9–0  

Posted by basketçi


Ligimiz bu sene geleneksel haline gelen Efes-Ülker finalini yaşayamayacak, artık klişe haline gelen eşleşme bu sene finalde değil yarı finalde gerçekleşti. Lost’un 3. sezon 11. bölümünde Hugo masa tenisi maçından önce Sawyer’a pes etme var mı? Diye soruyor, oda pes etmenin ne demek olduğunu soruyor. Hugo; birisi 11–0 öne geçerse diğeri pes etmek mecburiyetindedir diye açıklama yapıyor.

Fenerbahçe Ülker, rakibi Efes Pilsen ile oynadığı son 9 maçın hepsini kazandı. Gidişata bakarsak Efes bu seride de süpürülecek gibi duruyor. Şimdi asıl soru, eğer seri 11-0’a gelirse Tuncay Özilhan yönetimindeki Efes Pilsen '' pes'' diyecek mi?

Dünya sürekli olarak değişiyor ve büyüyor bu büyümeye ve değişikliklere uyum sağlayanlar devamlı olarak ayakta kalıyorlar, uyum sağlayamayanlar ise varlıklarını devam ettirseler bile başarılı olamıyorlar.

Efes Pilsen'i biz her daim altyapıdan oyuncu yetiştiren bir kulüp olarak bildik, yalnız özellikle Oktay Mahmuti döneminde, Efes Pilsen organizasyonu altyapısından gelen gençlere sahip çıkamadı. Baktığımız zaman; Serhat Çetin, Engin Atsür, Ömer Onan, Barış Ermiş, Tufan Ersöz, Cenk Akyol, Erkan Veyseloğlu gibi üst düzey oyuncular başka takımlara hizmet ediyorlar.

Eğer başarılı olmak istiyorsan yerli oyuncu kadron en iyi olacak, onların yanına getirdiğin yabancılar yerliler ile beraber daha büyük bir güç oluşturmana yardım edecek. Efes Pilsen bunu çok iyi yapıyordu, kendisi zaten oyuncu yetiştirme fabrikası idi bunun yanı sıra ligde parlayan Kerem Tunçeri gibi Hüseyin Beşok gibi isimleri de genç yaşta kadrosuna dâhil ediyordu.

Ne olduysa Oktay Mahmuti döneminde oldu, Ergin Ataman her çalıştığı yere Efes Pilsen altyapısından tanıdığı isimleri peşinden götürürken Efes Pilsen kaptanı Ömer Onan’a dahi sahip çıkamıyordu. O Ömer’in son iki şampiyonluğu açan anahtar olduğunu unutmayalım. Ergin Ataman Türk Telekom’a gitti Erdal Biboyu yanında götürdü (Bibo o sene Avrupa şampiyonası kadrosunda milli takımda yer bulmuştu) Karşıyaka’ya gitti Alpay Öztaş’ı yanında götürdü, Siena’ya gitti ilk yıl Alpay'ı ikinci yıl Mirsad’ı yanına aldı. Ergin Ataman Efes Pilsen altyapısına bu kadar güvenirken Efes Pilsen kadrosundaki yerli isimler bir bir azaldı nedense.

Değişen dünya düzeninde ya kendi sistemini kabul ettireceksin ki Efes Pilsen kendi sistemini yukarıda yazanlar ışığında kendisi mahvederek bu yolu baştan kapattı yâda değişiklere başka şekilde ayak uyduracaksın.

Şimdi Efes Pilsen'in yapması gereken bir kaç yol var:

1. yol; ne olursa olsun mücadeleye devam diyecekler ve kadrolarına katabildikleri kadar yerli ve yabancı yıldız katıp işi sürpriz sonuçlara bırakmayacaklar.

2. yol; takımı başka bir şehre taşıyıp arkalarına en azından bir şehrin tamamını alacaklar ki bazıları İzmir falan diyor, kesin olarak söylüyorum İzmir de Efes Pilsen olarak mücadele ederlerse durumları İstanbul’dakinden farklı olmaz kimse Efes Pilsen’i Karşıyaka’yı, Göztepe’yi, Altay’ı destekler gibi desteklemez.

3. yol; Ülker'in gittiği yoldan gidecek ve kendisine bir takım seçip bundan sonra sponsor olarak devamını idame ettirecek ama bu yol 30 yıllık geçmişe sahip bir takıma pek uyar mı bilmem.

Aslında konunun özü burada yatıyor 30 yıllık bir takım nasıl olurda halen seyirci potansiyeline sahip olmaz?

Bundan evvel Galatasaraylısı Beşiktaşlısı Fenerbahçelisi özellikle Avrupa mücadelesinde hep Efes Pilsen'i destekliyordu ama şu an kendileri Ülker'in gücü ile palazlandıkları için hepsi kendi takımının peşine takılmış durumda.

Efes Pilsen'in her durumda basketbolun içerisinde olmasını diliyorum, onlarsız basketbolu düşünmek dahi istemiyorum.

Efes Pilsen ile ilgili olarak daha önce yazdığım yazılarda benzer konulara değinmiştim.

http://www.basketbolhaber.com/content/view/18320/45/

http://www.basketbolhaber.com/content/view/19350/46/

Maç yazısından çok durum değerlendirmesine benzedi ama bu seride değerlendirecek bir şeyler hakikaten yok, Fenerbahçe Ülkerli oyuncular forma aşkıyla bile bu seriyi rahatlıkla geçecektir. Yalnız ilk maç şunu gösterdi ki Efes Pilsen'in pota altı en fazla pamuk şekeri kadar sert. Ömer Aşık başta olmak üzere Fenerbahçe Ülker uzunları inanılmaz bir üstünlük sağladılar Efeslilere.

Beşiktaş Cola Turka- Türk Telekom Ankara

Eşleşmenin ilk maçı son 4 dakikaya kadar kafa kafaya geçti ama son 4 dakikada zaten savunma direnci üst noktada olan Beşiktaş Cola Turka vidaları iyice sıkarak savunmanın direncini arttırınca bırakın hücum etmeyi Telekom pas bile yapamadı. Bunun neticesinde Beşiktaş rakibi karşısında 1-1lik eşitliği sağladı.

Beşiktaş'ın seri öncesi rakibine göre iki tane avantajı vardı ilki seyircisi (yine muhteşemlerdi) ikincisi ise savunma dirençleri, Beşiktaş maç boyu baskılı bir savunma yaparak rakibini 17 top kaybına zorladı. Maçın anahtarı da zaten bu top kayıpları oldu.

Serinin kilit sorusu ise Beşiktaş her maç bu savunma gücünü ortaya koyabilecek mi?

Çünkü Telekom; ligin en tempolu basketbolunu oynayan takımı, transation game'i yani geçiş oyununu çok iyi oynuyorlar. Hücumda topu çok hızlı çeviriyorlar bunun neticesinde çok fazla boş dış atış buluyorlar, isabet yüzdeleri de oldukça etkileyici.

Ligde daha hızlı daha tempolu oynayan bir Türk takımı yok. İç dış dengesi çok sağlam, baktığınız zaman uzunlar ile kısaların toplam sayıları nerdeyse birbirine eşit, oyunları gereği hızlı top dolaştırdıkları ve top çok fazla içeriye inip geri dışarıya çıktığından fazla miktarda boş dış atış buluyorlar bunu da Bekir, Barış, Haluk gibi dış adamlar çok iyi değerlendiriyor ve sokuyorlar. Top hızlı dolaştığı için boş adamı çabuk buluyorlar.

Top pota altına gittiğinde yardım getirmezsen içeriden sayı yemen garanti olduğu için kısa yardımı geliyor Telekom bu yardımı da boş adamı bularak cezalandırıyor. Ayrıca El Amin'in penetre paslarıda savunmanın dengesini alt üst ediyor. Telekom basit ama etkili oynuyor basketbolun doğrularını yapıyor, bana göre tek zaafları yeteri kadar sert savunma yapamamaları ama hücumdaki etkinlikleri ile bunu kapatmaya çalışıyorlar.

Telekom seri boyunca aynı oyununu devam ettirecektir, burada asıl merak edilen Beşiktaş Cola Turka her maç özellikle deplasmanlarda ilk maçtaki kadar etkili olabilecek mi?

MAYIS’IN GETİRDİKLERİ  

Posted by basketçi


_EUROLEAGE_

Avrupa’nın en büyüğü Cska Moskova oldu. Aslında bu sonuç özellikle Pana elendikten sonra aşağı yukarı herkesin beklediği bir sonuçtu. CSKA takımının uzun rotasyonunun dünya basketbolunda hiç esamesi okunmayan Belçika ve Avustralya gibi iki ülkenin oyuncularından oluşması çok garip ama özellikle Anderson Avrupa’nın en önemli pivotu. Zaten onun NBA yerine Avrupa da oynaması diğer pivotlar için büyük haksızlık

Maçın sonuna doğru adeta uykum geldi, Ettora Messina’nın takımlarını hiç sevmem hele Kinder Bologna’dan nefret ederdim, Allahtan CSKA o kadarda sıkıcı oynamıyor en azından maç skorları ortaokul maçı gibi ellili sayılarda bitmiyor ama CSKA Moskava hücumları da oldukça ağır hücumlar, her hücum 20 saniye sürüyor. Fast break yok hızlı oyun yok bişi yok Hep kontrol hep kontrol, artık Messina NBA'e gitse de kurtulsam ondan. Benim gözüm Djordjeviçli Partizan’ı David Riverslı Olympiakos’u, Tyus Edneyli Zalgiris Kaunas’ı arıyor. Açıkçası bu akşam oynanan Telekom-Galatasaray maçı dahi koskoca Eurolege finalinden daha eğlenceli ve daha zevkli idi. O zaman geçelim ligimize.

_TBL_

Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown takımları play ofların en zevkli ve çekişmeli serisi olacağını ilk maçtan gösterdi. Galatasaray Cafe Crown takımında Cüneyt Erden oyununu hep dış şuta endekslediği için eleştiri alan bir isimdi ama bugün gördük ki içeriye yaptığı driveları çok iyi bitirdi. Zaman zaman penetre pas yaparak rakip savunmanın düzenini bozdu, pick and roll neticesinde ikili oyunları çok iyi oynayarak arkadaşlarını potaya yönlendirdi. Lafın kısası takımını çok iyi yönetti. Bu seri her türlü sonuca açık, bu seriyi galip bitiren lig şampiyonluğunda benim favorim olur.

Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown serisine en zevkli seri olur demiştim şimdide en zevksizine geçelim. BJK Cola Turka ile Banvit serisinin sonucu şimdiden belli olan tek seri belki de, Banvit galibiyet alırsa dahi benim için büyük sürpriz olur. Takımın koçu ipleri Amerikalı oyun kurucuya vermiş. Takım hızlı gelirse sayıyı yapıyor onun dışında Amerikalı guard pota altında topu Adelekeye veriyor oda bire bir oynuyor, oda olmazsa mutlaka zorlama dış şut atıyorlar, başka bir alternatifleri yok, yaratıcılık sıfır. Herhangi bir genç takımda bile daha fazla atraksiyon vardır. Koca maçta yaptıkları en büyük olay 1-3-1 savunma oldu.

Efes Pilsen, Pınar Karşıyaka eşleşmesi ise çoğuna göre büyük bir sürpriz ile başladı ve Karşıyaka Efesi yendi. Ben daha önce birçok yazımda Karşıyaka’yı şampiyonluk adayları arasında gösteriyordum hatta Türkiye kupası öncesi yıldız oyun kurucularını Barca’ya sattıkları için yönetimi şampiyonluğu satmakla suçlamıştım. Şimdi oyun kurucuları Geno takımla büyük bir uyum sağlamış durumda diğer iki yabancıyı zaten biliyoruz, bunlara Asım ve Barış’ın üst düzey oyununu da katarsak ortaya çok klas bir takım çıkıyor. Pınar Karşıyaka için daha o zamanlardan Emre Bayav ile Pastal’ın oyuna daha çok katkı yapmasını yoksa şampiyonluğun imkânsız olduğunu yazmıştım. Şimdi bu ikili de oyuna katkı vermeye başladı. Açıkçası Efes’in işi çok zor, tarihi boyunca yaşadıklarının tümünü birden bir senede yaşadılar. Karşıyaka karşısında böyle bir Efes’i bulmanın rahatlığı ile turu geçecektir.

Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyükşehir Belediyesi eşleşmesinde oyuncu faktörü Fenerbahçe Ülker cephesinde çok ağır basıyor ama Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyük Şehir Belediye karşısında oldukça zorlanacaktır. Çünkü Antalya coahing olarak Fenerbahçe Ülker’in çok ötesinde yönetiliyor. İlk maçın sonunda Antalya maç sonu stersine yenildi, daha önce buralarda oynamış tecrübeli oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker karşısında çok basit hatalar yaparak maçı adeta hediye ettiler yoksa Fenerbahçe Ülker karşısında şimdi 1-0 önde olan Antalya olacaktı. Aslına bakarsanız aynı maç sonu stresini Pınar Karşıyaka da yaşadı ama skor olarak bir hayli önde olduğu için maçı kazanmayı bildi.

Bundan iki sonuç çıkartabiliriz; bu maçları almak istiyorsan maçın sonuna ya farklı önde gireceksin yâda sonunda stres yapmayacaksın.

Toparlayacak olursak: Antalya koçu Fenerbahçe Ülker koçuna göre kadrosunu daha efektif kullandı ama takımı buralarda oynamaya alışık olmadığı için sonunda maçı kaybettiler

_UMUT YENİCE_

Umut Yenice AEK takımına transfer olan 2. Türk oyuncu oldu. Umut’u ilk gençler Türkiye şampiyonasında izlemiştim, sonrasında Fenerbahçe’de oldukça başarılı bir sezon geçirip Ülker’e transfer olmuştu, orda sakatlanınca süre alamadan sezonu kapatmıştı. Daha sonra BJK ve Galatasaray formaları ile izledik ama Fenerbahçe'deki formunu bu seneye kadar izleyememiştik. Bu sene hem ribaunt hem de sayı kategorilerinde ilk 10da olan tek Türk oyuncuydu. All Star seçilmemesi büyük talihsizlikti.

Umut umarım Yunanistan da başarılı olur.

NBA LIVE  

Posted by basketçi

David Stern’ün gece uykusunda gördüklerini tahmin edebiliyorum. Herhalde bütün kâbusları NBA finalinin San Antonio Spurs ile Detroit Pistons arasında oynandığı üzerinedir; güzel düşlerini ise Boston Celtics ile Los Angeles Lakers finali süslüyordur. İlkinde yani kâbusunun sonucunda: Büyük ihtimal NBA reytinglerinin bir anda tüm dünyada düşmesi forma satışlarının gerilemesi, reklâm pazarının daralması gözlemlenir. Diğer ihtimalde yani güzel düş gerçekleşirse NBA tavan yapar hatta patlar, reyting patlaması yaşanır, ortalık Garnet, Kobe hatta Odom, Gasol, Ray Allen ve Pierce formalarından geçilmez ve pazar oldukça büyür.Bizim için Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti ne ise NBA içinde Boston Celtics-Los Angeles Lakers rekabeti de aynı anlamı taşıyor.

Lakers’ın başarıya hep uzun oyuncular ile ulaştığını biliyoruz. George Mikan, Wilt Chamberlien, Kerim Abdul Jabbar, Shaq ve şimdide İspanyol uzun Gasol. Gasol, Kobe ile iyi bir ikili oldular, Ming ile T-mac'in yakalayamadıkları dinamizmi yakalamış gözüküyorlar. Kobe şu an için bana göre NBA'in en iyi ve en öldürücü oyuncusu ve en olgun dönemini yaşıyor. Yeni yetmeler özellikle benim öğrencilerim Lebron fanatiği olsalar da Kobe’nin neler yapabileceğini pek bilmiyorlar. Gasol sadece Kobe ile değil takımın diğer fasulye sırıkları ile de iyi anlaşıyor. Gasol, Odom, Luke ve hatta Radmanoviç aynı anda sahada yer alabiliyor buda Lakers’ı hem şut sokan hem koşabilen hem de ribaunt alıp blok yapabilen bir takım haline getiriyor.

_YILIN GM’İ_

Bu yılın GM ödülü Los Angeles Lakers takımından ‘’Jery West’e’’ veya Boston Celtics’’ takımından ‘’Kevin Mc Hale’e’’ verilmeli. İki eski efsane oyuncu eski takımlarına öyle bir kıyak yaptılar ki tüm dengeleri alt üst ettiler. Jery West Lakers’ın Genel Menajeri iken Divac’ı yollayıp Kobe’yi alarak takımına şampiyonluk yolunu açmıştı şimdide Kobe’nin yanına Gasol’u monte ederek yeni bir şampiyonluk için Lakers’a yol açmış oldu.

İlk senaryo yaşanırsa ben sırf Manu ve Billups için gene izlerim ama birçok kişi bırakın gece yatağından kalkmayı tekrarına bile göz atmaz. İkinci senaryonun gerçekleşmesi halinde ise ortalık toz duman olur ama bunların hepsi şimdilik farazi tabi, çünkü her şey sahada belli oluyor. NBA de play off’lar için bir söylem vardır; Çocuklarla erkeklerin ayrıldığı yer derler. Yani erkekler mücadeleye sahada devam ederlerken çocuklar evde televizyondan takip ederler maçları.

Play offlar öncesi en üzüldüğüm takım Golden State Warriors’un play offa kalamaması oldu, herhalde bu takım doğuda olsa 3. sıradan dahi play off’a girebilirdi. Vahşi batı dedikleri bu olsa gerek.

-GEÇ GELEN GELİŞİM-

Murat Murathanoğlu Hidayet NBA’e ilk adım attığından bu yana hep aynı şeyin üzerinde ısrarla duruyordu. Hatta ustaya sataşan bazı yazarlar başka bir şey bilmez aynı şeyi tekrarlar durur diyorlardı ama bu yıl ustanın ne kadar haklı olduğunu gördük. Hedo tıpkı ustanın söylediği gibi istatistik kâğıdının her yerini doldurdu ve açıkçası bu ödülü de hak etti. Hedo bu oyununu belki anca oturtabildi ama ilk yılından beri aynı mantalite ile oynasaydı şimdi aldığı ücretin çok daha fazlasını kazanıyor olurdu dahası 3-4 kez all star seçilmişti bile. Neticesinde beklenen oldu ve Hedo en çok gelişim gösteren oyuncu ödülünü aldı.19,5 sayı 5,7 ribaunt ve 5 asist ortalamaları zaten bir all star ortalamaları idi. Seneye inşallah all star da seçilecek ama bu sezon şampiyonluk neden olmasın? Orlando Magic şampiyonluk için tecrübe hariç tüm yeteneklere sahip, Hidayet buralarda hem Kings ile hem de Spurs ile oynadı fakat süre alan diğer oyunculara baktığımızda tecrübe eksikliğini açıkça görebiliyoruz. Doğuda Boston karşısında düşükte olsa bir şansları olduğuna inanıyorum. Sonuç olarak MIP ödülü NBA’in en saygın ödüllerinden birisi ve bu ödülü almak büyük bir başarı.

Benim kişisel favorilerimde David Stern’ün hayal ettiği yönde, doğu için Boston Celtics’i favori görüyorum. Onlara alternatifim ise Orlando Magic ve tabiî ki Detroit Pistons. Batıda ise Lakers’ı favori görmekle birlikte hemen her takımın küçükte olsa şansi olduğunu düşünüyorum. Tabii bu takımlar içerisinden Spurs’u asla es geçmemek gerekiyor ilk neden Tomjanovich’in dediği gibi ‘’Asla bir şampiyonun yüreğini küçümsemeyeceksin’’, diğeri ise gerçek anlamda makine gibi oynuyorlar ve bugüne kadar kimseye acıdıklarını görmedim. Şunu net bir şekilde biliyorum ki işin sonunda Spurs şampiyon olursa kimse şaşırmayacak ve NBA’in herkese mavi boncuk kapsamında dağıttığı ödül anlayışı neticesinde bu kez MVP ödülünü Manu’ya verecekler.

Gelelim hayal kırıklıklarına; ne olursa olsun Denver’dan biraz daha gayret göstermelerini beklerdim, kimsede olmayan oyuncular bir arada ama uyum sıfır belkid e Kidd’i onlar alsalar biraz daha derli toplu oynayabilirlerdi. Suns için ne kadar hayal kırıklığı demek doğru olur bilmiyorum çünkü hem Spurs dehşet bir seri çıkartıyor bunun yanında bu güne kadar Spurs’a zaten bir üstünlük sağlayamadılar, zaten o üstünlüğü onlar sağlasalar daha önce şampiyonluk yaşayabilirlerdi. Benim gözümde batının plasesi ise arılar bu yıl olmasa da onlarda Magic gibi ileride çok can yakacaklar.

Yılın bu mevsimini çok seviyorum NCAA finallerini izledik, Uleb Cup finallerini izledik sırada Final Four var ve ligimizde ve NBA de play off heyecanı var, daha ne olsun J

Herkese iyi seyirler.

OYUN KURUCULAR ‘’OYUNU KURAMADILAR’’  

Posted by basketçi


Rakip Badalona gerçekten çok güçlü takım. Daha yılın başında bu kupanın favorisi olarak gördüğüm bir ekip. Hakemler bu ekibe karşı oldukça cömert davrandılar ama maçın kaybedilmesinin tek bir sebebi var oda oyun kurucularımızın nerdeyse sıfır katkı ile oynamaları. Hele Cüneyt Erden her iki maçta da çok kötü oynadı, sadece isabet kaydedememesi değil mesele, oyuna herhangi bir katkısını da göremedik. Cüneyt’in hücumunun sadece 3 sayı çizgisinin ötesinden ibaret oluşu Galatasaray’ın hücumunu oldukça kısıtladı. Oyun kurucu mevkiinden hiç katkı alamadığımız maçta takımımız çok çok iyi mücadele etti. Maçı kaybetmemizin tek sebebi yaptığımız top kayıplarıydı. Oyun kurucularımızın katkı yapamaması top kayıplarını da beraberinde getirdi.

Aslına bakarsanız maçı çok iyi başladığımız ilk periyotta kaybettik. Periyotlara baktığımızda bir periyot berabere bitmiş, iki periyotu biz almışız, sadece ilk periyotu 10 sayı farkla kaybetmişiz ve bu 10 sayılık averajı bir türlü yiyip bitirememişiz.

Oyun kurucularımız dışında diğer oyuncularımız rakibine yenik düşmeden oynamaya çalıştı. Murat Kaya oynadığı kısa zamanda delici oyununu bulduğu tek pozisyonda gösterdi, gerçi attığı top basket olmadı ama takibinde basketi bulduk. Hite ve Cenk oldukça iyi bir maç çıkarttılar, uzunlarımız hücum ribauntları dışında ayakta kaldılar denilebilir. Dee bu maçta benim için en büyük hayal kırıklığı idi. Türk Telekom’un kazandığı Badalona maçını El Amin’in etkisi ile kazanmıştık. Dee rakiplerine El Amin gibi üstünlük sağlama bir yana varlık dahi gösteremeyince yani güvendiğimiz dağlara kar yağınca maçı almakta imkansız hale geldi. Zaten Dee bu maçı potansiyeli çerçevesinde oynayabilseydi ve rakip guardlara üstünlük sağlasaydı seneye Avrupa’nın en büyük takımlarına çok büyük paralara transfer olurdu.

Galatasaray Cafe Crawn takımına, başta Özyer olmak üzere bize yarı final oynama gururunu yaşattıkları için çok teşekkür ediyorum. Umarım 3.lük maçında madalyayı boynuna takan taraf biz oluruz. Rakip Moskova’nın diğer başarılı ekibi Dinamo olacak, rakipten çok bizim ülke sporunda bu tarz maçlara konsantre olma problemimiz var. Bu tarz maçlara yoğunlaşamadığımız için, madalyadan yana pek ümidim yok ama Torinoya kesin şampiyon olma ümidi ile gelen eski şampiyonun durumu da bizden çok iyi durumda olmadığı için bir 3.lük neden olmasın diyorum.

Kanal 24 Uleb Cup maçlarının yayımını beceremedi. SKY Türk bayanların kupa maçlarında dahi 5–6 saat canlı yayım yaparken. Kanal 24, ya paraya kıyamadı yâda hali hazırda olağan akışta yer alması gereken programlarına kıyamadı. Neyse merak etmeyin yarın final maçını yayımlayacaklarmış. Hazır yeri gelmişken NTV Spor da Pazar akşamları 22:00 da yayımlanacağı duyurulan NBA maçları artık gece yarısından sonra banttan vermeye başladı. İlginç……

İLKER KESER


basketci14@gmail.कॉम


SIKICI MAÇ GALATASARAY’IN  

Posted by basketçi


Hayatımda izlediğim en sıkıcı maçlardan biri idi. Özyer çok akıllı bir tercihle birbirini çok iyi tanıyan iki takım arasında, 5 ABD’li ile maça başlayarak ezberi bozan taraf oldu ve bunun avantajını maçın başında iyi kullandı. Maçta tempo namına hiçbir şey yoktu. Herhalde maçı izleyen Torinolular bilet paralarını çıkışta geri istemişlerdir.

Maçı bir taraf hak etti diğer taraf hak etmedi demek yanlış olur. Her iki takımda oldukça kötü bir basketbol oynadı. Her maçı az hata yapan takım, doğruları daha fazla olan takım kazanır. İki ezeli rakipte çok hata yapmasına rağmen sonuç olarak daha iyi ribaunt alan, daha fazla fast break atan, daha sert pota altı savunması yapan, rakibine oranla daha iyi dış şut sokan ve daha isabetli faul atan takım kazandı.

Beşiktaş’ın pota altı oyuncuları; Efes Pilsen’in pamuk şekeri kıvamındaki oyuncularına karşı oldukça sert oyuncular olarak görünebilir ama Galatasaray’ın pota altı oyuncuları gerçekten çok sert adamlardan kurulu. Kayada daha öncede yazdığım gibi Gaines karşısında çok yumuşak kaldı, onun sertliğine ulaşamadı. Zamanında Barselona, Efes Pilsen’i 4. uzunu ile elerken pota altının önemini orda görmüştük, Galatasarayın pota altı gerçekten çok zengin. Hem sert, hem şutör hemde ribauntçu oyuncular bir arada.

Özyer çok iyi bir taktisyen rakibini çok çok iyi analiz eden bir koç. Bunu daha önceki iki turda çok rahat gördük. Fransız ve İspanyol ekipleri neye uğradıklarını şaşırmıştı, oyuna her iki turda adeta hükmetmişti. Ama bugün 8/1 ile oynayan Cüneyt’in sürelerinin hiç olmazsa bir kısmını Murat ile paylaştırabilirdi.

Özyer’in bu takıntısını da daha önce yazmıştım her maç ya Cenk’i ya da Murat’ı rotasyondan kesip hiç oynatmıyor. Bunu belki rotasyonu eşit olarak dağıtmak ve maç içerisinde taşlarla fazla oynamamak için yapıyor ama ara sıra bu düzenin dışına çıkılmasında herhangi bir zarar göremiyorum. Mesela bu akşamki maçta; belki de Ülker’deki şampiyonluktan dolayı gönül borcu olduğunu düşündüğüm Cüneyt’in yerine Murat en az 3–5 dakika oynamalıydı diye düşünüyorum.

Maçı getiren son şutun kesinlikle şans şutu olduğuna inanmıyorum, çünkü Cüneyt’in daha önce kullandığı şutların dışında pozisyon gereği atılmış bir şuttu. O pozisyonu da bulup şutu atamıyorsan zaten kaybetmeyi haketmişsin demektir.

Beşok bugün büyük bir özveri ile sahaya çıktı ve çok kritik bir yerde çok önemli bir blok yaptı, yaptığı faullerde oldukça yerinde idi. Bugün o olmasa belki o faulleri diğer uzunlar yapacaktı ve belkide Galatasaray oyunun sonuna uzunsuz olarak girip maçı alamayacaktı. Attığı üçlük ise cabası.

Gecenin sonunda kazanan Türk basketbolu oldu, yarı finalde İspanyol ekibine karşı Galatasaray Cafe Crown’a bol şans ve başarılar. Beşiktaş Cola Turka’yıda buraya kadar gösterdiği büyük başarı için ayrıca tebrik etmek gerekiyor.

İLKER KESER

basketci14@gmail.com

SOLOMON YOK FENERBAHÇE ÜLKER YOK  

Posted by basketçi


Bal kovanındaki peteklerde bal kalmayınca bu macerada burada sona ermiş oldu. Fenerbahçe Ülker; ilk gurup maçlarında iki maçın toplamında nerdeyse bir maç skoru fark yediği Panathiaikos bile ilk sekize kalamamışken, final four’a bu sene ev sahipliği yapacak olan şehrin takımı ilk sekize kalamamışken torbadan bal çekerek Olympiakos yerine Aris ile CSKA Moskova yerinede Rytas ile eşleşmişlerdi. Gurubunun avantajını kullanan Fenerbahçe Ülker Spor gurupta son maçını yenilgisiz ve çıkmayı garantilemiş Tau ile oynayarak balına bal katmıştı. Tau eğer o maçı kazanmak zorunda olsaydı 100 maç yapsa 100’ünüde alırdı. Fenerbahçe Ülker’in şansı Tau ile en son oynayarak bir kez daha kendisini gösteriyordu.

Çeyrek final eşleşmelerinde hangi takımı istersiniz deseler muhteşem taraftarı olan Partizan’ı saymazsak herkes ağız birliği etmişçesine Siena adını verirdi.

Ben bu turun kesin olarak geçilip final four’a kalacağımızı düşünüyordum. Bana bunu düşündüren en önemli etken ise Solomon faktörü idi. Deplasmandaki ilk maçta takım çok iyi oynadı ama Solomon bir türlü ritim bulamayıp saçma sapan top kayıpları da yapınca takımın oynadığı iyi oyunda heba olmuş oldu. Hatta bir ara eski takım arkadaşı Mclntyre ile yarışa girip atmaması gereken topları da zorlayınca mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

İkinci maça dersini çalışıp da gelen taraf rakip Siena idi özellikle alan savunmamıza çok iyi hazırlanmışlardı. Maç boyu pota altını çok iyi savundular çemberi bizim acemi uzunlara göstermediler. Kendi evlerinde attıklarından çok daha rahat şut imkânı bulup isabet kaydettiler.

Şans insanın ayağına buraya kadar gelmişken insan final four için hayıflanıyor. Bakmayın siz Siena’nın İtalya’da açık ara lig lideri olduğuna İtalya ligi çoktan İspanya, Türkiye ve Yunanistan liglerinin gerisine düştü bile. Yinede Siena bir arada oynamaya alışmış üst üste final four oynamış bir ekip.

İnsan bu iki maçı Solomon’un oynayamamasından dolayı kaybettiğini görünce İtalya ligini yakından tanıyan koçuna dönüp bakıyor, koskoca milli takımı 2010 masalı ile oyun kurucusuz bırakıyor ve tecrübeli isimleri milli takıma almayarak ulusumu olası bir madalyadan mahrum bırakıyor. Tecrübeli ve katkı sağlayacak oyuncular yerine hatırı sayılır paralara hem de elinde Ömer, Oğuz ve Semih gibi o anlatılıp durulan masalın kahramanları olmaları beklenen (elbet tabiî ki onlar 2010’un kahramanları olacaklar) yetenekli ve genç uzunlar varken onların yanına katkı sağlayabilecek tecrübeli iş yapan üretken bir uzun almalıydılar. Kim bilir belki de alınan ahlar aheste aheste yerine anca ulaştı….

Buraya kadar gelen oyuncuları katkılarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Seneye çok daha olgun ve tecrübeli oyuncular olarak çok daha iyi yerlere gelecekler inşallah.

İLKER KESER/basketci14@gmail.com

SHOW TİME  

Posted by basketçi

SHOW TİME

All Star organizasyonunun bir an önce kabuk değiştirmesi gerekiyor. Ligimizin yerli ve yabancı oyuncularını karşı karşıya getiren organizasyonu büyük bir zevkle izledik. Artık klişe olduğu ve mucizeler olmadıkça klişe olarak kalacak olan sonuçla yabancılar şov maçını kazanmayı bildiler. All Star maçının oyuncu seçimini bir an önce değiştirmek gerekir.

Aslında Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ülkemizde yapılan All Star maçlarının ilkleri Asya-Avrupa maçı olarak oynanmıştı, Fast Break dergisinde verilen oyuncu seçimlerini büyük bir iştahla doldurup yollamıştım. İlla Avrupanın diğer ülkeleri gibi yerli ve yabancı karması yapmak zorunda mıyız? Hele İtalya eskiden yerli oyuncularına milli takım forması giydiriyordu, komedi gibi, sanki milli takımları hazırlık maçı yapıyormuş gibi oluyordu.

Asya-Avrupa maçı her zaman denk gelmez oyuncular arada bir; bir yerde birikebilir diyorsanız ki malum Avrupa’dan sadece İstanbul takımları var ve o takımların sadece bir kısmı Avrupa yakasında.

O zaman size haklı olabilirsiniz derim ama yinede bu yöntemden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum Bir diğer fikrim ise takımların Avrupa Karması ile Dünya Karması olarak adlandırılması olabilir. Her iki takımın başına da ‘’TBL’’ markamızı ekleriz olur biter. Avrupa karmasında yerli oyuncularımızla birlikte yaşlı kıtanın diğer üyeleri mesela bugün sahada olan eski Beşiktaşlı yeni Kepezli Ruziç Avrupa Karmasında forma giyerken; Mark Dickel, Pero Cameron yâda Efes’in almayı planladığı Bradshaw gibi Yeni Zelandalılar ile Amerikalılar, Afrikalılar vs. Dünya Karmasında mücadele ederler. Maksat ilgiyi ve seyirciyi arttırmak ise bir an önce bu tercihlerden birisi yapılmalı, yoksa her ne kadar bu bir şov olsa da hep yenilmek hoşuma gitmiyor.

UÇTU UÇTU WHİTE UÇTU

James ‘’Flight’’ White yaptı yapacağını, smaç yarışmasından önce herkes onun kazanacağından emindi ama bu kadarını kimse kestiremezdi. Bu smaçları NBA all star smaç yarışmasında yapsa orda dahi kimseyi tanımaz direk ve uzak ara smaç şampiyonu olurdu. Ağzım açık kaldı resmen. Herhalde Pazar gününden itibaren bütün dünya televizyonları bu smaçı hafta boyu tüm basketbol programlarında yayımlayacaklardır. Youtube da en çok tıklanan klip olacaktır. Adam resmen uçtu, jüri keşke Oyak Renault oyuncusu Richard Chaney’e devamlı 50 puan vermeye devam etseydi de James ‘’Flight’’ White’dan daha fazla smaç izleyebilseydik.

Şut yarışmasını kazanan Tofaş orijinli Casa Ted Kolejliler oyuncusu Ömer Ünver yarışmayı kazanmasının yanı sıra herhalde bir de rekor kırdı;3 sayı yarışmasında en fazla şut deneme rekoru J.

Gelelim maça, yabancı karmasının ne kadar güçlü olduğunu koç Blatt’ın 4. ülkedeki 4. all star maçım ama daha önce bu kadar iyi bir takımım olmadı sözleri ortaya koyuyordu. Bu kadar iyi bir takıma Türk oyuncularımız oldukça iyi mücadele ettiler ama sonunda güçlü olan taraf kazanmayı bildi. Türk oyuncularımız içerisinde Lütfi Arıboğan ile birlikte Adana’dan çıkan en büyük basketbolcu olan Haluk Yıldırım ve abisi Muratcan gibi yıldızı Beşiktaş da pırıl pırıl parlayan Sinan Güler idi. Yıllar önce bir seminerde ilk parladığı dönemlerde babaları Necati Güler’e siz mi daha iyiydiniz yoksa Muratcan mı? Diye sorduğumda henüz tanınmayan Sinan’dan bahsetmiş ve yeni bir Güler’in bugünlerde damgasını lige vuracağının sinyalini vermişti.

Organizasyon da verilen ödüllerin de oldukça tatminkar ve sponsor firmalar Powerade ve Beko’ya yakışır olduğunu belirtmek lazım. Quentin Hosley maçın sonunda MVP olarak bu sezon ki mükemmel oyununu da taçlandırmış oldu.

İLKERKESER/basketci14@gmail.com

EFES BU NOKTAYA NASIL GELDİ  

Posted by basketçi

Eskiden olsa giden oyuncuların yeri bir şekilde hemen doldurulurdu. Yeni yabancı arayışları başlar bir an önce ligde varsa ligde, boşta varsa boştan, İtalya İspanya 2. liglerine kadar araştırılır mutlaka bir yabancı oyuncu alınırdı. Mesela Larry Richard sakatlandığında İtalya 2. liginden Tim Burroughs diye bir oyuncu apar topar gelmişti ve ilk kez Mersin’deki Türkiye Kupası dörtlü finalinde oynamıştı.

Hatta yabancı transferi ya tutmazsa diye yerli oyunculardan bir demet yapılıp araya serpiştirilirdi. Bu kadar zaman geçti ne gelen var ne giden.

Efes Pilsen takımı kendi kuyusunu kendisi kazdı; Avrupa şampiyonu olduğu ve ligi kasıp kavurduğu dönemlerde kadrosunda mükemmel ve pahalı yabancılar vardı ama Ufuk Sarıca, Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Murat Evliyaoğlu, Hüseyin Beşok, Mirsad Türkcan gibi kaliteli yerli oyuncuları olmasa o başarılar asla gelmeyecek idi.

Efes Pilsen son yıllarda hep verdi. Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur NBA’e gittiler. Dolayısı ile onları tutmak zaten imkânsızdı ama sonuçta kadrolarından eksilen en önemli iki oyuncu idi bu isimler. Sonra yurtdışına giden Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok gibi oyuncular geri dönüşlerinde Efes Pilsen yerine başka kulüplere gittiler. Belki Mirsad ve Hüseyin gibi Efes Pilsen forması altında izlemeye alıştığımız oyuncuların gerek ayrılış biçimleri gerekse yaşları itibarı ile geri dönememeleri ve kadroda düşünülmemeleri normal karşılanabilir.

Zaten Efes Pilsen’in kadrosunun içinin boşaltılması adeta hortumlanması yukarıda adı geçen 4 oyuncunun takımda olmaması ile değil, Ömer Onan ve Kerem Tunçeri gibi tecrübelerine rağmen o dönemde oldukça genç olan iki oyuncunun takımda tutulmaması ile boy göstermeye başladı. Nitekim Ömer ligin son iki yılında play ofları domine ederek takımlarını şampiyon yaparken Tunçeri de Efes Pilsen’den ayrıldıktan sonra gittiği Beşiktaş’ı yeniden zirve takımı yaptı ve oradan transfer olduğu Real Madrid de geçen sene takımının çifte şampiyon olmasında büyük rol oynadı. Eğer ki geçen sene Ender kiralık kontratının sonunda Tau ile anlaşabilseydi belki bu sezon oda takımda olmayacaktı. Nitekim yine geri dönüşü sağlanamayan Kaya Peker takımı Beşiktaş’ı hem ligde hem de Avrupa da şampiyonluğa doğru emin adımlarla taşıyor. Geri dönüşü sağlanamayan oyunculara Efes Pilsen ile Gençler Türkiye Şampiyonluğu bulunan ve şampiyonada MVP seçilen, NCAA sonrası Benetton ile anlaşan Engin Atsür’üde ekleyebiliriz.

Efes Pilsen bu klâs oyuncuları kaybettiği gibi, her zaman gurur duyulan altyapısından gelen oyunculara da burun kıvırmaya başladı. Kulüp; altyapısından çıkıp gelen oyunculara bir türlü sahip çıkamadı.

Düşünün Efes Pilsen devamlı oyuncu yeme güdüsü taşımasaydı ve altyapısından çıkan oyuncuları gerek kiralayarak gerekse pilot takımı ile bir şekilde kendisine bağlı tutsaydı ortaya şöyle bir kadro çıkabilirdi.

Kerem Tunçeri, Engin Atsür (Engin’i geçen sene almak istediler ama yerli oyuncu ile imza haklarını doldurmuşlardı (bu nasıl saçma bir kural ise)),Ender Aslan, Barış Ermiş (geçen sene Telekom da hiçte fena değildi ama bu sene Karşıyaka da çok çok iyi oynuyor)

Tufan Ersöz (onu ilk kez yıldız takım da Efes forması ile izlemiştim bu sene Galatasaray da adeta coştu) Erkan Veyseloğlu, Valentin Pastal, Cenk Akyol(taş her zaman yerinde ağırdır.) gibi altyapıdan yetişen ve şu an da başka takımlarda başarı ile mücadele eden basketbolcular ile…

Dışarıdan geri dönüşü sağlanamayan ama Efes ile büyük basketbolcu olan Beşok, Mirsad(en azından Beşok olsaydı) ve hepsinden önemlisi Kaya Peker ve şu an takımda olan Mustafa Abi, Kuqo, Gönlüm ile yabancısız dahi mükemmel bir takım olurlardı.

Tabiî ki yabancısız bu iş olmaz ama yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi bu kaliteli yerlilerin yanına süper yabancılar ile takım yine eski günlerindeki gibi olabilirdi.

Hatta Solomon keşke küstürülmese idi diyenleriniz var mı?

Ya da Haislip kazanılabilirdi en azından bir yıl daha tutulabilirdi diyeniniz var mı?

Takıma kaç tane yabancı oyuncu alırsan al, yerli oyuncu kaliten düşük olduğu vakit sonuca varamıyorsun.

Ligi yerli oyuncularla oynamak zorunda olduğunu sene başında unutan yönetim, ne ligde nede Avrupa da başarılı olabildi. Hafta içi ayrı hafta sonu ayrı süre alan yerli ve yabancı oyuncular bir türlü ritim bulamadılar. Hatırlarsak daha önce Avrupa şampiyonluğu için takıma monte edilen Karasev yabancı oyuncu kısıtlaması olduğu için ligde forma bulamıyordu ve sezona iyi başlamasına rağmen sezonun sonuna doğru form grafiği devamlı olarak düşüş gösteriyordu. Bir oyuncu ile bu kadar sorun yaşamışlık varken üç oyuncu ile sorun yaşamamayı nasıl düşündüler anlamıyorum.

Geçmiş yıllarda Mahmuti’nin iyi yaptığı şeylerden biriydi bu, LaRon Profit, Goran Nikolic, Dusan Kecman, Jurica Golemac hatta Nikola Prkacin ve Antonio Granger gibi ligde de yerli oyuncuların arkasından gelen iyi yedek oyuncular ile yabancı oyuncu kontenjanını dolduruyorlardı. Böylece hem ligde hem de Avrupa da mücadele eden takım aynı kurgu ile rotasyonu bölüşebiliyorlardı.

Yazımı memurlar.net sitesinin forumlarında yazışan iki arkadaşın yazdıklarını buraya taşıyarak sonuca bağlamak istiyorum:

14 Mart 2008 00:04 ortizz

efes pilsen gittikçe irtifa kaybediyor..bence suları ısınıyor..keşke radikal bir karar verseler de gelecek sezon gs nın bünyesine katılsalar.40 yıllık çınarda ciddi sos lar alıyorum,tabi özilhan tam bir dava adamı olması işi güçleştiriyor..efes pilsen ciddi ciddi el de averaj takımlığına gidiyor.böyle yapacaklarına gs veya bjk ya yol versinler..en azından basketbolun izlenirliğini arttırırlar..kısaca efes partizan önünde berbat bir oyun sergiledi..

14 Mart 2008 14:21 ugurdepe

efes'in yabancılarına bu kadar kolay yol vermesi, şubeyi kapatacaklar konusunda bende de şüpheler uyandırdı. tuncay özilhan'ın sıkı bir beşiktaşlı olması bizim forumlarda sürekli dillendiriliyor. özellikle ülker'in kapatılması efes organizasyonunun devamlılığını sorgular hale getirdi.

İLKER KESER/basketci14@gmail.com

www.basketbolhaber.com  

Posted by basketçi

www.basketbolhaber.com

MAHŞERİN 3 ATLISI  

Posted by basketçi

Bu sene Boston muhteşem tarihinin duraklama döneminden yeniden yükselme dönemine geçmek için harika bir trio oluşturdu. Bu trio efsane 3 tenorun Jose Carreras , Placido Domingo ve Pavarotti'nin ses gücüne ve Mazhar-Fuat-Özkan’ın müthiş ses uyumuna denk gelebilecek bir melodide rakiplerine melodram yaşatacak kabus gösterecek bir uyum ile oynuyorlar.

Boston takımı sene başında zaten Garnet’i alarak final yoluna çıkabilecek seviyeye gelmişti ama üzerine Ray Allen da eklenince finallerin yolu biraz daha otoban edasıyla geçilebilecek düzeye geldi.

Boston takımının kadrosuna baktığımız zaman sanki diğer oyuncular biraz vasatmış gibi görünebilir fakat özellikle uzun oyuncular Kendrick Perkins , Glen Davis oyun kurucu Rondo ile beklenenin üzerinde katkı yaparak kendilerini uvertür şarkıcı yerine koydurtmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kanımca tek problemleri tecrübe eksikliğinden dolayı faul problemine çabuk girmeleri. Katkı veren bu gençler ile birlikte her an skor yapabilecek potansiyele sahip Eddie House.Dış oyuncuların savunulmasında, kritik üçlüklerde; şampiyonluk yolunu daha önce yürüdüğü için iyi bilen James Posey ve uzun zorlu play off maratonunda rakip uzunların arkasında çekinmeden durmaya hazır Scot Pollard gibi tecrübeli isimlerde kadroda. Ayrıca her takımının kimyası için gerekli arkadaşlık tohumlarını ekip salgılayan Brian Scalabrine de takım kadrosu içerinde yer alıyor.

Tüm bu oyunculara bakarak ortada kötü bir şablon var diyemeyiz ama ele avantaj yaratacak bir takas ya da transfer çıkarsa kesinlikle kaçırmamak lazım, özellikle tecrübeli bir oyun kurucunun kadroya dahi edilmesi takımın önünü daha iyi görmesini sağlayacaktır. Bu isim daha öncede Celtics forması giyen Garry Payton olabilir.

Gelelim mahşerin 3 atlısına. Boston tarihi hep yıldız oyuncularla ve onların oynadığı takım oyunu ile şampiyonluklara ulaşmıştır. İşte bu üçlüde daha önceki başarılı Boston takımlarının süper yıldızları olan Bob Cousy, Bill Russel; Dave Cowens, John Havlicek ve en son şampiyonluğa ulaşan Robert Parish Kevin McHaleve Birdlü takım gibi paylaşımcı, yüksek ıq’lu ve göze hoş gelen bir basketbol oynuyorlar. O takımlardan beklide tek eksikleri son şampiyonluktan yani 85–86 dan Danny Ainge’in yaptığı bir araya getirici ve yönlendirici katkıyı yapacak bir oyuncuncun olmaması ve bu durumu az biraz da olsa artıya çeviren Ainge’nin takımın genel menajeri olması, hiç olmazsa tecrübesini takıma aktarabilmek için takımın hep yanında olması.

Garnet-Pierce-Allen triosundan sadece takım kaptanı Paul Pierce topu elinde tutan rakibi ekarte edip potaya yönelen veya kendi şutunu ortaya çıkarabilen tipte oynuyor basketbolunu diğer iki yıldız ise Allen ile üç sayı çizgisinde, Garnet ise alçak post seviyesinde etkili rakibe hükmeden bir oyun oynuyorlar. Piercenin topu elinde tutması rakip savunmaların ilgisini üzerine çekmesine sebep oluyor, odak oyuncu Pierce olunca hem Ray Allen daha kolay şut pozisyonu buluyor hemde pota altında Garnet’e cirit atacak daha fazla alan kalıyor. Üstelik top Garnet’e indiği zaman rakip savunmalar Shaq yâda Duncan’a yaptıkları ikili sıkıştırmaları o kadar kolay yapamıyorlar çünkü Gernetin topu dışarı çıkardığı anda Nba’in en tehlikeli ve keskin şutörlerinden ikisinin o takımda oynadığını biliyorlar. Allen da Pierce da bu sayıları kolaylıkla atan ve bu pozisyonları seven oyuncular.

Takım hakkında yapılan en büyük eleştiri ise çok iyi niyetli süper yıldızların bir arada oynarken birbirlerine ve hatta daha fazlada diğer takım arkadaşlarına ikramda bulunmayı seviyor olmaları ve bunu biraz abartmaları diyebiliriz.
En son Boston’u Chicago karşısında izledim, bu maçta birçok pozisyonda bu üçlü kendileri sayıya ulaşabilecekken pas vermeyi tercih ettiler ve zaman zaman gereksiz top kayıplarına bile neden oldular.

Özellikle play of zamanı bu üçlü iyice acımasız olmalı ve her biri oyunu Kobe bakış açısı ile oynamalı, zaten bu üçlü ayrı ayrı kendi pozisyonunu dolduran rakip oyunculara üstünlük kurar ve hâkimiyet sağlarlarsa rakip takım her kim olursa olsun şansı olmaz diye düşünüyorum.

Bakalım Boston Celtics beklentileri karşılayabilecek mi? Senenin sonunda arzu ettikleri ve özledikleri şampiyonluğa ulaşabilecekler mi?

Nba de Boston Celtics, New York Knicks, Los Angeles Lakers gibi takımlar bizim ülkemizin üç büyükleri gibidir ve bu takımlar uzun süre şampiyonluk yaşayamazlarsa bizde görülen etkiler aynen orada da görülür. l.a Lakers şampiyon olalı çok uzun bir zaman olmadı Boston Celtics bu sene bu şampiyonluk için gerekli adımı attı darısı New York Knicks’in başına.



İlker KESER

Related Posts with Thumbnails