuna doldurup, bir türlü ortayı bulamıyorlardı. Son iki sezonki kadro derinliği en fazla çocuk havuzu derinliği kadardı. Bu sezon atan ve tutan oyuncu dengesini sağlamakla beraber kadro derinliğini de kabul edilebilir seviyelere getirdiler.
Partizan maçında son çeyrekte zorlansalar da maç boyu hücum temposunu ve savunma sertliğini belli bir seviyenin aşağısına düşürmeyerek rakibin öne geçmesini engellediler. Partizan oynadığı takım kim olursa olsun en üst düzeyde, en doğru basketbolu oynayabilen bir takım. Gurupta çok can yakacaklarına inanıyorum, çünkü içeride dışarıda skor ne olursa olsun asla oyundan düşmüyorlar. Hemen her mevkide oynayan oyuncuları özellikle kısalar rakiplerine oranla daha uzun ve hareketli oyunculardan kurulduğu için rakiplerine eşleşme problemi yaşatıyorlar, buldukları boş şutlarda da yüksek isabet yüzdeleri var.
Efes Pilsen’in maçın sonundaki oyunu bu yılki karakterini biraz olsun ortaya koydu. Partizanlı oyuncuların kararlı oyunlarına karşı bir adım geri atmadılar, kaçan faul atışları ve verilen hücum ribauntları ile sıkıntı yaşadılar ama gerek Ergin Ataman’ın yerinde oyuncu değişiklikleri gerekse Milos Vujanic’in lider ve winner oyunu ile çokta iyi oynamadıkları bir maçı kazanarak büyük takım olduklarını belli ettiler. Zaten önemli olan Euro Leage’e galibiyet ile başlamaktı, ilk maçı kasasız atlatmak çok önemliydi.
Maçın sonunda Partizan faul yapmayarak kumar oynadı ve son topu başarı ile kullanarak farkı 1 sayıya indirdiler. Bu Efes Pilsen’e 2. maç için şimdiden verilmiş önemli bir mesajdı.
Peki, ne oldu da Efes Pilsen bu kadar zorlandı;
—İlk sebep olarak Kasun’un sakatlığını ön plana çıkartabiliriz çünkü dev pivot oynadığı her dakika da takımına sınıf atlatan tipte bir oyuncu.
—Sinan Güler bu maçta çok az süre aldı, Ergin Ataman Partizan maçına kadar geçen süreçte Sinan’ı sürekli oynatıyordu. Sinan da özellikle oyun kurucu üzerinde kurduğu savunma baskısı ile rakip takımı yıpratıyordu. Belki Partizan takımı oyun kurucuya dayalı bir sistem ile oynamıyor ama Sinan’ın oynaması yinede rakip kısaları hırpalayıp yıpratacaktı.
—Kaya Peker bu maçta Kerem Gönlüm ile beraber çok iyi mücadele etti hatta savaştı ama hemen her pozisyonda blok yiyerek adeta ‘’block mânia’’ oldu.
—Kerem Gönlüm’ün basketbola başladığı günden beri süre gelen faul atma problemi maçın sonunda bize çok pahalıya mal olacaktı, hatta az kaldı bu yüzden maçı kaybedecektik. 6 Serbest atıştan sadece 1 tanesini sokarak takımını riske attı.
—Charles Smith benim çok beğendiğim ve skor gücüne çok inandığım bir oyuncu ama bugün şut seçimlerinde biraz lakayt davrandı, aslında kullandığı şutlar isabetli şutlar olsa idi rakibin savunma dengesini bozan şutlar olacaktı ama isabet kaydedemeyince hemen her topu potamızda fast break olarak geri gördük.
—Yeni Amerikalılardan Thornton iyi bir savunmacı ama savunduğu Partizanlılara karşı özellikle son çeyrekte fiziksel dezavantajlar yaşadı. Hemen her hücumda Thornton’u pota altında yakalayıp onun üzerinden baskete hatta faul baskete gittiler.
Efes Pilsen az daha kazaya uğrayacağı maçı alarak, Euro Leage’e iyi bir başlangıç yapmış oldu.
Efes Pilsen’e geniş bir açıdan bakacak olursak, bütçesi 30 ila 55 milyon $ arası olan rakiplerine oranla daha az etkileyici fakat onlara yakın bir potansiyel sergileyebilecek durumda olduklarını görüyoruz.
Oyun kurucu Milos Vujanic; Efes Pilsen’e gelinceye kadar hep büyük takımlarda oynamış klâs bir oyuncu ama asla bir Solomon, Lakovic, Jasikevicyus hatta Naumoski ayarında değil. Vujanic’i stil olarak Ender Aslan’a benzetiyorum ama asla Ender Aslan’ın yaptığı hataları yapmıyor. Oyun kurucu olarak en az hata ile oynadığı için takımına oldukça yarar sağlıyor. Dış şutlardaki etkisini de arttırırsa Efes Pilsen ondan beklediğinin çok daha üzerinde bir katkı alabilir. Bu akşam 17 sayı atarak dahası maçın sonunda sorumluluk alarak galibiyetin baş mimarı oldu.
Uzun rotasyonu geçen seneye oranla daha geniş ve sert hem de Kasun’u da sayarsak sayı potansiyeli olarak çok daha iyi. Yunan oyuncu Kakiousiz kısıtlı atletizm yeteneklerine rağmen 3 numara oynadığında ayrı 4 numara oynadığında rakip savunmalara ayrı problemler yaratıyor. Ergin Ataman’ın en etkili transferlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Zaman ilerledikçe Efes Pilsen daha iyi duruma gelecektir. Tek dileğim takımlarımızdan en az birinin bu sene Final Four yapması.


İLKER KESER
basketci14@gmail.com

GÜL GİBİ KUPA  

Posted by basketçi


Öncelikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü tribünde görünce nihayet dedim. Nihayet dedim çünkü oynanan kupanın adı ‘Cumhurbaşkanlığı Kupası’’ olmasına rağmen bugüne kadar kupayı veren bir Cumhurbaşkanı pek görememiştik. Hatta Futbol Federasyonu bu işe bir son verip Cumhurbaşkanlığı Kupasını, Süper Kupa olarak oynatmaya başladı. Cumhurbaşkanları sporu sevmeseler bile bulundukları makamın onuruna düzenlenen bu oyunlara en azından son periyotta gelip kupayı kendi elleriyle vermeleri daha uygun olur gibime geliyor.
Fenerbahçe Ülker geçen seneden çok daha değişik bir takım ile oynadı, sahaya tam takım çıksalar belki de kupayı Cumhurbaşkanının elinden alan taraf onlar olacaktı ama bu kadar derin kadrosu olan bir takımın böyle bir mazereti olmamalı. Türk Telekom son yıllarda yaptığı hamlelerin meyvelerini almaya başladı. Geçen sezon Türkiye Kupasını kazanmışlardı bunun yanına Cumhurbaşkanlığı Kupasını da eklemiş oldular.
Türk Telekom’u sene başındaki turnuvalar da izlediğimiz de geçen seneki hücum ritimlerinin aynı şekilde son sürat devam ettiğini ancak savunmadaki dirençlerinin zayıf olduğunu görmüştük. Kupa guruplarında Aliağa’ya yenilerek kafalarda soru işareti bırakmışlardı. Biz basketbol severler ne yazık ki bu maçları izleyemedik, buna en çok bozular herhalde kupaya ismini veren TeknoSA firması olmuştur.
Türk Telekom geçen sezona oranla oyun yapısı olarak olmasa da oyuncu kadrosu olarak baya bir değişikliğe uğradı. En önemli değişiklik oyun kurucu pozisyonunda yaşandı. Takımın belki de en önemli ismi El Âmin yerini Roderick Blakney’e bıraktı. Bu değişiklik belki de takımın kaderini etkileyecek değişiklik oldu. Blakney, El Âmin’e oranla daha gösterişsiz bir oyuncu ama bana göre ondan çok daha verimli ve faydalı olacak. Öncelikle şut seçimleri nerdeyse kusursuz, penetreleri çok kuvvetli, şutu ise öldürücü olabilecek boyutta. Türk Telekom takımına da cuk diye oturduğunu ve ekürisi Tutku Açık ile çok iyi bir kombinasyon oluşturacaklarını düşünüyorum. Kennedy Winston iyi bir skorer olarak alındı belki ama bu maçta çok iyi savunma yaptı. Kris Lang bitiriciliği çok yüksek bir oyuncu, açıkçası hücum yetenekleri kısıtlı olmasına rağmen pota altında aldığı pasları çok kolay sayıya çevirerek paslara asist değeri kazandıran bir oyuncu. Asım bu takıma çok güç katacaktır, bana göre ligin en iyi pas veren uzunu. Uyum sağladığı an katkısı artacaktır. Serkan Erdoğan ise bugün kendisinden beklenen sayı potansiyelini sergiledi ama her maç aynı istikrarı sergileyebilmeli. Michael Wright bu maçta fazla oynamadı ama sağlığına kavuştuğu an bu takımın en büyük lideri ve en büyük gücü olacağını düşünüyorum.
Geçen seneden tanığımız oyunculardan Tutku, Tanjeviç’e karşı oynadığı her maçta olduğu gibi yine enfes oynadı, özellikle takımının skor üretmekte çok sıkıntı çektiği son periyotta üst üste üç kez drive ederek kendisini savunan Mrsıç’in savunma zafiyetini çok iyi kullandı ve takımına hayat verdi. Bekir kritik 3 sayı isabetleri kaydetti, Dudley bildiğimiz gücünü sahaya yansıttı.
Türk Telekom’un geniş ve gösterişli kadrosuna baktığımız zaman, iyi kalitede bir kısa forvetlerinin olmadığını görüyoruz. Haluk’un takımdan ayrılmasından sonra bu zaaf bu sene iyice baş gösterecektir. 2 numaradaki zenginliğin yanında 3 numarada sadece Mutlu Akpınar’ı görüyoruz. Bana göre acilen bu pozisyona ribaund alabilen iyi savunma yapan ayakları hızlı bir 3 numara alınmalı.
Türk Telekom’un başarılı olabilmesi için tek bir engel görüyorum oda Türk Telekom’un savunmasının hücumuna oranla çok daha zayıf olması. Eğer savunmalarını güçlendirirlerse hedefledikleri kupalara ulaşabilirler. Yoksa sadece hücumda topu hızlı çevirmekle, pas zenginliği ve yüksek 3 sayı yüzdesiyle şampiyon olunmayacağını geçen sene gördük.
Fenerbahçe Ülker takımı koç Tanjeviç’in en çok güvendiği iki uzununun birden sakatlığı ile sezona başladı. Semih ve Ömer Aşık Tanjeviç’in belki de Fucka’dan beri kafasına yazdığı uzun tipini tarif eden isimler. Bu iki uzunun sakatlığı bir yana Ömer Onan’ın sakatlığına çok daha başka üzüldü Fenerbahçe Ülkerliler çünkü Ömer önceki yıllarda hem Efes Pilsen’in hem Ülker’in hem de Fenerbahçe Ülker’in kazandığı tüm kupalarda ismi başrolde olan bir oyuncuydu. Bu kadar yeni kısa rotasyonu içerisinde onun yokluğu çok arandı.
Yeri gelmişken yeni gelen kısa oyunculara bir göz atalım:
Griçek’i izlemek bana çok büyük bir zevk verdi, şut sitili zaten çok keyif veriyor ama yaptığı smaç tüm basketbol severleri keyiften uçurdu. Geçen sezon takımın ilk skor kaynağı olan Solomon’un gidişinden kaynaklanan skor açığını Solomon’a oranla daha az bencillikle yapacaktır ama Solomon’un yaptığı liderliği aynı şekilde yapabilecek mi o biraz tartışılır. Griçek’in gelişiyle beraber Emir’in takım içerindeki rolü oldukça azalacaktır çünkü aynı sitildeki iki oyuncu arasında Emir anca figüran olur.
Solomon’un yerine gelen Marques Green’i ise Ankara günlerinden tanıyoruz. Gren bana göre iyi bir oyuncu ama büyük takım oyuncusu mu oda ayrı tartışılır. En azından bugüne kadar hep orta sırlara oynayan takımlarda oynadı özellikle kritik anlarda alacağı sorumluluk çok önemli. Bu akşam oyunun kırılma anlarında rakibi Tutku maçı koparacak hamleleri yaparken o çok kritik bir top kaybı yaptı ve kaçırdığı turnike ile maçın neticesini etkiledi.
Kısa boylu oyun kurucuların her zaman dezavantajları vardır. Green; asla bir Tyus Edney, David Rivers veya El Amin değil, kısa boyunun dezavantajı ile rakip oyun kurucu Blakney onun üzerinden bol bol isabetli potaya yakın şut kullandı. Bu maçta 21 sayı attı ama özellikle Euro Leage’de şut pozisyonu bulmakta zorlanacaktır.
Fenerbahçe Ülker’i yenip kupayı alan Türk Telekom’u ve bayanlarda ezeli rakibini yenip eski yenilmez armadaki günlerine dönüş sinyali veren Galatasaray’ı tebrik ediyorum.



İlker KESER
basketci14@gmail.com

Related Posts with Thumbnails