
Efes Pilsen'i Kim Şampiyon Yaptı?
Efes Pilsen şampiyon oldu olmasına ama sanki Efes Pilsen bu ülkede ilk kez şampiyon oluyormuş gibi her kafadan bir ses çıkmaya başladı.
Biz de kendi kendimize sorduk Efes Pilsen’i kim şampiyon yaptı?
*Hakemler mi?
*Federasyon mu?
*Tanjevic mi?
*Ataman mı?
Kural gayet basit, bu basit kuralı en basit şekilde anlatmak gerekirse; Top oyuna sokulmadan önce faul yapılırsa cezası iki atış ve kenardır. Maçın başhakemi Fatih Söylemezoğlu sadece ve sadece kuralı uygulayarak aslında Fenerbahçe Ülkerli oyuncuların ekmeğine yağ sürmüş oldu. Bu faul ile oyuncular maçı biz kaybetmedik hakemler yüzünden kaybettik mesajını çok net bir şekilde sahada yaptıkları itirazlarla herkese gösterdiler. Mirsad ve Ömer Onan itirazlarını o kadar abarttılar ki adeta son maçta yaşanan tarifi imkânsız cehaletin fitilini ateşlediler. Tecrübeli hakem üzerine gelen her oyuncuya kural böyle diye açıklamalarda bulundukça oyuncular daha da şiddetlendiler. Hele Mirsad olayı iyice abartıp kendisine teknik faul aldırtıncaya kadar uğraştı. Bu hareketleri başka bir maçta yapsa kesin ceza alacak olan Mirsad Türkcan bir sonraki maçta sahada hazır kıta yerini almıştı. Aslında federasyonun ceza kurulu en doğrusunu yaptı. Çünkü eğer Mirsad da hakem masasını şuursuzca tekmeleyip ettiği galiz küfürler ağzından okunan Rasim Başak gibi ceza alsaydı, taraftarlar bu kez Mirsad’ı mahsus cezalandırdılar deyip olayların boyutunu arttıracaklardı. Mirsad Türkcan’a ceza verilmemesi yöneticileri bir bahaneden yoksun bırakmış oldu.
Sahada yaşanan olayların izahı dahi mümkün değil. Herkes Fenerbahçe Ülker’e rekor bir ceza beklerken. Sadece 5 maç ceza geldi. Türkiye bu olayın benzerini 1993 yılında Aris maçında yaşamıştı. Şanssızlık ne yazık ki yine Efes’i bulmuş ve o maçtan sonra Aris’e iki yıl ceza verilmiş ancak sonra ceza bir yıla indirilmişti. Fenerbahçe Ülker’e bir yıl ceza tabiî ki çok ağır olurdu ama en azından bir masadan daha kıymetlisiniz mesajı Efes Pilsen camiasına verilebilirdi.
Rasim Başak küfür edip hakem masasını tekmelediği için 6 maç ceza aldı, Fenerbahçe Ülker seyircisi ise Efes Pilsenlilere küfür edip tekmeledikleri için 5 maç ceza aldı. Demek ki masa Efes Pilsen’den daha kıymetliymiş.
Aslında seri de sadece bir tribün olayı olmadı. Belki birçoğunuzun gözünden kaçtı ama Fenerbahçe Ülker taraftarlarının kendi aralarında etmiş gibi gözüken hadiseye dikkat edenler olmuştur.
O kavga aslında taraftarlar arasında değildi. Fenerbahçe Ülkerli sporcuların aileleri o kısımda oturuyorlardı ve kendi taraftarlarının kendi sporcularına yani anne baba olarak kendi öz evlatlarına küfür etmelerine daha fazla dayanamamalarının neticesinde o kavga çıkmıştı. Sporcuların da ilgisi doğal olarak o yöne kayınca dikkatte maç yerine tribüne doğru yol aldı.
Olaylar sahada gözükenler ile sınırlı da değildi. Eski büyük basketbolculardan Tamer Oyguç’un annesinin evi dahi yumurta yağmuruna tutuldu. Üstelik Tamer Oyguç Fenerbahçe forması dahi giymiş bir sporcuydu.
Efes Pilsen’i kim şampiyon yaptı derken şıklar arasında Tanjevic de vardı. Şimdi ne alakası diyenler olabilir ama Tanjevic ilk defa karşısında adam gibi bir kadro ve üst düzey bir koç ile karşılaşınca bilindik yöntemleri pek işe yaramadı hatta rakibin ekmeğine yağ sürdü.
İlk maç şampiyon Efes Pilsen gerçekten kazanmayı hak etmedi.
İkinci maçı Tanjevic’in takımı 40 yaşındaki oyuncunun muhteşem üçlüğü ve şansı ile kazandı.
Üçüncü maçta artık ne şansa nede kötü oyuna tahammülü olmayan taraf olan Efes Pilsen’in koçu Ataman hiç planında olmamasına rağmen alan savunmasına geçerek maç içinde fark yarattı. Tanjevic’in buna cevabı ise sürekli oyuncu değiştirmek oldu. Tanjevic Efes Pilsen’e en büyük katkıyı burada yapmaya başladı.
Solomon’un kaptırdığı bir toptan sonra koçundan küçük bir çocukmuş gibi en az 3 dakika kesintisiz fırça yemesi Solomon’u doğal olarak oyundan düşürdü. Sonrasında ne olduysa oldu, Efes önce Thorton ile mucize sayılar buldu sonra yediği fırça ile kafası maçtan giden Solomon topu Sinan’a hediye etti. Son topta Ataman 5 kısa ile sahaya çıkarak maçın uzatmaya gitmesine neden olarak hediyeye hediye ile cevap verdi. Ataman uzatma da Sinan’dan vazgeçseydi büyük hataya düşerdi. Ancak tıpkı skor üretmede çok zayıf düşen Charles’dan vazgeçmesi gibi doğru karar vererek Sinan ile devam etti.
Ataman bütün bu hamleleri yaparken Tanjevic sadece fırça atmakla ve oyuncu değiştirmekle mükellefti.
Dördüncü maçta Ataman kafasını çalıştırdı ve faul yapıp son hücumu lehine çevirdi. Tanjevic ise bunu sadece izledi ve hayatı boyunca eliyle koluyla oynamaya alışmış olan oyuncusunun gereksiz faulü ile maçı kaybetti. Efes Pilsen’in faulünden sonra Solomon faül yapalım mı diye Tanjevic’e döndü. Tanjevic’in hayır cevabından sonra Solomon’un yüzünün aldığı şekli ve sıçramasını birçoğunuz görmüşsünüzdür.
Diğer maçlar da tam anlamı ile taktik savaşı şeklinde geçti;
Ataman belki de Avrupa’nın en iyi power forvet’i olan Mirsad Türkcan pota altında her top aldığında ona yardım getirtti, Tanjevic ise oyuncu değiştirdi.
Ataman son saniye topları için bile mola harcayıp hücum seti çizerken; Tanjevic oyuncu değiştirdi.
Ataman bazen de gereksiz yere olsa dahi takımını 4 kısa ile oynattı, usta koç oyuncu değiştirdi.
Oyuna bir girip bir çıkan Fenerbahçe Ülkerli oyuncular asla ritim bulamadılar, tam ritim bulduklarında ise kendilerini kenarda buldular.
Fırça çekme işi antrenörden yöneticilere de bulaşmış. Bir tv programına katılan Fenerbahçe Ülker’in basketbol kökenli yöneticisi; programı yapanları adeta canlı yayında fırçaladı. Sunucuya dahi ne gülüyorsun ciddi bir şeyler anlatıyorum diye fırça çekti. İşin garibi programı yapanlardan çıt dahi çıkmaması oldu. Söyleyecekleri bitince de pat diye telefonu kapatıp kimseyle diyaloga girmedi. Yüzde yüz haklı olunsa dahi, hakkını arıyor olsan dahi fikirlerimizi dikte ile değil tartışarak sonuçlandırmalıyız ve tabi eleştiriye de açık olmalıyız.
Gelelim şampiyonluğu bileğinin hakkı ile kazanan hak sahiplerine.
Nihayet gelebildik ama 33 yıla nice başarılar sığdıran kulübe şampiyonluk sevinci dahi yaşatmayanlar bizi şampiyona en son değinmeye kadar getirttiler.
Efes Pilsen sezona geçmiş yılların yaralarını sararak başladı. İlk önemli hamle Ergin Ataman’ın dümene geçirilmesi oldu. İlk iş olarak kulübün boşalan içi yeniden dolduruldu. Giden oyunculardan Kaya ve Kerem geri geldi. Yerli oyuncularının zayıflığı Efes Pilsen’e son yıllarda çok kan kaybettirmişti. Sinan gibi katkı veren çok önemli bir transfer yapılmıştı. Fenerbahçe Ülker; İbrahim Kutluay, Ömer Onan ve Mirsad Türkcan gibi büyük oyuncular ile hedefe giderken Efes Pilsen kadrosundaki yerli oyuncular gittikçe dağılıyordu. Hatta yukarıda ismini verdiğimiz 3 oyuncuda Efes Pilsen forması giyiyordu bir zamanlar. Üstelik İbrahim ve Ömer takıma kaptanlık dahi yapmıştı. Hüseyin Beşok, Mirsad Türcan, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Ender Aslan, Ermal Kurtoğlu, Kaya Peker gibi oyuncuları devamlı yurtdışına gönderiyorlar faket bu oyuncuların geri dönüşünü çeşitli nedenlerden dolayı Ender dışında bir türlü geri getiremiyorlardı. Ligde de flaş yerli transferler yapılamıyor ve yerli oyuncu rotasyonu gittikçe zayıflıyordu.
Sezon başında yapılan bu eklemeler olmasa Efes Pilsen yine finale gelirdi ancak Kaya ve Sinan olmadan Fenerbahçe Ülker’e direnemezlerdi.
Kaya adeta tek başına Fenerbahçe Ülker’in tüm uzunlarını denize döktü. Vidmar (niyeyse her maç ilk 10 dakika), Oğuz (her maç 3-5 dakika), Ömer Aşık, Semih Erden ve Mirsad Türkcan; her maç Kaya’ya çarptılar. (Final serisinin karamanı koskoca bir Avrupa şampiyonasını evinde tv’den izlerken karşısında yokları oynayanların çoğu milli takımda olacak)
Sinan geçen yaz milli takımımızın en patlayıcı en iyi savunma yapan en hareketli oyuncusuydu. Ataman kariyeri boyunca yaptığını yani gittiği takıma bildiği oyuncuları peşinden sürükleme alışkanlığını yine gösterdi ve Schumpert ve Kaya’nın yanına Sinan’ı da alarak Efes Pilsen’e getirtti. Sinan transferinden sonra Thornton transferini duyunca eyvah dedim. Çünkü bu iki oyuncu aynı tarz ve aynı işi yapan oyunculardı. Nitekim Sinan bench’in derinliklerine inerek nerdeyse kayboldu.. Sinan final serisinin 3. maçına Solomon’a yaptığı savunma ve çaldığı toplarla damgasını vurdu.
Efes Pilsen’in son şampiyonluğunda Mustafa Abi’nin Halid El Amin’e yaptığı savunma zaferi getiren en önemli unsur olmuştu. Sinan Güler tıpkı Mustafa Abi’nin Beşiktaşlı Amin’e yada Tofaş’ın şampiyonluklarında Kelepçe Alper Yılmaz’ın Naumoskiye yaptığı savunma gibi Solomon’a yapıştı ve onu sahadan sildi.
Efes Pilsen zorlu maçların sonucunda şampiyon oldu ancak, şampiyonluk mutluluğunu yaşamaları biraz süre aldı. Kendilerine kupa verecek bir başkan dahi bulamadılar, dayak yediler, küfür yediler. Türk basketbolu giderek futbol zihniyetine dönsün istemiyoruz. Küfürler doğal sayılsın, itirazlar alsın başını gitsin istemiyoruz. Benim bildiğim basketbol da itiraz eden oyuncuya hakem hemen elini kaldırması uyarısını yapar, şimdi oyuncular hakeme adeta saldırıyor her düdükten sonra eller kollar itiraz için şekilden şekle giriyor. Efes Pilsen şampiyon olmasaydı da bu görüntüleri yaşamasa mıydık?
Tahammülümüz hiç mi kalmadı?
Oyuncular ve yöneticiler ne yazık ki sahadaki davranışları ve mimikleri ile basketbol ile hiç alakası olmayan futboldan alışkanlıkları ile maçı izleyen seyirciyi fazlasıyla gerdi ve gerilimin sonuçları çok ağır oldu.
Önümüzdeki yıl umarım bütün bu yaşananlar hem güvenlik güçlerine hem sporculara hem de yöneticilere ders olur.
Son olarak milli takımımıza Avrupa Şampiyonasında başarılar diliyorum. Artık vakti gelip geçmekte olan madalyayı bu turnuvamızda boynumuzda görebilmek umuduyla…
İlker KESER
basketci14@gmail.com

TANJEVİÇ GÜNCESİ
Tanjevic’i geçmiş dönemlerdeki takımlarına baktığımda, yaşım itibarı ile üç kez Koraç kupasında final oynayan Stefanel Milano takımından hatırlıyorum. Usta koçu Milano ekibinin başında ilk gördüğümde; devamlı bağırıp çağıran, oyuncularını her an azarlayan fırçalayan sanki hiçbir şeyden memnun değilmiş gibi tavırlar sergileyen bir yapı içerisinde görmüştüm.
Takımın yıldız oyuncularından Fucka , Bodiroga ve Gentile gibi yıldız oyuncuların altyapısını kendi vermişti. Dolayısıyla bu oyunculara istediği gibi hükmedebiliyor ve en küçük hatalarında dahi sanki bıçak yemiş gibi titreyip yaralı aslan gibi üzerlerine kükrüyordu. Yalnız Warren Kid gibi değerli bir Amerikalı oyuncuyu da çocuk gibi azarlayınca bir yerde bir kopukluk oluyordu ve 3 kez üst üste gelinen finalde biride Efes Pilsen’e olmak üzere başlar önde 2.lig madalyası ile sahadan ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Tanjevic’in en büyük başarısı ise İtalya ile yaşanılan Avrupa Şampiyonluğudur…
İtalya milli takımında da yine Fucka ,Meneghin gibi oyuncuları etkisi altına alıp De Pol gibi Mian gibi sınırlı kapasitede olup milli takıma belki de başka bir çalıştırıcının asla almayacağı oyuncular ile başarıya gitmişti. Tanjeviç; 3 numara pozisyonun da, daha önce nerdeyse hiç milli olmamış 2,02 boyundaki Alessandro De Pol ile rakiplerine fark yaratmıştı ve bu oyuncu üzerinde devamlı bilindik baskısını kurarak ona hep:
—Seni ben milli yaptım ve bu takıma aldım, sende benim dediklerimi harfiyen yap.
Mesajını veriyordu. De Pol’a bu mesajı verirken deli dolu guardı Pozecco’yu takıma almayarak bakın De Pol gibi bir adam milli takımda ama Pozecco yok mesajını da aynı anda diğer oyuncularına ileterek takımın tek bir patronu olduğunu da yine açıkça oyuncularına iletiyordu. (Bu arada Pozecco’nun Recalti döneminde de 2001 Avrupa şampiyonası için milli takıma alınmadığını belirtelim ama aynı Pozecco Amerika’ya gelenin ve de gidenin vurduğu dönemlerde Galanda ile beraber iyi bir tokat attığını da ekleyelim). Usta koç, Pozeco gibi üst düzey bir oyuncuyu kurban ederek Bonora gibi kısıtlı yeteneklere sahip bir oyuncuya oyun kuruculuğu teslim etmişti.
Bu arada söz De Pol’den açılmışken bir antrparantez açalım; De Pol gerçek anlamda İtalya milli takımının en önemli oyuncularından birisi idi, Tanjeviç 12 Dev Adam’ın başına geçtiği andan itibaren her an De Pol gibi bir adam aradı. Hatırlayın ilk geldiği dönem de o zaman Darüşafaka da oynayan şimdiki Beşiktaşlı oyuncu Cevher Özer 2004 yılında Amerika ile oynanan ilk maçta ilk beş oyuncusu olarak maça başlamıştı. Japonya’daki dünya kupasında Kerem Gönlüm’ü zaman zaman o mevkide oynarken gördük, 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde ise Efes Pilsen’in (Daçka) genç oyuncusu Barış Hersek’i bu mevkide kullanarak genç oyuncudan yeni bir De Pol yaratmaya çalışmıştı.
Tanjevic üstadın beğenmediğim iki takıntısı var. Birinci olarak nitelikli, sorumluluk almayı seven oyun kurucuyu; ikinci olarak da pota altında topu alıp bire bir oynayabilen gerektiğinde sırtı potaya dönük oynayabilen, gerektiğinde yüzü dönük top kullanabilen uzunu sevmemesi. Gelişmiş basketbol ülkelerinde hangi koça yâda yöneticiye sorsanız takımı oyun kurucu ile uzunun etrafında toplar ama Tanjevic bu iki önemli noktada lider ruhlu skor atan oyuncu sevmiyor. Oyun kurucu son derece düz olmalı, sadece topu getirsin ve hızlıca çevirsin. Boş kalınca da ceza üçlüğü atabilsin istiyor. Uzunun yapması gereken ise çok daha basit; İki pota arasını hızlı koşsun, blok yapsın, her iki pota altında da ribaunt alsın ve onun dışında topa mümkün mertebe elini sürmesin.
_OYUN KURUCU_
Nitekim uzun bir süre milli takımdan ayrı kalan Kerem Tunçeri en son oynadığımız 2009 Avrupa Şampiyonası eleme maçlarından önce sıkıca tembihlenmiş olacak ki, hem Beşiktaş’ta alıştığımız hem de Real Madrid’de zaman zaman gördüğümüz skorer kimliği bir yana gözünün ucuyla dahi potaya bakamadı. 2001 Avrupa Şampiyonasından bu yana milli Takımda Kerem Tunçeri’yi hep eleştirdik ve milli takım için yetersiz olduğunu gözlemledik. Gün geldi Tanjeviç Kerem’i milli takıma almayınca oh nihayet ondan kurtulduk diyenlerimiz bile oldu ama bir de baktık ki Kerem’in yerine alınan 3 oyun kurucunun toplamı bir tane Kerem Tunçeri etmedi. Ender Aslan savruk oyunu ile çoğu zaman bizi kesen iki ucu keskin bıçak gibi bir o yana bir yana savruldu durdu. Hakan’ın zaten ne milli takımda nede Fenerbahçe Ülker’de oynarken ne yaptığını anlayan olmadı, çok ümitli olduğumuz Engin Atsür’ün ise dış şut katkısından başka bir yararını göremedik maalesef. Aslında Engin saf bir oyun kurucu değil, olsa olsa Serkan Erdoğan yâda Murat Kaya tarzı bir oyun bekleyebiliriz ondan ama onlar kadar saha içerisinde enerjik ve saldırgan değil.
Her takım oyun kurucusu kadar konuşur sözüne göre bizim milli takımımız hem sağır hem dilsiz. Federasyon’un Tanjevic’ten önceki en büyük yanlışlığı 2001’den beri oyun kurucu eksikliğine rağmen halen bir yabancıyı devşirip oyun kurucu açığını kapatamamış olmasıdır.
Ruslar bile Amerikalıyı Rus yaptılar. Slovenler Ariel Mc Donald’ı milli takımların da oynattılar (2001'de bizi yenen takımın oyun kurucusu idi) Gürcüler eski Ülker’li Shammond Williams’ı oynatıyorlar. İsrailliler yıllardır bu işi yapıyorlar David Sharp her daim milli takımda. Ruslar Amerikalı oyun kurucu ile şampiyon oldular biz ise evimizde elde ettiğimiz 2.lik ile yetinmek zorunda kaldık. 2009 öncesi Lofton veya Solomon mutlaka devşirilip milli takıma kazandırılmalı.
_MEHMET OKUR_
NBA de üzerinden setler oynanan bir oyuncuyu biz milli takımımıza alıyoruz ve üzerinden tek bir set dahi oynatmadan hatta potaya sırtı dönük rakibi ile birebir bırakıp tek bir pozisyon dahi hazırlamadan Okur’dan verim almaya çalışıyoruz. Herhalde dünya basketbolundaki rakiplerimiz bu anlayışa şapka çıkartıyorlardır. Milli takım koçumuz yıldızlara inanmadığını ve kişiye özel sistem hazırlayamayacaklarını söylüyor ama Mehmet Okur her seferinde halkı tarafından Nowitzki ile kıyaslandığı için asla beğenilmiyor.
Mehmet Okur dururken bakıyorum, Fatih Solak ulusal takımımızın pivotu olarak sahaya çıkıyor, adım gibi eminim ki Tanjeviç; Semih Erden ile oynamayı her zaman her yerde Mehmet Okur’la oynamaya tercih eder çünkü Semih Erden’i basmakalıba sokabilirsin ama Mehmet Okur çok özeldir. Mehmet Okur’la oynayabilmek için modern basketbol bilginiz en üst düzeyde olmalıdır. Özellikle sahada oyuncularına attığı fırçaları düşünün: Semih Erden’e bağırmak kolaydır çünkü onu milli takımda ilk kez siz oynatmışsınızdır (Dream Team ile oynana hazırlık maçları) ve daha gençtir ama Mehmet Okur’a bağırmak her pozisyonda onu haşlamak nerdeyse imkânsızdır.
2007 Avrupa Şampiyonasında koskoca All Star oyuncuya tek bir oyun seti dahi hazırlamadan Mehmet Okur’dan Semih gibi sıradan oyuncu statüsünde iki pota arasında gidip gidip gelmesini anca ribaunt alırsa dönüp oynamasını talep ediyordu usta koç. Mehmet Okur’un skor da etkisizliğini gören seyirciler de:
Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye dev oyuncuya yükleniyorlardı. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Okur’un üzerinden oynanan tek bir setin dahi bulunmadığını! Televizyon karşısına binde bir oturup basketbol izleyen vatandaşımız bunu nerden bilsin.
Mehmet Okur bütün bu olumsuzluklardan etkilenerek ortaya sakatlık balonu uçurup milli takım formasını terletmekten kaçındı geçen yaz. 2009 Avrupa Şampiyonasında forma giymesi hem Mehmet Okur’un hem de ülkemizin yararına olacaktır.
Fatih Solak, Semih Erden, Ermal Kurtoğlu, Kerem Gönlüm, Oğuz Savaş, Kaya Peker gibi isimler çok değerli oyuncular ve mücadeleye dayalı oyunu asla bırakmayan hep ribaunt kovalayan dahası kariyerleri boyunca az süreler almaya ve süre paylaşmaya alışmış oyuncular ile her zaman dünya altıncılıkları alabiliriz elemelerde ortalığı silip süpürebiliriz ama asla şampiyon olamayız. Şampiyonluk büyük oyuncular ile kazanılır, evet bu isimler olmadan ve hâlihazırda sergiledikleri performanslarını sergilemezlerse de şampiyonluk kazanılamaz ama Mehmet Okur gibi fark yaratan oyuncular olmaz ise madalya sadece hayal olur.
Mehmet Okur’u milli takım forması altında da; 40 dakika süre alıp tıpkı Utah’ta bu yıl başardığı gibi 43 sayı atmasını, 9 ribaunt almasını canı yürekten istiyorum. Eğer yeterli fırsat tanınırsa bunu yapabileceğini düşünüyorum. 2009 Avrupa Şampiyonasında Hidayet Türkoğlu ile birlikte bizi şampiyonluğa götüreceklerine adım gibi eminim. Yeter ki onlara yıldız gibi oynama şansı verilsin.
_Tanjevic’in Tercihleri_
Koç Tanjevic ülkemize ayak bastığı andan itibaren yaptığı tercihler ile kamuoyunun genelinde hep eleştirildi. Solomon geçen iki sezonda taraftarın adeta sevgilisiydi ve bu takımın bel kemiğini temsil ediyordu. Tanjevic bu sezonun başında Solomon’u tıpkı İbrahim Kutluay gibi istemedi. Aslında kulüp basketbolunda bir koç herhangi bir oyuncuyu istemeyebilir çünkü yerine sınırsız alternatif şansınız olabilir ancak gelen oyuncu giden oyuncunun ayarında olmalıdır ki takım içindeki dinamikler yerinden oynamasın. Fenerbahçe Ülker geçen seneki sistemi ile oynamasına rağmen Euro Leage’de geçen yılın çok uzağında kaldı. Solomon’un ayrılması ile takım sadece liderini değil sıkıntılı maçlarda winner özelliğini öne çıkartıp takımı maçın içerisinde tutan adamını da kaybetmişti.
Sene başında Solomon’un yerine gelen oyun kurucu gerek fiziksel özelliklerinden gerekse daha önce hedefleri bu kadar yüksek bir takımda yer almamış olmasından doğan zorluklarla uğraşmaktan takımın yükünü sırtlamaya fırsat bulamadı. Günümüz basketbolunda oyun kurucuların boyları 1,94 civarı olduğu için karşısında Marques Green’i gören herkeste şut atma iştahı kabardı. Her önüne gelen Marques Green’in üzerinden şut attığı gibi kritik anlarda rakibin üstünden şut atma gibi bir olasılığınızda ortadan kalkmış oluyor. Aslında Tanjevic bunu sene başında çok iyi hesaplayıp bu açığı Gricek ile kapatmayı düşünmüştü ancak evdeki hesap çarşıya uymadı maalesef ve Gricek sakatlandı. İşte tam da bu noktada bir başka Tanjevic kaynaklı tercih hatası gözler önüne serildi.
Usta koç; İbrahim Kutluay’ın takıma dönmesine izin vermeyerek takımı hem lidersiz bırakmış hem de Gricek’den faydalanamadığı dönemlerde onu aratmayacak olan bir oyuncuyu da kaybetmiş oldu. Gricek ve Devin Smith iyi oyuncular ancak lider ruhlu değiller, skor artıyorlar ama içlerinde takımı sürükleme gibi bir güdü yok. Oysaki bu güdü İbrahim Kutluay da fazlasıyla vardı. Gricek ve Devin Smith’i bir kenara bırakırsak bu işi yapabilecek iki kişi daha göze çarpıyor ancak bunlardan Damir Mrsıc oldukça yaşlı Emir Preldzic ise oldukça genç. Keşke sene başında Aziz Yıldırım daha önce Damir Mrsıc olayında olduğu gibi İbrahim Kutluay’ında arkasında dursaydı ama eski defterler çok kalın olduğu için bunu göz ardı etti. Sezon başında Solomon’un takımdan ayrılması bir nevi kendi tercihiydi çünkü ya Bogdan Tanjevic ya ben diyerek kapıları kendisi kapatmıştı ama İbrahim Kutluay bu formayı giymeye oldukça hevesliydi.
Benetton Pittis’i, Real Madrid Hereros’u, Zalgiris Sabonis’i basketbolu bıraktıkları zamana kadar kadrolarında tutarak simge isimlerine vefa göstermişken en az 3 yıl daha oynayabilecek kapasitesi olan Kutluay’a kulübü her koşulda sahip çıkmalıydı.
Koç Tanjevic ülkemizde kaldığı sürece yaptığı tercihler hep tartışılacak gibi;
*Mehmet Okur yerine Semih Erden’in milli takımda el üstünde tutulması.
* Milli takıma yıllarını vermiş milli takım forması giyerken sakatlanarak kariyerini sekteye uğratmış olan Hüseyin Beşok’u Fransa ligi (Pro A) MVP’si olduğu dönemde bile milli takıma almaması onun yerine Fatih Solak’ı alması. (2010 yılında yaşlı olacağı için milli takıma alınmayan Hüseyin Beşok en son oynanan Fenerbahçe Ülker-Galatasaray Cafe Crown maçında 23 sayı atarak takımını zafere ulaştırmıştı.)
*Kerem Tunçeri’yi Ömer Onan’la beraber çok önemli turnuvalar da kadroya almadı, özellikle en formda olduğu İspanya döneminde İspanya da Real Madrid’in salonunda oynanan maçlara Kerem Tunçeri yerine Hakan Demirel’i tercih etmesi. Yaşlı diye milli takıma alınmayan Kerem Tunçeri’nin yerine milli takımda ilk 5 oynayan Hakan Demirel Fenerhaçe Ülker’e gelince rotasyonda 37 yaşındaki Damir Mrsıc’in dahi gerisinde kalacaktı. Yine aynı sebepten milli takıma alınmayan Ömer Onan, Fenerbahçe Ülker’in Tanjevic ile ilk şampiyonluğunda sahada en fazla kalan 2. oyuncu olacaktı.
*Tutku Açık gibi saha görüşü, pas yeteneği, oyun okuması ve takımı oynatmadaki becerisi üst düzey olan bir oyun kurucunun yerine Ender Aslan da ısrar etmesi.
*Hüseyin’den vazgeçtik Ömer Aşık sakatlanana kadar 2010 da takımın belki de bel kemiklerinden birisi olacak olan Oğuz Savaş’ın şampiyona kadrolarına girememesi ama Fatih Solak’ın dünya kupası oynaması.
*Emir ile Vidmar’ı büyük paralar ile alarak Sloven milli takımına ve Sloven basketboluna yatırım yapmaktansa; genç Slovenlerin işgal ettikleri yabancı kadrolara sağlam hazır transferler yaparak olası Final Four’lardan takımını mahrum etmesi.(Genç Slovenlerin sözleşmeleri bana göre çok kısa. Eğer beklenen patlamayı yaparlarsa ki Emir bunu biraz gösterdi, bunun verimini ya NBA yâda Avrupa’nın dev kulüpleri alacak )
*Milli takımda yıldız oyuncu tanımam diyerek Mehmet Okur’a tek set dahi hazırlanmazken Fenerbahçe Ülker’in tüm hücumlarında Solomon 14-15 saniye top ile oynayarak takımına 2 şampiyonluk kazandırması.
Bu ve benzeri tercihleri ile Tanjevic her zaman tartışılacak gibi görünüyor.
_2009 Avrupa Şampiyonası_
2006 Dünya Şampiyonası’nda ve 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde mücadele eden kadrolar ile kamuoyunu tatmin eden basketbolu ortaya koyabiliriz ama ülke olarak bizim gözden kaçırdığımız bir ayrıntı var. Önemli olan ortaya konan bu basketbolu en baştan yani 2005 yılından itibaren sayacak olursak Hüseyin Beşok’lu, Mirsad Türkcan’lı, Kerem Tunçeri’li, İbrahim Kutluay’lı, Ömer Onan’lı, Kaya Peker’li, Oğuz Savaş’lı, Serkan Erdoğan’lı, Mehmet Okur’lu kadrolarla oynayabilmek Çünkü yıldız isimler olmadan şampiyonluk sadece hayaldir. Yunanistan, İspanya, Rusya, Arjantin ve Amerika gibi ülkeler son yıllarda şampiyonlukları aralarında bölüşürlerken hep olabilecek en iyi kadroları ile turnuvalara katıldılar. Hatta Amerika bile en iyi kadrosu ile gelmediği olimpiyatlardan ve dünya kupasından şampiyonluk göremeden ayrıldı. Ne zaman ki Lebron, Kobe, Kidd bir araya geldi şampiyonlukta beraberinde geldi.
Önümüzde 2009 Avrupa Şampiyonası var, herkese sormak lazım. Japonya’daki veya eleme gurubundaki takımın herhangidir organizasyonda şampiyonluk şansı var mıdır?
Biz Tanjeviç’in bu oyun tarzı ile ve bu oyuncu seçimleri ile Dünya şampiyonasında olduğu gibi 6.lıklar 4.lükler alabiliriz ama asla şampiyon olamayız. Son Avrupa şampiyonu Rusya yıldızları ile şampiyon oldu, son olimpiyat şampiyonu Amerika yıldızları ile şampiyon oldu, Son dünya şampiyonu İspanya yıldızları ile şampiyon oldu, Arjantin yıldızları ile Atina’da olimpiyatlarda şampiyon oluyordu. Biz ise dünyanın gıpta ile baktığı yıldızlarımıza yaşlı olduğu veya sisteme uymadığı gerekçeleri ile sırt çeviriyoruz. Benim bildiğim bir takım bir turnuvaya girerken elindeki en iyi oyuncular ile gitmek ister, bundan 4-5 yıl sonra yapılacak bir turnuvayı düşünerek hazırdaki turnuvadan vazgeçilmez. Allahtan 2010 yılına da az kaldı, bakalım o masal nasıl sonuçlanacak. Herhalde Tanjeviç şimdiden 2010 yılında NBA’ de lokavt olması için, İspanyolların takım halinde zehirlenmeleri için (Allah korusun), Ginobili’nin ve Jasikevicyus’un milli takımlarını bırakmaları için dua etmeye başlamıştır.
Tanjevic’in ülkemiz de göreve başladığı ilk gün ağzından çıkan 2010 yılana sadece 1 yıl kaldı. Göreve başladığı günden bu yana yatırım yaptığı isimler de artık iyice piştiler ve hep milli takıma alınmadığı için eleştirilen isimler artık yavaş yavaş yaşlanmaya veya formdan düşmeye başladılar. Şimdi Tanjevic üstadın hasat zamanının geldiğini düşünüyorum, 2009 Avrupa Şampiyonası kafalardaki soruların tamamen aydınlanacağı bir turnuva olacak. Eğer 2009’u şampiyon olarak kapatırsak 2003 Avrupa Şampiyonası’ndan bu yana aldığımız her türlü kötü sonuca değecektir ama burada da başarısız olursak( ki kürsü dışında her sonuç bana göre başarısızlık olur), altın jenerasyon olarak tanımlanan 79 kuşağımıza yapılan onca yatırımın yok olması bir yana 2010 masalı ile kaybolan 2005 ve 2007 ile beraber 2009 da alacağımız olası madalyadan yoksun kalmamızın daha doğrusu bu madalyalarımızın çalınmış olmasının hesabını birilerinin vermesi gerekecek.
İlker KESER
basketci14@gmail.com

Hiç üşenmeyelim dünyadaki tüm basketbol antrenörlerine tek tek soralım; Eğer bir takım kuracak olsanız Mehmet Okur’u mu kadronuza alırsınız yoksa Fatih Solak’ı mı?
Bu işten zerre kadar anlayan her insanın vereceği cevap gibi onlarda doğal olarak Solak yerine Okur’u tercih edeceklerdir. Yalnız ne hikmetse bizim milli takımımızda ülkemizin yetiştirdiği en büyük sporculardan biri olan Mehmet Okur kadroya dahi alınmıyor. Koç’un tercihi deyip atmak kolay ancak söz konusu şey milli menfaatlerimiz ise bu bir kişinin tercihine hele bir yabancının tercihine bırakılamaz diye düşünüyorum. 2003 yılından beri yatırım yapılan bir takım. 87 doğumluların ana arterini oluşturduğu iskelet 2010 dünya şampiyonası için hazırlanıyor. 2010 için hazırlanmak en doğal hakkımız ancak biz bu hazırlığı 2005, 2007 ve 2009 avrupa şampiyonalarını olası madalya şansımızı geri teperek hazırlanıyorsak nerde kaldı bizim ülke menfaatimiz.
Bakın bu takımın 2010 yılında skoru sürükleyecek oyuncusu olarak lanse edilen Cenk Akyol Oktay Mahmuti tarafından ona verilen onca şansa rağmen takımında dahi tutunamadı, hatta Galatasaray Cafe Crawn takımına kiralık gitmesine rağmen orda bile istediği süreleri bulamayıp, Murat Kaya’nın arkasında kaldı. Şimdi bakıyoruz A Milli takımımızın kadrosunda dahi yok.
Demek ki neymiş dereyi görmeden paçaları sıvamamak lazımmış. Hele bir 2010 yaklaşsın, turnuva düzenle özel kamp programları organize et ve katıldığın her turnuvada en iyi oyuncularınla mücadele et.
Bana hala birçok mesaj geliyor ve Mehmet Okur vatan haini yinemi gelmedi diyorlar.
Bu olacak iş değil, ülkemizin yetiştirdiği en büyük sporculardan biri vatan haini damgası yiyor. Buna gönlüm asla razı gelmiyor. Kaya Fenerbahçe Ülker’in bütün pota altı oyuncularını adeta denize döktü. Bakıyorsunuz Kaya da milli takımda yok ama denize dökülen tüm Fenerbahçe Ülker oyuncuları kadroda. Engin Atsür ağır bir sakatlıktan çıktı, 6 aydır eline top bile değmedi ama milli takımda var. Tutku Açık yok, Hakan Köseoğlu yok. Sabit fikirlerle hiçbir yere varamayız. Plana sadık kalmak demek, 2003 yılında hazırladığın planı 2010’a kadar hiç şaşmadan uygula demek değildir. Plana her zaman aktif değişkenler ve eldeki imkanlar dahil edilmelidir.
Fatih Solak ligimiz için değerli bir oyuncudur ancak Fatih Solak’ın olduğu kadroda Mehmet Okur yoksa Ermal Kurtoğlu yoksa, Kaya Peker yoksa hatta ve hatta Hüseyin Beşok dahi yoksa ben bu işte bir mantık hatası ararım.
Sen NBA şampiyonluğu görmüş All Star pivotunun üzerinden tek bir set dahi hazırlama hatta potaya sırtı dönük rakibi ile birebir bırakıp tek bir pozisyon dahi hazırlamadan Okur’dan verim almaya çalış. Herhalde dünya basketbolundaki rakiplerimiz bu anlayışa şapka çıkartıyorlardır. Milli takım koçumuz yıldızlara inanmadığını ve kişiye özel sistem hazırlayamayacaklarını söylüyor ama Mehmet Okur her seferinde halkı tarafından Nowitzki ile kıyaslandığı için asla beğenilmiyor.
Mehmet Okur dururken bakıyorum, Fatih Solak ulusal takımımızın pivotu olarak sahaya çıkıyor, adım gibi eminim ki Tanjeviç; Semih Erden ile oynamayı her zaman her yerde Mehmet Okur’la oynamaya tercih eder çünkü Semih Erden’i basmakalıba sokabilirsin ama Mehmet Okur çok özeldir. Mehmet Okur’la oynayabilmek için modern basketbol bilginiz en üst düzeyde olmalıdır. Özellikle sahada oyuncularına attığı fırçaları düşünün: Semih Erden’e bağırmak kolaydır çünkü onu milli takımda ilk kez siz oynatmışsınızdır ve daha gençtir ama Mehmet Okur’a bağırmak her pozisyonda onu haşlamak nerdeyse imkânsızdır.
Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye hem medyada hem de kamuoyunda derin bir serzeniş yankılanıyordu. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Okur’un üzerinden oynanan tek bir setin dahi bulunmadığını nerden bilsin.
Mehmet Okur bütün bu olumsuzluklardan etkilenerek ortaya sakatlık balonu uçurup milli takım formasını terletmekten kaçınmıştı.
Fatih Solak, Semih Erden, Ermal Kurtoğlu, Kerem Gönlüm, Oğuz Savaş, Kaya Peker gibi isimler çok değerli oyuncular ve mücadeleye dayalı oyunu asla bırakmayan hep ribaunt kovalayan dahası kariyerleri boyunca az süreler almaya ve süre paylaşmaya alışmış oyuncular ile her zaman dünya altıncılıkları alabiliriz elemelerde ortalığı silip süpürebiliriz ama asla şampiyon olamayız. Şampiyonluk büyük oyuncular ile kazanılır, evet bu isimler olmadan ve hâlihazırda sergiledikleri performanslarını sergilemezlerse şampiyonluk yine kazanılamaz ama Mehmet Okur gibi fark yaratan oyuncular olmaz ise madalya sadece hayal olur.
Şimdi bu kadroya baktığımızda yine Oğuz Savaş dışında sırtı dönük top alıp oynayabilen yüzü dönük tehdidi olan başka bir oyuncu göremiyoruz. Göreceksiniz usta koç Oğuz Savaş’ı da 12 kişilik kadroya almayacak.
Göreve ilk geldiği andan beri usta koçun uyguladığı rotasyon sisteminin bizim ülke insanımıza asla uymadığını yapısına ters geldiğini hep söyledik durduk. Son final serisi de buna en iyi örnek oldu.
Ataman tam sahada baskı yaptı, usta koç oyuncu değiştirdi
Ataman pota altında top alan efsane oyuncu Mirsad’a ikili sıkıştırma ile yardım getirdi, usta koç oyuncu değişikliği yaptı.
Ataman kazanılan ve çok kritik olan 3. maçta sisteminde hiç olmamasına rağmen alan savunmasına geçti, usta koç oyuncu değiştirdi.
Ataman bazen de gereksiz yere olsa dahi takımını 4 kısa ile oynattı, usta koç oyuncu değiştirdi.
Oyuna bir girip bir çıkan oyuncular asla ritim bulamadılar, tam ritim bulduklarında ise kendilerini kenarda buldular.
Milli takım hepimizin takımı, ben her zaman olduğu gibi millilerimizin her maçı almaları için dua edeceğim. Söz konusu ülke menfaatleri ise gerisi teferruattır. Eğer ülkemiz başarılı olacaksa değil Mehmet Okur, isterse Hidayet Türkoğlu da onunla beraber oynamasın ama yeter ki başarılı olalım. Koskoca altın bir jenerasyon yok olmak üzere 79 jenerasyonu artık 30 yaşında. Bir madalya alacaksak 2009 bunun tam vaktidir diye düşünüyorum.
İlker KESER
basketci14@gmail.com

Sinan geçen yaz milli takımımızın en patlayıcı en iyi savunma yapan en hareketli oyuncusuydu. Ataman kariyeri boyunca yaptığını yani gittiği takıma bildiği oyuncuları peşinden sürükleme alışkanlığını yine gösterdi ve Schumpert ve Kaya’nın yanına Sinan’ı da Efes Pilsen’e getirtti. Sinan transferinden sonra Thorton transferini duyunca eyvah dedim. Çünkü bu iki oyuncu aynı tarz ve aynı işi yapan oyunculardı. Nitekim Sinan bench’in derinliklerine inerek nerdeyse kayboldu. Efes’in Euro Leage macerası kötü giderken bunu yazılarımla dile getirmiştim. Sinan final serisinin 3. maçına Solomon’a yaptığı savunma ve çaldığı toplarla damgasını vurdu.
Efes Pilsen’in son şampiyonluğunda Mustafa Abi’nin Halid El Amin’e yaptığı savunma zaferi getiren en önemli unsur olmuştu. Serinin kalan maçlarında tıpkı Mustafa Abi’nin Beşiktaşlı Amin’e yada Tofaş’ın şampiyonluklarında Kelepçe Alper Yılmaz’ın Naumoskiye yaptığı savunma gibi Sinan Solomon’a yapışmalı ve onu sahadan silmeli yoksa doğru düzgün şut atamayan, ribaunt hiç alamayan hızlı hücumdan bihaber olan Efes Pilsen bu senede şampiyonluğu rakibi FB Ülker’e kaptıracak.
Aslında Ataman yatsın kalksın Tanjevic’e dua etsin. Çünkü maçın tam kırılma noktası Solomon’un kaptırdığı bir toptan sonra koçundan küçük bir çocukmuş gibi en az 3 dakika kesintisiz fırça yemesi Solomon’u doğal olarak oyundan düşürdü. Sonrasında ne olduysa oldu, Efes önce Thorton ile mucize sayılar buldu sonra yediği fırça ile kafası maçtan giden Solomon topu Sinan’a hediye etti. Son topta Ataman 5 kısa ile sahaya çıkarak maçın uzatmaya gitmesine neden olarak hediyeye hediye ile cevap verdi. Ataman uzatma da Sinan’dan vazgeçseydi büyük hataya düşerdi. Ancak tıpkı skor üretmede çok zayıf düşen Charles’dan vazgeçmesi gibi doğru karar vererek Sinan ile devam etti.
Efes Pilsen seriye devam ediyor ancak gelecek sene bu sıkıntıları çekmek istemiyorsa üst düzey klas bir oyuncuyu kadrosuna katmalı.
_Hedo Kobe’ye Şapkayı Taktı_
NBA finalleri de ligimizle birlikte final serisini eş zamanlı oynuyor. BU kez finalde Hidayet’in organizasyonu ile hücum eden Orlando Magic var. Serinin başından bu yana şampiyonluk favorisi olarak Lakers’ı görüyorum çünkü Cavs karşısında dahi zorlanan Magic’in şimdi karşısında tıpkı Lebron gibi bir bela yani Kobe var. Yalnız Cavs Lebron dışında Magic’e direnen 2. bir isim çıkartamamıştı. Şimdi ise hem çok iyi savunma yapan bir Lakers var hem de Süpermen Howard’ın arkasında duracak dahası onu hücumda epey bir terletecek olan Gasol gibi Odom gibi Bynum gibi hatta Walton gibi hareketli sayı yapabilen blok yapabilen kaliteli bir uzun rotasyonu var. Cavs uzunlarında ahı gitmiş vahı kalmış Ben Wallece her şeye rağmen savunmada iş yaparken hücumda dökülüyordu, Big Z ise hücumda coşup savunma da aksıyordu. Lakers uzunları ise oyunun her iki yönünü de çok iyi oynayabilen derin uzun rotasyonu ile Magic’i baya uğraştıracaklar.
Orlando’nun şampiyonluk için tek şansı kendi oyununu rakibe kabul ettirip bol miktarda 3 sayı isabeti ile oynamalarından geçiyor. Tüm zorluklara rağmen Howard bundan sonraki maçlarda 20 sayı 10 ribaunt ortalamasının altına düşmemeli.
Hidayet mükemmel oynuyor serinin 2. maçında Kobe’ye yaptığı blok bir yana son topta kenardan verdiği pas muhteşemdi ama çaylak oyuncu Courtney Lee hayatının fırsatını ıskaladı ve takımını galibiyetten etti.
Lakers’ı Magic’in önünde görmemein bir sebebi daha var. Orlando en son Shaq ile beraber 14 yıl önce final oynamıştı. Lakers ise geçen senenin finalistiydi dahası Orlando kadrosunda daha önce final oynayan tek oyuncu bulunmazken Lakers da bırakın geçen sene final oynayan oyuncuları Kobe ve Fisher’in parmaklarındaki yüzüklerin ışıltısı Magic’e yeter. Koçlarada baktığımızda Gundey ilk finaline çıkarken Zen Master’ın evdeki yüzükleri takımındaki tüm oyunculara tek tek yetebilecek sayıda.
Hidayetli Orlando umarım zoru başaracak ve Mehmet Okur’dan sonra ikinci kez göğsümüzü kabartacak.
_GS Cafe Crown Artık Daha Çevik_
Tüm Galatasaray taraftarları takımlarının başına Erman Kunter, Orhun Ene, Oktay Mahmuti gibi koçların geçmesini istiyor ve bekliyorlardı. Açıkçası be bu isimlerin hiçbirinin Galatasaray’a geleceğini düşünmüyordum. Çünkü Nur Germen gibi Levent Topsakal gibi Cem Akdağ gibi Murat Özyer gibi isimlerin harcandığı bir ortama kimse ismini yazdırmak istemez diye düşünüyordum. Okan Çevik’i Yıldırım Spor’un başında olduğu dönemlerden beri takip ediyorum. Galatasaray taraftarlarının bir çoğu bu transferi hedef küçültme olarak yorumluyor. Galatasaray çok köklü bir camia, ne zaman başı sıkışsa hemen kafayı liseye çeviriyor. Kendi liselisi Murat Özyer takımın başından ayrılıyor hemen bir başka liseli Koray Mincinözlü takımın başına geçiyor. Cem Akdağ’ın kız takımından ayrılmasıyla yine kendi liselisi Okan Çevik’e yönelmişlerdi. Okan Çevik’in kız takımı ile yaşadığı Avrupa şampiyonluğunu başarısını erkek takımına yansıtması tüm taraftarların dileği ama başarılı olamazsa nasıl olsa bir liseli daha bulur çıkartır ve takımın başına getirirler.
_CEYHUN YILDIZOĞLU FARKI_
Bayan milli takımımız Avrupa şampiyonasına çok iyi bir başlangıç yaptı. Son maçta Sırbistan’ı da yenerek bir üst guruba çıktılar. Ceyhun Yıldızoğlu’nun 16 yaşında Botaş forması ile 1. ligde oynatmaya başladığı Şaziye’nin önderliğinde çok iyi maçlar çıkartan periler umarım madalya alıp yurda öyle gelirler.
İlker KESER
basketci14@gmail.com

İTÜ bu seneki kadrosu ile 10 sene önce oynamış olsa sağlam 3 yabancı ile Euro Leage de ilk 8’e bile kalabilirdi. Nitekim kadrolarında yer alan Serdar Çağlan, Tolga Tekinalp o dönemin o düzeydeki oyuncuları; Harun Erdenay ve İbrahim Kutluay ise yine o dönemin efsaneleri idi. Geçen sene Adana da Harun Erdenay’lı Kemal Tunçeri’li kadro başarısız olunca bu sene İbrahim Kutluay eklemesi yapılmıştı takıma.
İbrahim Kutluay’ı kadrosuna dahil eden İTÜ ne yazık ki İbrahim Kutluay’a servis yapabilecek oyun kurucuları kadrosuna dahil edememiş. Takımın oyun kurucular 0 yazı ile sıfır katkı yaptı diyeceğim ama bırakın sıfır katkıyı paso zararına oynadılar. Bu kadar iyi bir kadro yapıyorsun ama oyun kurucuların şut dahi sokamıyor dahası genç takım oyuncularının yapmayacağı hataları yapıyorlar. İTÜ bu sezondan büyük ders çıkartmalı.
Biz basketbol severler son yıllarda İTÜ’yü hep Levent Topsakal, Orhun Ene, Harun Erdenay, İbrahim Kutluay gibi efsanelerin ve ligin eski kalburüstü oyuncularının oynadığı bir takım olarak hatırlıyoruz. Bu görüntüsüne bürünmeden hemen önce de şimdiki Tofaş gibi kendi altyapısından çıkan Cömert Küce, Şafak Telli, Barış Karasu gibi kemikleşmiş kadrosu ile bir 2. lige düşen bir geri yükselen kadrosu ile hatırlıyoruz.
İTÜ bu sene de oyun kurucularından veya devasa fiziğine rağmen pota altında minicik gıllicik kalan Amerikalısından katkı alabilseydi Beko TBL’nin yolunu tutacaklardı yalnız bu İTÜ beni ve gerçek basketbol severleri memnun etmeyecekti. Ben şahsen İTÜ’yü İbrahim Kutluay’lı, Tolga Tekinalp’lı ve Harun Erdenay’lı görmek istiyorum ama etraflarında yeni Levent Topsakal’lar, Harun Erdenay’lar, Umut Tınay’lar, Muratcan&Sinancan Güler’ler, Umut Yenice’ler görmek istiyorum.
_LİGE ÇIKANLAR_
Turnuvayı nerdeyse baştan sona izledim. Bornova Belediyesi koçu Aclan Kavasoğlu takımını çok iyi idare etti. Uyumlu ve birlikte iş yapabilen etkili bir takım oluşturmanın karşılığını güçlü rakiplerinin arasından sıyrılarak bileklerinin hakkı ile Beko TBL’ye çıkarak elde ettiler. Konya da ki ilk bölüm maçlarını yabancısız oynadıklarını da belirtmeliyim. Oyuna giren çıkan her oyuncu maksimum katkı verdi. Fırat Aydemir A milli takım kadrosuna çağırıldığı günlerdeki kadar etkili oynadı, Serdar Yavuz gibi bir oyun kurucu İTÜ Forması giyiyor olsaydı şimdi İTÜ hüzün değil keyif yaşıyor olurdu. Oldukça korkusuz ama kendinden emin bir şekilde kullandı şutlarını. Yalçın Azizmahmutoğulları sahaya inanılmaz bir enerji yaydı, savunmada çok etkiliydi. Yaptığı bloklar, kazandığı ribauntlar takımına hep artı değer katıp rakiplerine psikolojik olarak da üstünlük sağlamasına yardımcı oldu.
_TOFAŞ SAS_
Tofaş ait olduğu yere tekrar döndü. Döndü dönmesine ama Tofaş’ın asıl sorunu lige çıkmak değil orda kalabilmek. Şimdi başlarında koç olarak bu konuda baya sabıkalı bir koçları da var. Tofaş ta tıpkı Bornova Belediye gibi turnuva boyunca çok iyi yönetildi ve üst düzey oynadı. Tofaş’ın en büyük artısı yıllardır bir arada oynamaya alışmış olan oyuncuların artık makine düzeninde tıkır tıkır toplarını oynuyor olmaları. Tofaş takımında oynayan bir çok oyuncuyu gerek milli takımlardan gerekse yıllardır Tofaş’ta oynadıkları için yakından tanıyordum ama İlkay’ı izlemek bana büyük bir keyif verdi. 90 doğumlu genç adam oynadığı her maçta üst düzey katkı verdi takımına. Trabzon Spor karşısında da 19 sayı 9 ribaund ile ortalığı kasıp kavurdu adeta. İlkay umarım gelecek sezon uzun süreler alabilir.
_TRABZON KOLBASTI YAPAMADI_
Trabzon Spor turnuvanın başında İTÜ ile beraber benim favorimdi ama İTÜ orjinli oyun kurucuları eski milli basketbolcu Mehmet Ali Tınay’ın kardeşi Umut Tınay ‘ın sakatlığı ile beraber acaba demiştim. Ne yazık ki bu acaba beni yanıltmadı. Eğer Umut Tınay çok iyi geçirdiği sezonu sakatlanmadan bitirebilseydi Trabzon Spor da şu anda büyük bir ihtimal ligde olacaktı. Yani lige çıkamayan her iki takımında lige çıkamamasının en önemli nedeni oyun kurucu eksikliği oldu.
Trabzon açısından ortada çok olumsuz bir sonuç yok aslında. Sonuçta çok genç olan ekibin dahada tecrübe kazanması için 2. ligde bir sene daha geçirmesi takımı daha da olgun kılacak ve tecrübelendirecektir. Trabzon’un şampiyon olmak için yapması gereken elindeki yabancı oyuncudan bir an önce kurtulup skor atan bir uzun almaları. Çünkü ellerindeki uzun oyunculardan bir tek Kerem Öztoprak’ın orta mesafe şutu ve sayı potansiyeli var Engin’in ve Recai’nin bitiricilikleri dahi çok zayıf. Yani pota altında aldıkları topu bile zor sayıya çeviriyorlar.
Lige çıkan takımlarımız bunu tabiî ki hak ettiler yalnız diğerleri hak etmemişti dersek işte orda yanılgıya düşeriz. Gerçekten çok zevkli ve mücadele boyutu üst seviyede olan maçlar izledik. Lige çıkan takımlarımıza gelecek sezon başarılar diliyorum.
İLKER KESER
basketci14@gmail.com

Galatasaray bayan basketbol takımı Türkiye de çok büyük bir ilke imza atarak FIBA Bayanlar Avrupa Kupası şampiyonu olmayı başardı. Büyük takımlar büyük oyuncular ile şampiyon olurlar, Galatasaray bayan basketbol takımında ülkemizin yetiştirdiği en büyük basketbolculardan Yasemin ve Şaziye uzun süreler dahi alamadan kupayı kucaklarında buldular. Özellikle Şaziye oynadığı 4. finalde nihayet kupa ile tanıştı.
İtalya’daki ilk maçta Galatasaraylı oyuncular oldukça iyi mücadele etmişler ancak kaybettikleri lüzumsuz toplar ile maçın sonuna azda olsa önde fakat dengede girerek işi tehlikeye atmışlardı. Yapılan iyi savunmalar harcanan top kayıplarına kurban gidiyordu. Oyunun sonunda da nasıl olduysa bizi üçlük yağmuruna tuttular ve 12 sayılık küçümsenemeyecek kadar önemli bir fark yaptılar.
İstanbul’daki ikinci maç için oldukça ümitliydim çünkü ilk maçı izlemiştim ve top kaybı yapmadığımız sürece gerekli farkı yapabileceğimizi biliyordum. Finalin son ayağında oldukça iyi savunma yaptık, topun değerini bildik. Koç Çevik hata yapan oyuncuya hiç acımadan hemen kenara aldı. Mesela, Şaziye 1–2 pozisyonda savunmada aksayınca ve adamını kaçırınca kendini hemen kenarda buldu. Skorun sadece iki siyahî Amerikalı Augustus (23) ve Young (27) üzerine yıkılmasıyla gözüm hep Şaziye’yi ve Yasemin’i aradı ama her ikisi de az süreler alarak maçı skorsuz kapattılar. Işıl Alben bu takımın maestrosu konumunda. Şimdiden efsane oyuncu yenilmez armadanın kaptanı Derya Özyer’in namı değer Kaptan-ı Derya’nın önüne geçmiş durumda.
Galatasaray bayan basketbolu yıllardır basketbola en fazla değer verip yatırım yapan takım. Amerikalı bayan koç Betsy Bailey yönetiminde Clarisa Davis’in durdurulamaz skorer oyunuyla ve Çelen gibi Arzu gibi Derya gibi yerli oyuncuların varlığıyla Türk bayan basketboluna yıllarca damga vurdular ve yenilgisiz şampiyonluklar kazandılar. Üst üste 9 kez şampiyon olarak büyük bir iş başarmışlardı. Son yıllarda ezeli rakibi Fenerbahçe’nin biraz gerisinde kalmış gibi gözüken Galatasaray; takımın başına Cem Akdağ gibi büyük bir ismi getirerek yükselişin sinyallerini vermişti. Kurulan kadro tamamen 3 kupayı birden almaya dönük olarak tasarlanıp kurulmuştu. Cem Akdağ’ın görevine son verilmesinden sonra Galatasaray’ın her zaman yaptığı gibi liseye dönüp bakmasıyla Okan Çevik takımın başına geçti. Böylece Okan Çevik bu büyük başarıya, takımı kuran Cem Akdağ ile dönüşümlü imza atmış oldu.
Galatasaraylı bayan basketbolcuların bu tarihi başarısı umarım diğer takımlar için bir hedef büyütme vesilesi olur da ülke basketbolu çok daha ileriye gider. Hafta sonu Tekno-SA Türkiye Kupası maçlarında bu yılın sürpriz takımı Samsun Basket’i, Ceyhun Yıldızoğlu’nun ayağa kaldırdığı Mersin Büyük Şehir Belediyesi’ni, Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi ve Avrupa’nın en büyüğü olan şampiyon Galatasaray’ı izleme şansına sahip olacağız.
Türkiye’mize bu kadar büyük ve anlamlı bir kupayı getiren Şampiyon Galatasaray’a bize bu mutluluğu yaşattığı için çok teşekkür ediyoruz.
İlker KESER
basketci14@gmail.com

Kepez Belediye koçu eski şampiyon koçlardan Halil Üner şapkasından çıkardığı tavşanlar ile büyük bir ün yapmıştır. Geçen sene şapkadan çıkan tavşanlar Daçka’yı kümede tutmuş ve ligin sürpriz takımı yapmıştı. Bu yıl aynı kelebek etkisi Halil Üner Kepez’in başına geçmesi ile kendisini gösterdi. Halil Üner takımın başına geçmeden önce Traktör Kepez bench’inin derinliklerinde pas tutmak üzereydi.
Robert ‘’Traktör’’ Traylor Dallas tarafından bir NCAA yıldızı olarak draft edildiğinde, Dallas taraftarları büyük bir mutluluk yaşamış ancak daha ismini dahi duymadıkları Alman 2. liginden gelen sıska bacaklı bir Alman ile takas edilince bu mutlulukları çok kısa sürmüştü. Michigan üniversitesinin yıldızından iki tane Alman oyuncunun fiziğinde adam çıkabilirdi, sırf bunun için bile Dallas taraftarları ilk tepkilerinde haklıydılar. (Tabiî ki sonradan her Dallas’lı yapılan bu takasa milyon kere dua etti)
Traktör bu yıl ligimizin en büyük renklerinden bir tanesi, her hafta acaba maçı yayınlanacak mı diye büyük bir keyifle bekliyorum. Maç boyu gözünüzü bir an dahi kaçıramıyorsunuz, pivot adımları, pasları, ribaundları, yer tutuşları, pozisyon alışları, ikili oyunları, kovaladığı aley hoop’ları her seferinde buram buram kalite kokuyor.
Kepez takımına baktığımız zaman iki tane üst düzey oyuncu görüyoruz, her iki oyuncuda Avrupa da her takımda rahatlıkla oynayabilecek yetenek ve kapasiteye sahip. Gereld Fitc’i daha önce Galatasaray da izleme ayrıcalığına sahip olmuştuk. Bu sene için Kepez’in en büyük şanslarından biri bu düzeyde iki oyuncuya sahip olmaları. Fitch ve Traktör çok etkili ve tehlikeliler ancak yanlarında oynayan oyuncular onlara ayak uydurdukları anda çok daha tehlikeli hale gelecekler. Galatasaray Cafe Crown karşısında diğer oyuncular bu ikiliye oldukça fazla destek sağladılar.
_Levent Bilgin_
Hakan Erol az hata ile iyi savunma yaparak ve skora içeriden dışarıdan zorlayarak katkı yaparken, Levent pota altını ayakta tuttu ve ligimiz için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Galatasaray’ın esame listesi uzunluğundaki uzun oyuncu rotasyonuna Traktör’ün yanında tek başına direnip onlara üstünlük kurdu. Çok sevdiği dış şutunu da istikrara kavuşturduğu an daha üst düzey takımlarda da kendisine şans bulacaktır. Barış Güney biraz olsun Reşat Güney ayarında şut sokabilseydi şu anda çabukluğuyla, savunmasıyla her iki pozisyonu da oynayabilme kapasitesiyle ligin en değerli oyuncularından birisi ve milli takımın değişmez parçası idi. Berent Kavaklıoğlu’nu rakip takımın veteran oyuncusu Cüneyt’e benzetiyorum. Dış şutlardaki başarısı onu vazgeçilmez kılıyor.
Kepez’in Galatasaray Cafe Crown karşısındaki oyununu her maç devam ettireceğine inanıyorum.
Gelelim zaten çok iyi olan kadrosunu takviye eden Galatasaray Cafe Crown’a, Galatasaraylı oyuncular maç boyu nasıl olsa maçın sonunda biz bunları yakalar ağırlığımızı koyar ve öne geçeriz diyerek oynadılar. Maçın sonunu ise çok erken atışlarla ve gereksiz şutlarla bozuk para gibi harcadılar. Galatasaray’ın genç takımı bile herhangi bir maçın sonunu böyle oynamaz. Topu getir iki pas bilemedin üç pas hoop kaldır üçlük at. Böyle bir hücum tarzı ile kazanman zaten imkânsız.
Yeni takviyelerden Hoosley kadrosuna dahil olduğu her takıma sınıf atlatacak tarzda bir oyuncu ancak takımı ile henüz kimya uyuşmasını halledememiş, Kepez karşısında maçın sonunda kullandığı boş ama isabetsiz şutlar Galatasaray’ın sonunu hazırladı. Diğer Amerikalı Tolliver ise elde bu kadar kıymetli uzun varken neden alındı bir türlü anlayamadım. Elinde Milojevic gibi bir adam varken bundan en üst seviyede faydalanmak lazım, Tolliver’in Milojevic’den tek bir artısı var oda şutu. Kepez maçında da gördük ki bu artı Galatasaray Cafe Crown’a yarardan ziyade zarar getirdi. Tolliver tercihini son derece yanış buluyorum. Tolliver yerine bana göre üst düzey bir oyun kurucu alınmalıydı. Takımın iki oyun kurucusu da iyi oyuncular yalnız her ikisi de 2. adam olabilecek kapasitedeler. Cüneyt Erden yaşı itibari ile sakatlıklar yaşıyor ve her daim aynı etkiyi gösteremiyor. Cüneyt 2. adam olarak takıma her zaman üst düzey katkı verecektir ancak 1. adam olarak çok daha iyi elit bir isim takımın bünyesine katılmalıydı. Bu isim Gerald Fithc dahi olabilirdi.
Galatasaray Cafe Crown takımının en büyük problemi savunma zaafları, özellikle Kepez karşısında Telekomvari bir oyun sergilediler. Ne zaman takım halinde savunma yaptılar o zaman Kepez’i zor duruma düşürüp skorda öne geçtiler ancak savunmayı maçın geneline yaymadıkları için Kepez’in büyük skorerleri Fitch ve Traktör Galatasaray Cafe Crown’ın fişini çektiler.
Galatasaray Cafe Crown takımında savunmanın iki tane ilacı var bunlardan biri Cemal Nalga diğeri ise Erdem Türetken. Cemal çok az bir süre alırken Erdem sahaya adımını dahi atamadı. Galatasaray bu sezon bu üst düzey kadrosu ile şampiyonluk yaşamak istiyorsa takım halinde savunmasını bir an önce sertleştirip maçın geneline yayması lazım.
İlker KESER/basketci14@gmail.com
Efes Pilsen, yıllardır göremediğimiz savunma sertliğini, ona Avrupa Şampiyonluğunu kazandıran savunma sertliğini sonunda tutturmayı başarmış görünüyor. Yalnız yoğurt yapmak için bile her zaman aynı malzemeyi ve aynı kıvamı tutturabilmek gerekli. Avrupa’dan yeni kupaları sarıp sarmalayıp ülkemize getirmesini beklediğimiz Efes Pilsen aynı savunma sertliğini bundan sonra hem şimdiden başlayarak önümüzdeki sezonlara hem de maçın içinde tıpkı bugünkü gibi genele yayarak yapması şart.
Telekom karşısında oldukça formda ve etkili görünen takım halinde rakibini yakan ama Gricek ve Mirsad’ın etkili skor patlamaları ile Telekom’u adeta sürklase eden Fenerbahçe Ülker; Efes Pilsen karşısında potaya bakmaya dahi vakit bulamadı. Gricek bol bol ‘’air ball’’ yaparken Mirsad 13 sayı ile ayakta kalan tek isimdi. Marques Green maçın başında Ergin Ataman’ın ‘’flot’’ etmesi ile üst üste sayılar buldu ancak takımının ondan katkı beklediği anlarda ortalıklarda görünmemesi boyundan dolayı değil sadece sinmesinden dolayı idi. Sayı atamaması bir yana oyunu kurmada dahi zorluk yaşadı, verdiği sayı pası sadece 2 yazı ile ‘’iki’’ idi.
Efes Pilsen maçın hemen başında, sakatlığından dolayı uzun süre faydalanamadığı Mario Kasun’un pota altındaki etkili ve kuvvetli oyunu ile Fenerbahçe Ülker uzunlarını adeta denize döktü. Ender takımı iyi oynadığı zaman iyi oynayan bir oyun kurucu, bugünde takım iyi oynadığı için tıkır tıkır oynadı. Gerçi karşısında kayda değer bir isim sahne almadı. Kerem Tunçeri’nin varlığı Efes Pilsen’i oldukça rahatlatmış hele birde Vujanic’in sakatlığının üzerine gelince Efes Pilsen’e ilaç gibi geldi bu transfer. Amerikalı kısalar savunma direncinin temelini oluşturarak en önemli katkıyı yaptılar.
Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker yarı finali erken finaldi çünkü diğer taraftan hangi ekip gelirse gelsin bu iki takımın dev kadroları ile mücadele edemezlerdi. Erdemir Galatasaray Cafe Crown önünde iyi mücadele ederek maçı bileğinin hakkı ile kazandı ama yalnızca 2 oyuncu ile yani Hüseyin Beşok ve Murat Kaya ile oynayan rakibini iki uzatmada zar zor yenen Erdemir 12 kişi ile oynayan Efes Pilsen’e ne dayanabilir nede direnebilir. Hatta Efes Pilsen savunma direncini tekrar bu düzeyde tutar ve bunu maçın geneline yayarsa inanılmaz bir fark olabilir.
Galatasaray’ın elenmesinin tek bir nedeni vardı oda Galatasaray’ın başında Ahmet Çakı gibi bir teknik adamının olmayışıydı. Bu koç Koray Mincinözlü’nün suçu değildi, koç Mincinözlü zaman geçtikçe takımına daha hakim olacaktır çünkü onun basketbol bilgisinden en ufak bir kuşkumuz yok. Galatasaray’ı sezonun başında hem bayanlarda hem de erkeklerde şampiyonluk adayı olarak görüyordum. Bu yargıya takım kadrolarına ve takımların başında yer alan koçlara bakarak varmıştım ama yanlış yapmışım. Esas bakmam gereken yer takımın yönetimi imiş. Eğer oraya daha önce baksaymışım bu tabloyu daha önce çizebilirmişim. Galatasaray basketbolunun emanet edildiği kişi be yazık ki basketboldan hiç anlamıyor. Anlamadığı gibi Cem Akdağ gibi büyük bir koçu dahi harcayabiliyor. Cem Akdağ harcandıktan sonra Murat Özyer zaten çerez kalır. Yalnız bu isimler kolay telafüz edilebilecek isimler değil. Cem Akdağ’ın ve Murat Özyer’in kıymetleri tıpkı Nur Germen ve Levent Topsakal gibi bilinememiştir.
Zafer Kalaycıoğlu olayına hiç girmek dahi istemiyorum. Galatasaray başkanı bu olaya mutlaka el atmalı ve yönetim zafiyetlerini çözümlemeli. Kısa vadede yapılacak en iyi iş Nur Germen veya Yalçın Granit gibi bir büyüğü tam yetki ile göreve getirilmeli. Göreve gelecek isim sadece başkana bağlı olmalı.
Erdemir yıllardır kendi halinde mücadele eden her gelen yabancının mutlu olduğu ve severek oynadığı bir takım. Ahmet Çakı kıskanılacak bir koç çünkü kimsenin hayal edemeyeceği yaşlarda ligimizin en önemli takımlarında görev yaptı. İlerideki yıllarda hızını kesmez ve son sürat yükselişine devam eder inşallah. Ahmet Çakı oyun kurucu seçimlerini yerinde ve zamanında kullandı. Erdemir’in yeni Amerikalısı Antwain oldukça etkili oynadı. Özgür Bıyık üst üste 2. kez final oynayacak. Emre ve Erdal takımın alçıları gibiler takımı bir arada tutuyorlar. Thomas hücum güzü çok zayıf ama çok sert bir adam tam bir ribaund canavarı. Burgess geçen yılki formundan oldukça uzak daha iyi olmalı. Caner Şentürk’den ve Alper Yılmaz’dan özellikle final maçında daha fazla yararlanılmalı.
Türk Telekom 20 sayı yiyerek son şampiyona yakışmayacak şekilde veda etti. Benetton’dan 30 ye, Fenerbahçe Ülker’den 20 ye…
Bu nereye varacak….
İlker Keser
basketci14@gmail.com
Chris Lofton Beko All-Star 3 sayı yarışmasında değerlendiremediği şutların hepsini Fenerbahçe Ülker’e saklamış. Eski Tennessee yıldızı çok üst düzey bir oyuncu ama Mersin Büyükşehir Belediyesi Lofton’un 13 adet 3 sayılık basketi ile gelen 47 sayısı sayesinde maçı kazanmadı, maçı kazandıran en önemli faktör takım halinde yaptıkları oldukça sert savunma oldu.
Mersin ekibi yabancı tercihlerini öncelikle bilindik oyunculardan seçerek sürprizlerin önüne geçmiş. Kimani Friend ve Eddie Basden Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarlarının çok sevdiği oyunculardı. Lofton, yakın gelecekte Euro Leage de izleyeceğimiz önemli bir NCAA yıldızı. Oyun kurucu olarak oynayan Lester Mc Calebb bire birde rakibini çok çabuk geçebilen saha görüşü oldukça geniş olan bir oyuncu. Bugüne kadar oynadıkları tüm maçları büyük bir mücadele ile oynayan ve kaybettiği maçları dahi son toplarda kaybeden Mersin B.B play off’lar için ciddi bir bende varım mesajı verdi rakiplerine.
_Tanjevic’in Tercihleri_
Koç Tanjevic ülkemize ayak bastığı andan itibaren yaptığı tercihler ile kamuoyunun genelinde hep eleştirildi. Solomon geçen iki sezonda taraftarın adeta sevgilisiydi ve bu takımın bel kemiğini temsil ediyordu. Tanjevic bu sezonun başında Solomon’u tıpkı İbrahim Kutluay gibi istemedi. Aslında kulüp basketbolunda bir koç herhangi bir oyuncuyu istemeyebilir çünkü yerine sınırsız alternatif şansınız olabilir ancak gelen oyuncu giden oyuncunun ayarında olmalıdır ki takım içindeki dinamikler yerinden oynamasın. Fenerbahçe Ülker geçen seneki sistemi ile oynamasına rağmen geçen yılın çok uzağında. Solomon’un gitmesi ile takım sadece liderini değil böyle sıkıntılı maçlarda winner özelliğini öne çıkartıp takımı maçın içerisinde tutan adamını da kaybetmiş oldu.
Solomon’un yerine gelen oyun kurucu gerek fiziksel özelliklerinden gerekse daha önce hedefleri bu kadar yüksek bir takımda yer almamış olmasından doğan zorluklarla uğraşmaktan takımın yükünü sırtlamaya fırsat bulamadı. Günümüz basketbolunda oyun kurucuların boyları dahi 1,94 civarı olduğu için karşısında Marques Green’i gören herkeste şut atma isteği doğuyor. Her önüne gelen Marques Green’in üzerinden şut attığı gibi kritik anlarda rakibin üstünden şut atmanız gibi bir olasılığınızda ortadan kalkmış oluyor. Geçen yıllarda Solomon’dan bunu sıkça görmeye alışmış olan Fenerbahçe Ülker seyircisinin gözleri bu anlarda ortaya çıkacak birilerini arıyor.
Sezonun başında bu görevi ben dâhil herkes Gricek’den bekliyorduk ancak Gricek sakatlanınca işler iyice karıştı. Sakatlıktan çıkan oyuncunun da birden bire Rıdvan Dilmen edasıyla sahaya çıkıp sanki hiç sakatlanmamış, maç ve idman kaçırmamış gibi oynamasını bekleyemeyiz.
Bu noktada Tanjevic’in iki tane tercih hatasını görüyoruz:
İlki zaten aşikâr; Solomon yerine Marques Green tercihini dünyada yapacak başka bir koç herhalde yoktur. İkincisi ise ilkine nazaran daha da ağır çünkü Solomon’un ardından İbrahim Kutluay’ın takıma dönmesine izin vermeyerek takımı hem lidersiz bıraktı hem de Gricek’den faydalanamadığı dönemlerde onu aratmayacak olan bir oyuncuyu da kaybetmiş oldu. Gricek ve Devin Smith iyi oyuncular ancak lider ruhlu değiller, skor artıyorlar ama içlerinde takımı sürükleme gibi bir güdü yok. Oysaki bu güdü hem Solomon da hem de İbrahim Kutluay da fazlasıyla vardı. Gricek ve Devin Smith’i bir kenara bırakırsak bu işi yapabilecek iki kişi daha göze çarpıyor ancak bunlardan Damir Mrsıc oldukça yaşlı Emir Preldzic ise oldukça genç. Keşke sene başında Aziz Yıldırım daha önce Damir Mrsıc olayında olduğu gibi İbrahim Kutluay’ında arkasında dursaydı ama eski defterler çok kalın olduğu için bunu göz ardı etti. Solomon’un takımdan ayrılması bir nevi kendi tercihiydi çünkü ya Bogdan Tanjevic ya ben diyerek kapıları kendisi kapatmıştı ama İbrahim Kutluay bu formayı giymeye oldukça hevesliydi.
Koç Tanjevic ülkemizde kaldığı sürece yaptığı tercihler hep tartışılacak gibi;
*Mehmet Okur yerine Semih Erden’in milli takımda el üstünde tutulması.
* Milli takıma yıllarını vermiş milli takım forması giyerken sakatlanarak kariyerini sekteye uğratmış olan Hüseyin Beşok’u Fransa ligi (Pro A) MVP’si olduğu dönemde bile milli takıma almaması onun yerine Fatih Solak’ı alması. (2010 yılında yaşlı olacağı için milli takıma alınmayan Hüseyin Beşok en son oynanan Fenerbahçe Ülker-Galatasaray Cafe Crown maçında 23 sayı atarak takımını zafere ulaştırmıştı.)
*Kerem Tunçeri’yi Ömer Onan’la beraber çok önemli turnuvalar da kadroya almadı, özellikle en formda olduğu İspanya döneminde İspanya da Real Madrid’in salonunda oynanan maçlara Kerem Tunçeri yerine Hakan Demirel’i tercih etmesi.
*Tutku Açık gibi saha görüşü, pas yeteneği, oyun okuması ve takımı oynatmadaki becerisi üst düzey olan bir oyun kurucunun yerine Ender Aslan da ısrar etmesi.
*Hüseyin’den vazgeçtik Ömer Aşık sakatlanana kadar 2010 da takımın belki de bel kemiklerinden birisi olacak olan Oğuz Savaş’ın şampiyona kadrolarına girememesi ama Fatih Solak’ın dünya kupası oynaması.
Bunlar ve benzeri tercihleri ile Tanjevic her zaman tartışılacak gibi görünüyor.
_Fenerbahçe Ülker Euro Leage de Galibiyet Alabilecek mi?_
Bu aralar forumlarda Fenerbahçe taraftarlarının dilinde Euro Leage de acaba galibiyet alabilecek miyiz sorusu hâkim. Genel olarak yapılan eleştiriler yine Koç Tanjevic’in tercihlerine yönelik. Vidmar ve Emir’in yanı sıra Marques Green’in yerine başka oyuncular tercih edilmiş olsaydı şimdi takımımız Euro Leage’in devlerinin korkulu rüyası olurdu yorumları yapılıyor. (Hemen herkes Vidmar’ın yerine Lavrinovic, Emir’in yerine İbrahim Kutluay ve Green’in yerine Solomon hayalleri kuruyor. Bence kesinlikle haklılar.)
Gerçekten de takımın genel görünüşüne baktığımızda CSKA Moskova ve Siena gibi dev ekiplere karşı içeride dışarıda pek şansı yok gibi görünüyor. Geriye kalan Cibona Zagreb ise kendi evinde tam bir kral olduğu için geriye sadece İstanbul da oynanacak olan Cibona maçı kalıyor.
Fenerbahçe Ülker özellikle evinde oynayacağı maçlara var gücü ile asılması gerekiyor. Gricek’in sahaya tam olarak ağırlığını koyması ve skor gücünü arttırması Fenerbahçe Ülker’in guruptan çıkma şansını önemli ölçüde etkileyecektir.
Son olarak Lofton’un bu performansını uzun zamandır göremiyorduk. Lofton bu maç ile: Harun Erdenay’ın Panionios’e attığı 44 sayı, Henry Turner’ın önce Avrupa da sonra ligde üst üste attığı 46 ve 42 sayılık performansları, Ufuk Sarıca’nın Teamsystem Bologna’ya attığı 34 sayı, Hüsnü Çakırgil’in rakipten bile fazla sayı attığı Avrupa maçı (Ask Riga 41, Hüsnü Çakırgil 42 atmıştı) ve İbrahim Kutluay’ın sayısız performansının yanında Hırvatistan’a attığı 50 sayılık performansı gibi unutulmazlar arasına girdi.
İLKER KESER/basketci14@gmail.com
Galatasaray Cafe Crown; Cüneyt Erden’in sakatlığından bu yana oyun kurucu bölgesinde oldukça büyük bir sıkıntı yaşıyor. Cüneyt Erden Tofaş’ın henüz genç oyuncularından biri iken asıl oyun kurucu sakatlanmıştı ve hepimiz yerine Cüneyt Erden’in oynamasını beklerken, takımın koçları Cüneyt yerine Steven Rogers’ı oyun kurucu olarak kullanmaya çalışmış ve başarılı olamamışlardı. Şimdi Cüneyt Erden sakat ve onun yerine oyun kurucu olarak Antonio Graves oyun kurucu olarak oynamaya çalışıyor.
Galatasaray Cafe Crown’ın en büyük problemi de işte tam bu noktada başlıyor. Graves iyi bir iki numara ancak aynı Steven Rogers gibi oyun kurucuda bulunması gereken özelliklerin nerdeyse hiçbirisini taşımıyor. Bir önceki Antalya Büyük Şehir Belediye maçında oldukça skorer bir oyun oynayarak bu sorunu biraz ortadan kaldırmıştı ancak bu maçta temposunu bulamadığı için yarardan çok zararı oldu. Bana göre oyun kurucu olarak maça mutlaka Rashid Atkins ile başlanmalı yedeği olarak da genç takımın oyun kurucusu dahi olsa orijin bir oyun kurucu kullanılmalı oda olmadı geçen yıl oyun kurucuların sakatlığında özellikle Avrupa maçlarında çok iyi bir performans sergileyen Murat Kaya guard olarak kullanılmalı.
Banvit maçına yakından baktığımızda Rashid Atkins’in sahada olduğu ve Antonio Graves’in shoting guard olarak oynadığı dakikalarda Galtasaray Cafe Crown’ın çok daha etkili ve tehlikeli oynadığını görüyoruz. Rashid Atkins hem takımını çok iyi yönetti hem de takımına skor katkısı yaparak takımını rahatlattı. Yaptığı baskılı savunmayı ve takımına kazandırdığı topları da unutmamalı.
Galatasaray Cafe Crown çok da iyi basketbol oynamadığı, eksiklerinin olduğu bir günden galibiyet çıkartarak şampiyonluk adayı olduğunu göstermiş oldu.
_Yerli Gurovic Polat_
Polat Kocaoğlu sezonun başında şanssız bir sakatlık geçirmiş ve takımını yalnız bırakmıştı. Banvit maçında cezalı olan Gurovic’in dış şut tehdidini Galatasaraylılar bu maçta hiç aramadı çünkü bu işi TBL ‘de yıllardır yapan Polat Kocaoğlu dış şutları ile Banvit’i adeta çökertti. Banvit maç boyu Polat’a çözüm üretemedi.
Banvit takımında Yunus her zamanki gibi beklenen dış şut katkısını yaptı ancak bu iş sadece dış şut atmakla olmuyor, Erdem ile eşleştiğinde çok zayıf ve güçsüz kaldı, Murat ve Graves gibi oyunculara karşı ise oldukça yavaş kaldı. Yunus Çankaya’daki şut yeteneği Erkan Veyseloğlu’nda olsaydı Erkan şimdi Euro Leage seviyesinde oynuyor olurdu.
Joseph Crispin Banvit’in adeta el freni gibi, ne zaman top kullanacağını asla bilmiyor, yaptığı top kayıpları bu seviyedeki bir oyuncuya hiç yakışmıyor. Kullandığı sorumsuzca toplar kafa kafaya giden maçın Galatasaray Cafe Crown tarafına dönmesine yol açtı. Hafta içi bu oyuncu ile sözleşme uzatıldı, umarım Banvit yönetimi ne yaptığını biliyordur.
Sakatlar iyileştiğinde ve cezalı Gurovic takıma döndüğünde yeni sakatlık verme potansiyeli oldukça yüksek Galatasaray Cafe Crown yeni sakatlıklar yaşamazsa hali hazırda şampiyonluğun en büyük adaylarından biri. Bu yoldaki rakiplerini kesinlikle küçümsememek lazım Kasun’un geri dönüşü ile birlikte Efes Pilsen ağırlığını iyice hissettirmeye başladı üstelik şimdi tek kulvara ağırlık veriyorlar. Fenerbahçe Ülker cephesinde Gricek sahalara döndü, Telekom geçen senelerden farklı olarak Hilmi Taşer’in takıma kattığı sonsuz enerjiyi savunma direncine yansıtabilirlerse yukarıdaki takımların hepsinin önüne geçebilirler.
Galatasaray Cafe Crown galibiyetler almaya devam ediyor, Beşiktaş Cola Turca da diğer takımlara dahil olma yolunda attığı adımların gerisini getirebilirse, basketbol severlere özellikle play off döneminde daha önce hiç yaşanmadığı kadar çekişmeli ve sürprizli bir ligin tadını çıkartmaktan başka bir şey kalmıyor.
İLKER KESER/basketci14@gmail.com
Petar Naumoski
Dražen Petrović
Orhun Ene
Bulutsuzluk Özlemi
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
Ahmet Uluçay
İbrahim Kutluay
Toni Kukoc
Işıl Alben
Clarissa Davis
Willie Solomon
Ufuk Sarıca
İstatistik
Arturas Karnisovas
Popüler Yayınlar
-
Küçük ama etkili Basketbol, NBA, TBL, Euro Leage, NCAA, Eurobasket, Euro Cup, Uleb Cup, 12 Dev Adam, Spor, Beden Eğitimi Paylaş
-
Engin Atsür hemen her sene yaşadığı sakatlıklar ile basketbolun Gökhan Zan'ı olmaya oynuyor. BJK Zan ile sözleşme imzalamayı ...
-
Ülkerspor Coachu iken Çetin Yılmaz’a İzmir seyircisi neden böyle bağırdı? Kendisiyle alay eden insanlara bayılırım.. Çetin Yılmaz da bu...
-
‘Müslüman hukukuna uymak için uzun tayt giydiler’ Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ponpon kızların İran maçlarına muhafazakâr formalarla ç...
-
Ömer Aşık'ın Chicago Bulls ile anlaşmasından sonra NBA de oynayan oyuncu sayımız 5'e ulaştı. En son Semih Erden Boston Celtics ile ...
-
Manute Bol bu sabah tedavi gördüğü UVA Charlottesville Hastanesinde hayatını kaybetti. 2.31’lik Manute Bol, böbrek yetmezliği ve buna bağl...
-
Hüseyin Ataş: Çukurova’nın Maradona’sı Tekin İncebaldır Ekim 29, 2009 Tekin İncebaldır, Adana Demirspor’un Türk futboluna kazandırdığı s...
-
Bir golcünün hikâyesi... Coşkun Çelik · Gol krallığından restoran işletmeciliğine. Huzurların...
-
Tahkim Kurulu, doping kontrolü sırasında alınan örneklerinde yasaklanmış maddeler sınıfındaki "cathine" maddesi bulunduğu için...
-
Mehmet Okur'un ne yazıkki aşil tendonunda kopma meydana geldi. Mehmet Okur tam resimde görüldüğü an, bir ses duydum demişti. Üniversite...
Spor Yönetimi
Mitch Smith
Yannakis-Marciulionis
Sarunas Marciulionis
Tugay Kerimoğlu
Sarunas Jasikevicius
Sasa Djordjevic
Pau Gasol
Neslihan Demir
MFÖ
Larry Richard
efes-aris
Larry Bird
Kenan Sofuoğlu
Kayhan Kaynak
Kemal Sunal
José Mourinho
Jose "PICULIN" Ortiz
Jorge Garbajosa
John Stockton
Its Miller Time
İbrahima Yattara
Theodoros PAPALOUKAS
Harun Erdenay
Conrad McRae
Bülent Korkmaz
Sergei Bubka
Blanka Vlasic
Naim Süleymanoğlu
Aylin Yıldızoğlu
Aydın Örs
Arvydas Macijauskas
Bu Blogda Ara
Etiketler
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro (2)
- 2012 (1)
- ankara (1)
- antakya (2)
- antakya belediye (1)
- antakya belediyesi (1)
- antrenörlük kursu (1)
- arda turan (1)
- atletico madrid (1)
- banu mursal (1)
- barcelona (1)
- barkley (1)
- Basketball clipboard lite (1)
- basketbol (7)
- basketbol okulu (1)
- bayram (1)
- c kategori (1)
- cem akdağ (1)
- cemal süreya (1)
- coach (1)
- efes pilsen (1)
- etlik (1)
- godzilla (1)
- hatay (2)
- il temsilciliği (1)
- il temsilcisi (1)
- ilker keser (1)
- keçiören (1)
- koç (1)
- kurban (1)
- la liga (1)
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl (1)
- murat didin (1)
- nba (1)
- nuri şahin (1)
- real madrid (2)
- rezalet (1)
- rusya arjantin (1)
- sports tv (1)
- şiir (1)
- şiir sokakta (1)
- tbf (1)
- ted kolej (1)
- yeni (1)
ATAM
Petar Naumoski 7
Hüsnü Çakırgil
Başlıklar
Adana Demir Spor
Takip Ettiğim Siteler
Translate
Categories
- basketbol
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro
- antakya
- hatay
- real madrid
- 2012
- Basketball clipboard lite
- ankara
- antakya belediye
- antakya belediyesi
- antrenörlük kursu
- arda turan
- atletico madrid
- banu mursal
- barcelona
- barkley
- basketbol okulu
- bayram
- c kategori
- cem akdağ
- cemal süreya
- coach
- efes pilsen
- etlik
- godzilla
- il temsilciliği
- il temsilcisi
- ilker keser
- keçiören
- koç
- kurban
- la liga
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl
- murat didin
- nba
- nuri şahin
- rezalet
- rusya arjantin
- sports tv
- tbf
- ted kolej
- yeni
- şiir
- şiir sokakta
Basketbol Haber
Muhammed Ali Clay
Manute Bol-Sir Charles Barkley
Muntasar El Zeydi
Can Bartu
Pierluigi Collina
Henry Turner
Dallas Comegys
Evliya
Nevriye Yılmaz
Damir Mrsic
Etiketler
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro (2)
- 2012 (1)
- ankara (1)
- antakya (2)
- antakya belediye (1)
- antakya belediyesi (1)
- antrenörlük kursu (1)
- arda turan (1)
- atletico madrid (1)
- banu mursal (1)
- barcelona (1)
- barkley (1)
- Basketball clipboard lite (1)
- basketbol (7)
- basketbol okulu (1)
- bayram (1)
- c kategori (1)
- cem akdağ (1)
- cemal süreya (1)
- coach (1)
- efes pilsen (1)
- etlik (1)
- godzilla (1)
- hatay (2)
- il temsilciliği (1)
- il temsilcisi (1)
- ilker keser (1)
- keçiören (1)
- koç (1)
- kurban (1)
- la liga (1)
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl (1)
- murat didin (1)
- nba (1)
- nuri şahin (1)
- real madrid (2)
- rezalet (1)
- rusya arjantin (1)
- sports tv (1)
- şiir (1)
- şiir sokakta (1)
- tbf (1)
- ted kolej (1)
- yeni (1)
Kurtdereli Mehmet Pehlivan
Rüştü Reçber
Carlton Myers
Predrag "Saša" Danilović
Peter Schmeichel
Phil Jackson
Cevad Prekazi
Rıdvan Dilmen
İzleyiciler
Hüseyin Beşok
Harry KEWELL
Adana
Lütfi Arıboğan
Haluk Yıldırım
Gianmarco Pozzecco
Metin-Ali-Feyyaz
Damir Mulaömerovic
David Rivers
Dejan Bodiroga
Hamza Yerlikaya
Yelena Isinbayeva
Gülşah Akkaya
Blog Listem
-
-
-
Meydan Okuma -22 yıl önce
-
-
Футбольное судейство13 yıl önce
-
-
Efes Pilsen 1991-92 Kadrosu14 yıl önce
-
Murat Kaya Bornova'da16 yıl önce
-
Hafta Sonu İzlenimleri16 yıl önce
-
-
Marcus Brown
Peter Naumoski 7
OSCAR SCHMIDT
Khalid El-Amin
Mirsad Türkcan
Sani Becirovic
Dirk Nowitzki
Hagi