GÜL GİBİ KUPA  

Posted by basketçi


Öncelikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü tribünde görünce nihayet dedim. Nihayet dedim çünkü oynanan kupanın adı ‘Cumhurbaşkanlığı Kupası’’ olmasına rağmen bugüne kadar kupayı veren bir Cumhurbaşkanı pek görememiştik. Hatta Futbol Federasyonu bu işe bir son verip Cumhurbaşkanlığı Kupasını, Süper Kupa olarak oynatmaya başladı. Cumhurbaşkanları sporu sevmeseler bile bulundukları makamın onuruna düzenlenen bu oyunlara en azından son periyotta gelip kupayı kendi elleriyle vermeleri daha uygun olur gibime geliyor.
Fenerbahçe Ülker geçen seneden çok daha değişik bir takım ile oynadı, sahaya tam takım çıksalar belki de kupayı Cumhurbaşkanının elinden alan taraf onlar olacaktı ama bu kadar derin kadrosu olan bir takımın böyle bir mazereti olmamalı. Türk Telekom son yıllarda yaptığı hamlelerin meyvelerini almaya başladı. Geçen sezon Türkiye Kupasını kazanmışlardı bunun yanına Cumhurbaşkanlığı Kupasını da eklemiş oldular.
Türk Telekom’u sene başındaki turnuvalar da izlediğimiz de geçen seneki hücum ritimlerinin aynı şekilde son sürat devam ettiğini ancak savunmadaki dirençlerinin zayıf olduğunu görmüştük. Kupa guruplarında Aliağa’ya yenilerek kafalarda soru işareti bırakmışlardı. Biz basketbol severler ne yazık ki bu maçları izleyemedik, buna en çok bozular herhalde kupaya ismini veren TeknoSA firması olmuştur.
Türk Telekom geçen sezona oranla oyun yapısı olarak olmasa da oyuncu kadrosu olarak baya bir değişikliğe uğradı. En önemli değişiklik oyun kurucu pozisyonunda yaşandı. Takımın belki de en önemli ismi El Âmin yerini Roderick Blakney’e bıraktı. Bu değişiklik belki de takımın kaderini etkileyecek değişiklik oldu. Blakney, El Âmin’e oranla daha gösterişsiz bir oyuncu ama bana göre ondan çok daha verimli ve faydalı olacak. Öncelikle şut seçimleri nerdeyse kusursuz, penetreleri çok kuvvetli, şutu ise öldürücü olabilecek boyutta. Türk Telekom takımına da cuk diye oturduğunu ve ekürisi Tutku Açık ile çok iyi bir kombinasyon oluşturacaklarını düşünüyorum. Kennedy Winston iyi bir skorer olarak alındı belki ama bu maçta çok iyi savunma yaptı. Kris Lang bitiriciliği çok yüksek bir oyuncu, açıkçası hücum yetenekleri kısıtlı olmasına rağmen pota altında aldığı pasları çok kolay sayıya çevirerek paslara asist değeri kazandıran bir oyuncu. Asım bu takıma çok güç katacaktır, bana göre ligin en iyi pas veren uzunu. Uyum sağladığı an katkısı artacaktır. Serkan Erdoğan ise bugün kendisinden beklenen sayı potansiyelini sergiledi ama her maç aynı istikrarı sergileyebilmeli. Michael Wright bu maçta fazla oynamadı ama sağlığına kavuştuğu an bu takımın en büyük lideri ve en büyük gücü olacağını düşünüyorum.
Geçen seneden tanığımız oyunculardan Tutku, Tanjeviç’e karşı oynadığı her maçta olduğu gibi yine enfes oynadı, özellikle takımının skor üretmekte çok sıkıntı çektiği son periyotta üst üste üç kez drive ederek kendisini savunan Mrsıç’in savunma zafiyetini çok iyi kullandı ve takımına hayat verdi. Bekir kritik 3 sayı isabetleri kaydetti, Dudley bildiğimiz gücünü sahaya yansıttı.
Türk Telekom’un geniş ve gösterişli kadrosuna baktığımız zaman, iyi kalitede bir kısa forvetlerinin olmadığını görüyoruz. Haluk’un takımdan ayrılmasından sonra bu zaaf bu sene iyice baş gösterecektir. 2 numaradaki zenginliğin yanında 3 numarada sadece Mutlu Akpınar’ı görüyoruz. Bana göre acilen bu pozisyona ribaund alabilen iyi savunma yapan ayakları hızlı bir 3 numara alınmalı.
Türk Telekom’un başarılı olabilmesi için tek bir engel görüyorum oda Türk Telekom’un savunmasının hücumuna oranla çok daha zayıf olması. Eğer savunmalarını güçlendirirlerse hedefledikleri kupalara ulaşabilirler. Yoksa sadece hücumda topu hızlı çevirmekle, pas zenginliği ve yüksek 3 sayı yüzdesiyle şampiyon olunmayacağını geçen sene gördük.
Fenerbahçe Ülker takımı koç Tanjeviç’in en çok güvendiği iki uzununun birden sakatlığı ile sezona başladı. Semih ve Ömer Aşık Tanjeviç’in belki de Fucka’dan beri kafasına yazdığı uzun tipini tarif eden isimler. Bu iki uzunun sakatlığı bir yana Ömer Onan’ın sakatlığına çok daha başka üzüldü Fenerbahçe Ülkerliler çünkü Ömer önceki yıllarda hem Efes Pilsen’in hem Ülker’in hem de Fenerbahçe Ülker’in kazandığı tüm kupalarda ismi başrolde olan bir oyuncuydu. Bu kadar yeni kısa rotasyonu içerisinde onun yokluğu çok arandı.
Yeri gelmişken yeni gelen kısa oyunculara bir göz atalım:
Griçek’i izlemek bana çok büyük bir zevk verdi, şut sitili zaten çok keyif veriyor ama yaptığı smaç tüm basketbol severleri keyiften uçurdu. Geçen sezon takımın ilk skor kaynağı olan Solomon’un gidişinden kaynaklanan skor açığını Solomon’a oranla daha az bencillikle yapacaktır ama Solomon’un yaptığı liderliği aynı şekilde yapabilecek mi o biraz tartışılır. Griçek’in gelişiyle beraber Emir’in takım içerindeki rolü oldukça azalacaktır çünkü aynı sitildeki iki oyuncu arasında Emir anca figüran olur.
Solomon’un yerine gelen Marques Green’i ise Ankara günlerinden tanıyoruz. Gren bana göre iyi bir oyuncu ama büyük takım oyuncusu mu oda ayrı tartışılır. En azından bugüne kadar hep orta sırlara oynayan takımlarda oynadı özellikle kritik anlarda alacağı sorumluluk çok önemli. Bu akşam oyunun kırılma anlarında rakibi Tutku maçı koparacak hamleleri yaparken o çok kritik bir top kaybı yaptı ve kaçırdığı turnike ile maçın neticesini etkiledi.
Kısa boylu oyun kurucuların her zaman dezavantajları vardır. Green; asla bir Tyus Edney, David Rivers veya El Amin değil, kısa boyunun dezavantajı ile rakip oyun kurucu Blakney onun üzerinden bol bol isabetli potaya yakın şut kullandı. Bu maçta 21 sayı attı ama özellikle Euro Leage’de şut pozisyonu bulmakta zorlanacaktır.
Fenerbahçe Ülker’i yenip kupayı alan Türk Telekom’u ve bayanlarda ezeli rakibini yenip eski yenilmez armadaki günlerine dönüş sinyali veren Galatasaray’ı tebrik ediyorum.



İlker KESER
basketci14@gmail.com

İBRAHİM KUTLUAY, FATİH SOLAK, HASAN ŞAŞ, HASAN BEDİR, HASAN VEZİR, RÜŞTÜ RENÇBER, EMRAH BEDİR, …  

Posted by basketçi


İbrahim Kutluay, Fatih Solak, Hasan Şaş, Hasan Bedir, Hasan Vezir, Rüştü Rençber, Emrah Bedir, …
Yıllar önce Adana Demir Spor’un Hasan Şaş ve Hasan Bedir isimli iki futbolcusu o zamanlar Ankaragücü ile özdeşleşen Adnan isimli kaleci tarafından resmen kaçırılarak Ankaragücü’ne götürülmüştü. Hasanlardan Şaş olanı dünya yıldızı oldu, diğeri ise tutunamayıp geri döndü ve sonra kaybolup yok oldu.
Geçen sezon çok iyi bir performans çizen Emrah Bedir, takımın hocası Levent Eriş’in kendi takımını yüzüstü bırakıp Manisa’ya gitmesinden sonra Bank Asya 1. Lig’e çıkma şansını hemşerisi Adana Spor’a ikram eden Demir Spor’dan; bir üst ligde oynamak için ve tabiî ki profesyonelliğin gereği olarak rakip Adana Spor’a transfer oldu. Buraya kadar her şey normal görünüyor.
Adana Demir Spor’un taraftarları bu transfere tepki gösteriyorlar ve Emrah Bedir’i trafikte yakalayıp aracının için de tıpkı efsane kalecimiz Rüştü Rençber’in başına gelen tatsız olayın benzeri gibi fiziksel saldırı da bulunuyorlar.
Aslında spor tarihimiz buna benzer saldırılarla dolu, Hasan Vezir’in iki güzide kulüp arasındaki transferinden sonra yaşanan kanlı olayları hepimiz biliyoruz.
Konuyu getirelim basketbola; basketbol da bu tarz olayların olduğuna kişisel olarak hiç şahit olmadım. Üç büyük kulübümüzün de formasını giyen birçok basketbolcu oldu. Şimdiler de Fatih Solak Beşiktaş ve Galatasaray formalarından sonra Fenerbahçe formasını da sırtına geçirmeye hazırlanıyor.
Dedim ya basketbol da bütün bu karmaşaya şahit olmadım ama Fenerbahçe’nin efsane basketbolcusu İbrahim Kutluay askerlik dönüşü kulübün kapılarının yüzüne kapatılmasa da formasının kendisine çok görülmesinden sonra bir anda takımsız kaldı. Beşiktaş yönetimi çok yerinde bir kararla bu oyuncuya açık çek önerdi. Tam bu anda kafamda çanlar çaldı, bu ana kadar görülmemiş bir durum değildi bu ama İbrahim Kutluay Fenerbahçe için çok önemli simgelerden biri idi. Ne yazık ki İbrahim Kutluay bu öneriyi geri çevirdi yâda kendisini, geri çevirme ihtiyacında hissetti.
İbrahim Kutluay’ı ona en çok yakışan forma ile izlemeyi ben de çok isterim ama eğer Fenerbahçe forması ona çok görüldüyse onu mutlaka ligimiz de bir takım da hem de güçlü bir takımda görmek isterim. Onu izlemek her zaman büyük bir zevk, umarım bu zevk devam eder.
Bir spor adamı olarak ve hepsinden önemlisi bir sporsever olarak sportif alanlardaki rekabetin fanatizm maskesi altında kendilerine rant sağlayan güya taraftar topluluklarının Emrah Bedir olayında olduğu gibi şiddet gösterilerinde bulunmalarına ve bu tarz insanlara nasıl pirim tanındığına hala akıl sır erdiremiyorum. Basketbol sahaların da yaşanan çirkin olaylara baktığımız da karşımıza hep Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Karşıyaka vs. gibi takımların seyircilerini başrollerde görüyoruz. Burada hemen bir parantez açmak istiyorum, lafım parasını verip biletini alıp maçını izleyen taraftara değil, kendisini taraftar zanneden ve maça bedava giren guruplardan bahsediyorum. Aslına bakarsanız bu durum sadece yukarıda adını dizdiğim takımlar da değil diğer takımlarda da yaşanıyor. Ankara da defalarca Telekom’un maçını izledim, Ankaragücü’nün taraftar topluluğunun bu maçlara neden gelip yer işgal ettiğini hiçbir zaman çözemedim mesela. Bu durum sırf Ankara da değil hemen her yerde aynı duruma rastlıyoruz; Adana da Botaş maçlarında Şimşekler Gurubunu görüyoruz. Örnekleri çoğaltmak mümkün….
Spor’un tanımı özellikle okullarda Beden Eğitimi Öğretmenleri tarafından çok iyi yapılmalı ve tanıma başlarken;
‘’Spor her şeyden önce dostluk, barış ve kardeşliktir’’
Mesajı sıkı sıkıya verilmeli.
Söz Adana’dan bu kadar açılmışken Güney Sanayi’den beri ligimizde Adana’nın tek bir takımını dahi göremedik. Türkiye liglerinin ilk zenci basketbolcusunu getiren takım Adana Demir Spor 2. ligdeki mücadelesini dahi tamamlayamadı, dönem dönem Çukubirlik, Çukurova Üniversitesi, Bilfen Kolej gibi takımların 2. ligdeki mücadelelerine şahit olduk ama bu koca Adana’yı asla kesmez, Adana 1. ligde temsil edilmeyi sonuna kadar hak ediyor.
İbrahim Kutluay tıpkı Efe Aydan ve Lütfi Arıboğan gibi 200’ün üzerinde milli takım forması giymiş çok büyük bir basketbolcumuz olarak umarım kendisine en uygun takımı bir ana önce bulur ama bu takım neden Galatasaray yâda Beşiktaş olmasın?
İLKER KESER
basketci14@gmail.com

ELEMELERİN ARDINDAN  

Posted by basketçi


Elemelerin ardından diyorum çünkü Belçika zaferinden sonra elemeler bizim açımızdan son bulmuş oldu. Hatta ben olsam uzun bir NBA sezonuna başlayacak olan Hidayet Türkoğlu’na izin vererek ona tatil yapıp dinlenme fırsatı tanırım. Hedo’nun turnuva boyunca kusursuz oynayarak görevini en iyi şekilde yaptığını düşünüyorum.
Milli takımımız eleme maçları boyunca ortaya koyduğu basketbol ile izleyen herkesi tatmin eden bir performans sergiledi. Oyuncu potansiyeli açısından diğer ekiplere oranla üstün olan takımımızın zaten bu guruptan çıkması bekleniyordu ama ortaya konan hoş basketbol ve rakiplerimizin hepsini ezerek sürklase etmemiz kamuoyunu oldukça tatmin ederek seyirciyi doyurmayı başardı.
—Biz bu maçları ne için oynadık?
—2009 Avrupa Şampiyonası için.
Umarım toplum bunu asla unutmaz, çünkü Tanjeviç göreve geldiğinden bu yana koskoca ülke 2010 masalı ile uyutuldu, 2005 ve 2007 Avrupa Şampiyonaları tamamen gözden çıkartıldı. Türkiye bu turnuvaları olası madalya şansından vazgeçerek 2010’un takımını kuruyoruz masalı ile boşa geçirdi.
2006 Dünya Kupası sonrası, biz bu oyuncularla her turnuvada bu mücadeleyi gösterir ve en kötü 6. oluruz ama bu kadro ile asla şampiyon olamayız demiştim. Şimdi bu takım içinde benzer bir yorum da bulunacağım.
2006 Dünya Şampiyonası’nda ve 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde mücadele eden kadrolar ile kamuoyunu tatmin basketbolu ortaya koyabiliriz ama ülke olarak bizim gözden kaçırdığımız bir ayrıntı var. Önemli olan ortaya konan bu basketbolu en baştan yani 2005 yılından itibaren sayacak olursak Hüseyin Beşok’lu, Mirsad Türkcan’lı, Kerem Tunçeri’li, İbrahim Kutluay’lı, Ömer Onan’lı, Kaya Peker’li, Oğuz Savaş’lı, Serkan Erdoğan’lı, Mehmet Okur’lu kadrolarla oynayabilmek Çünkü yıldız isimler olmadan şampiyonluk sadece hayaldir. Yunanistan, İspanya, Rusya, Arjantin ve Amerika gibi ülkeler son yıllarda şampiyonlukları aralarında bölüşürlerken hep olabilecek en iyi kadroları ile turnuvalara katıldılar. Hatta Amerika bile en iyi kadrosu ile gelmediği olimpiyatlardan ve dünya kupasından şampiyonluk göremeden ayrıldı. Ne zaman ki Lebron, Kobe, Kidd bir araya geldi şampiyonlukta beraberinde geldi.
Şimdi önümüzde 2009 Avrupa Şampiyonası var, 2010 Dünya Kupası’nda Amerika, Arjantin, İspanya ve Litvanya gibi ekiplerin arasında sıyrılmak çok zor. Amerika olimpiyatlardaki gibi bir kadro ile gelirse şampiyonluk resmen hayal olur ama önümüzdeki Avrupa Şampiyonası’na tam kadro olarak elimizdeki en iyi silahlarla katılır ve bu oyunu tekrarlarsak Polonya da şampiyonluk en azından kürsü şansımız olur. Milli takım kapıları kimsenin yüzüne kapatılamaz, o an en iyi kimse milli takımda oynamak onun en doğal hakkıdır.
Şimdi isterseniz büyük bir başarı elde eden milli takım oyuncularının hakkını onlara bir bir verelim.
Oyun kuruculardan başlayacak olursak, en önemli galibiyetlerimizin altında iki önemli isim vardı. Ender ve Kerem Tunçeri ikilisinden Kerem Tunçeri yıllardır kendisinden bekleneni nerdeyse harfiyen yaptı ama ekürisi Ender eleme maçlarında ön plana çıkan isim oldu. Ender için hemen her yazımda aynı yorumu yapıyorum, iki ucu keskin bıçak. Bu eleme maçlarında ve 2006 Dünya Kupası’nda kelimenin tek anlamı ile rakiplerini kesti doğradı ama 2003, 2005 ve 2007 Avrupa Şampiyonalarında genel olarak hep bizi kesti. Umarım oda Kerem Tunçeri gibi istikrara kavuşmuştur çünkü görünen pencerede onun alternatifi olacak bir oyun kurucumuz hali hazırda yok.
Engin Atsür ise bana göre tam anlamı ile bir oyun kurucu değil, ondan olsa olsa Serkan Erdoğan yâda Murat Kaya tarzı bir oyun bekleyebiliriz ancak bu oyuncular ile kıyaslanınca deliciliği çok zayıf ve ayakları da bu oyunculara oranla daha yavaş olduğu için kendi şutunu yaratmada zorluk yaşıyor. Bütün bunlara rağmen basketbolu çok iyi bilen dahası haddini bilen oyun yapısı ile pozitif işler yapıyor. Zaten iyi olan dış şutunu geliştirir ve istikrarlı bir şekilde şut sokarsa milli takım dâhil her takımda rahatlıkla oynar.
Shooting guard mevkisinde bu sene gerçekten çok değişiklikler yaşadık, yıllardır görmeye alıştığımız İbrahim Kutluay ve Serkan Erdoğan kadro da yoktular, Cenk ise sakatlığı nedeniyle fazla dakika alamadı. Tanjeviç de bu mevkiyi genel olarak çift oyun kurucu ile geçiştirerek en doğru hamlesini yapmış oldu.
Hemen Sinancan Güler’e ayrı bir parantez açmak istiyorum. Sinan milli takımımıza ilaç gibi geldi. Yıllardır böyle bir tarz görmemiştik. Harun Erdenay, Ufuk Sarıca, İbrahim Kutluay, Serkan Erdoğan gibi milli takım oyuncuları oldukça skorer ve şutör ama Ufuk’u bir kenara bırakırsak savunma ile pek araları iyi olmayan oyunculardı en azından tuttukları adamı yıldıran oyuncular değildi hiçbiri. Sinan belki bu isimler gibi şut sokamıyor ama onlardan çok daha iyi ve güçlü bir penetresi var ve driverlarını smaç ile bitirebilecek kadar da atlet. Hatta genel anlamda Alper Yılmaz’dan beri gördüğümüz en etkili savunmacı. Milli takımda artık tuttuğu adamı bezdirecek kilitleyecek dediğimiz bir oyuncu var. Bu tarz bir oyuncuyu büyük bir hasretle bekliyorduk. Mesela 2001 Avrupa Şampiyonası final maçında Jariç’in karşısında böyle bir oyuncumuz olsaydı belki de şu an bir Avrupa şampiyonluğumuz vardı(Alper Yılmaz o turnuva öncesi sakattı).
Hedo ve Ersan benzer çizgide oynadılar, zaten rakiplerimizin dengesini bozan en kritik üçlüklere ve hücum rebound’larına imza atan hep bu oyuncular idi. Fiziklerine oranla oldukça hareketli olmaları ve hücum zenginlikleri rakipleri perişan etti ama asıl güzel olan şut tercihlerini çok dikkatli seçmeleriydi. Hedo her maç kusursuz oynadı belki ama elemelerin MVP’si hiç şüphe yok ki Ersan İlyasova idi.
Kerem Gönlüm basketbola çok fazla şey veren bir oyuncu, bana göre Efes’ten Ülker’e, CSKA’dan Pana’ya, San Antonio’dan Laker’a her takımda rahatlıkla oynar ama bu takımlardan hiçbirinde as oyuncu olarak yani 1. tercih olarak oynayamaz. En azından 20+ dakika süre alarak oynayamaz. Çünkü Kerem ancak ikili oyunlardan pick and roll yâda pass and cut ile sayı bulabilir. En iyi yaptığı şey hücum rebound’u kovalayıp tip yapmak. Şut’u nerdeyse hiç yok bire bir oyunu eksik, tabi bunların hepsi basketbola geç başlamasından kaynaklanıyor. Yaşanan sakatlıklardan dolayı Kerem power forward mevkisini tek başına doldurmaya çalıştı hatta zaman zaman hızlı ayakları sayesinde small forward bile oynadı. Kerem’i göstermiş olduğu üstün oyundan dolayı kutlamak gerekiyor.
Oğuz Savaş eşleştiği tüm rakiplerine adeta ders verdi, Mehmet Okur’u saymazsak milli takım da ilk önce Tamer Oyguç’u sonra da Hüseyin Beşok’u pivot mevkisinde izledik. Tamer’in savunması Hüseyin’in ise hücumu elit düzeyde idi. Oğuz Savaş savunmayı Tamer gibi hücumu ise Hüseyin gibi hatta Mehmet Okur gibi yapabiliyor. 20009 Avrupa Şampiyonası’nda en etkili oyuncularımızdan birisi olacak.
Takımda yer alan diğer oyuncularımız çok az süreler aldılar ama Murat Kaya aldığı kısıtlı dakikalarda oldukça önemli işler yaptı, Ersin Görkem son yıllardaki istikrarlı oyununu milli formaya taşıyamadı, genç oyuncu Barış Hersek’i hücum rebondları dışında pek göremedik özellikle bitiriciliği çok zayıf eğer 3 numarada oynayacaksa dış şutunu geliştirmeli. Cemal Nalga oldukça iyi bir fiziğe sahip ama hücum kapasitesi çok sınırlı, sırtı dönük oyunu çok zayıf, şutu ise hiç yok. Cemal Nalga bu saatten sonra en azından bitiriciliğini geliştirmeli yani gelen asistleri pota altında sayıya çevirmeli aldığı hücum rebondlarını sayıya çevirmeli yoksa Fatih Solak’ın blok yapamayan halinden pek bir farkı olmayacak ama onda bütün bunları yapabilecek potansiyel ve yetenek var.
Gelelim Fatih Solak’a, basketbol artık öyle bir hal aldı ki oyunu tek yönlü oynayan oyunculara yer kalmadı. Dahası Solak savunmada da oldukça aksıyor, savunması tamamen blok üzerine kurulu olduğu için ortayı kapatamıyor hatta bilerek aradaki mesafeyi açıp blok kovalıyor. Tabii blok kovalarken temastan kaçınmak her zaman mümkün olmadığı için faul problemi de beraberinde geliyor.
Milli takım da oynayan her oyuncunun milli forma için canla başla mücadele ettiğini gördük, 2009 Avrupa Şampiyonası’nda milli takımımız tam kadro ve tam kapasite ile oynarsa takımın başında kim olursa olsun kürsüye çıkabilecek düzeyde bir ekip olduğumuza inanıyorum. Umarım 2009’da kürsünün en tepesinde Türkiye olur.

İLKER KESER
basketci14@gmail.com

İBRAHİM KUTLU-AY(YILDIZ)  

Posted by basketçi


İbrahim Kutluay Türk spor tarihinin en büyük sporcularından birisidir. Basketbol camiasını yönetenler bu büyük sporcuyu çok güzel ve anlamlı bir tavırla onurlandırdılar. Büyük basketbolcu 257 kez milli takım forması giyerek hangi koşulda olursa olsun ülkesine hizmet etmiş, yurt dışında büyük başarılara ve ilklere imza atmıştır. Milli maç sırasında parmağı kırılmış ama umursamadan oynamaya devam etmiştir, kaşı açılmıştır ama o dikişini attırıp kaldığı yerden oyuna devam etmiştir. Bu güzel davranışın gerisini büyük bir merakla bekliyorum.
Ayyıldızlı basketbolcularımız dünya starı Tony Parker’ın takımı Fransa karşısında dört dörtlük bir oyun sergileyerek, 2004 yılından beri bu kadroya yatırım yapan Tanjeviç’in ulaşmaya çalıştığı hedefe yakın bir basketbol ortaya koyarak rakip Fransa’yı sahadan silmeyi sürklase etmeyi başarmıştır.
Eleme maçları daha başlamadan hangi oyuncular olursa olsun biz bu guruptan 1. olarak çıkacak güçte bir potansiyelimiz olduğunu yazmıştım. Takımımız bu potansiyelini oynadığı ilk üç maçta ortaya sermiştir.
Fransa karşısında her şeyden önce topu çok iyi dolaştırdık ve ikili oyunları gerek pick and roll sonrasında gerekse pas ve cut sonrasında çok iyi değerlendirdik. Maça felaket bir dış şut yüzdesi ile başladık, rakip ise 4/3 ile oynuyordu ama ondan sonra kullandıkları 5 şutta üst üste isabet bulamadılar. Biz ise tam tersi 3 sayılık atışları üst üste sokmaya başladık. Hem topu iyi dolaştırmamız, hem ikili oyunlardaki başarımız hem de düzelen şut yüzdemiz bize hücum anlamında büyük bir artı güç kattı ama Fransa savunmasını asıl göçerten unsur Oğuz Savaş’ın sırtı potaya dönük olarak yaptığı hücumlardı. Hatırlarsanız son iki yazımda milli takımın sırtı potaya dönük oynanan bir oyununun olmadığını ve basketbolun en büyük dinamiklerinden biri olan hücum şeklini kullanamadığımız için hücum organizasyonlarımızın sekteye uğradığını belirtmiştim. Oğuz Savaş bugün pota altında sırtına hangi Fransızı aldıysa ya sayı yaptı yada faul yaptırdı.
Fransa takımında Tony Parker’ın oyununa bir türlü mani olamadık, her pozisyonda savunmasını geçmeyi bildi. Rakibin yıldız oyuncusunun bu kadar etkili olduğu bir akşamda imdadımıza alan savunması yetişti. Fransız basketbolcular bire birde oldukça etkililer ama söz konusu alan savunmasına hücum etmek olunca yaratıcılıkları resmen sıfıra indi ve tökezlediler. Alan savunmasına karşı sayı üretemeyince maçı da orda kaybettiler. Burada en büyük suç bana göre Tony Parker’a aitti çünkü alan savunmasını penetre ederek delmeye çalıştı, o kadar hücum ettiler topu bir türlü posta verip oyunu oradan kuramadılar. Eskiden Maccabi de oynayan Amerikalı Buck Johnson posta dalar ve topu oradan dağıtarak alan savunmasının kalbine hançeri vuruverirdi. Fransızlar topu pas ile içeri hiç sokmadan Parker’ın penetreleri ve diğer oyuncuların dış şutlarıyla tek düze ve sıradan hücumlar yaparak ekmeğimize yağ sürmüş oldular.
Maç boyu çok üst düzeyde savunma yaparak oynadık hemen her pozisyonda yenilmemeye çalıştık ama alan savunması ve Oğuz’un sırtı dönük oyunları galibiyetin kapısını açan anahtarlar oldular.
Son yıllarda Fransa basketbolu giderek Amerikan basketboluna doğru koşar adımlarla ilerliyor. Fakat atladıkları bir nokta var; Amerikan basketbolunda dahi yeni oyuncular için yapılan; şut antrenmanı yerine sıçrama antrenmanı, top sürme yerine sadece crossover çalışması, beyni geliştirme yerine de sürekli vücutlarını geliştirmeleri eleştirilen konuların başında geliyor.
Yıllar önce baktığımız da Fransız takımları hep disiplin ile oynayan basketbolu iyi bilen, Yann Bonato, Gadou kardeşler, Rigadueau, Sciarra, Julian, Foirest hatta Weis gibi beyaz oyuncuların yanında önce Risacher,Jim Bilba sonrada Alain Digbeu (Air France), Moustapha Sonko gibi oyuncuları gördüğümde ‘’Fransa da zenci çok neden basketbol oynamıyorlar? , çok başarılı olurlar’’ diye kendi kendime sorar dururdum.
Sonra Pietrus kardeşlerin ortaya çıkması ve ilk olarak 2001 Avrupa şampiyonasında Ankara da izlediğim Tony Parker’ın katılımı ile Fransızlar yavaş yavaş eski basketbollarını bırakıp takıma katılan Tariq Abdul-Wahad, Boris Diaw, Jerome Moiso , Ronny Turiaf, Mamoutou Diarra, Mickael Gelabale, Johan Petro, , Yakhouba Diawara, Tariq Kirksay, Joseph Gomis gibi zenci basketbolcuların çoğalması ile Amerikanvari bir basketbol oynamaya başladılar.
Bu değişimi yaparken çok önemli bir şeyi atladılar; Eğer doğuştan gelen ırksal özelliklerini Avrupa basketbolu ile birleştirebilselerdi bugün uluslararası turnuvaların hepsinin en önemli favorisi Fransızlar olurdu. Düşünsenize Amerikalılar gibi fizikli, kaslı, hızlı, koşan, sıçrayan, Avrupalı gibi şut atan, savunma yapan, ikili, üçlü oyunları, alan savunmasını yapabilen bir takım herkesin korkulu rüyası olurdu. Son olimpiyatlarda gördük ki Amerika takımı sadece fiziksel olarak Arjantin ve İspanyol basketbolunun ötesindeydi ama bu fiziksel güç anormal değerlerde üst seviyede olunca önlerinde hiç kimse duramadı ve yaşanan büyük hezimetlerden sonra nihayet birincilik kürsüsüne çıkmayı başardılar. Tabi Ginobili ve Calderon’un sakatlıkları da kürsünün tepesini Amerikalılara açan etkenlerden biriydi.
Son olarak bugün anlamlı bir törenle onurlandırılan milli takımın ve Fenerbahçe’nin büyük yıldızı İbrahim Kutluay’ın Tanjeviç tarafından kulübünden aforoz edilmesine hala bir anlam verebilmiş değilim. Benetton Pittis’i, Real Madrid Hereros’u, Zalgiris Sabonis’i basketbolu bıraktıkları zamana kadar kadrolarında tutarak simge isimlerine vefa göstermişken en az 3 yıl daha oynayabilecek kapasitesi olan Kutluay’a kulübü neden sahip çıkmıyor bir türlü anlamlandıramıyorum.




İlker KESER/basketci14@gmail.com

 

Posted by basketçi

DE POL’U ARARKEN  

Posted by basketçi

Tanjeviç; İtalya milli takımı ile şampiyon olduğu vakit 3 numara pozisyonun da, daha önce nerdeyse hiç milli olmamış 2,02 boyundaki Alessandro De Pol ile rakiplerine fark yaratmıştı ve bu oyuncu üzerinde devamlı bilindik baskısını kurarak ona hep:
—Seni ben milli yaptım ve bu takıma aldım, sende benim dediklerimi harfiyen yap.
Mesajını veriyordu. De Pol’a bu mesajı verirken deli dolu guardı Pozecco’yu takıma almayarak bakın De Pol gibi bir adam milli takımda ama Pozecco yok mesajını da aynı anda diğer oyuncularına ileterek takımın tek bir patronu olduğunu da yine açıkça oyuncularına iletiyordu. (Bu arada Pozecco’nun Recalti döneminde de 2001 Avrupa şampiyonası için milli takıma alınmadığını belirtelim ama aynı Pozecco Amerika’ya gelenin ve de gidenin vurduğu dönemlerde Galanda ile beraber iyi bir tokat attığını da ekleyelim)
De Pol gerçek anlamda İtalya milli takımının en önemli oyuncularından birisi idi, Tanjeviç 12 Dev Adam’ın başına geçtiği andan itibaren her an De Pol gibi bir adam aradı. Hatırlayın ilk geldiği dönem de o zaman Darüşafaka da oynayan şimdiki Beşiktaşlı oyuncu Cevher Özer 2004 yılında Amerika ile oynanan ilk maçta ilk beş oyuncusu olarak maça başlamıştı. Japonya’daki dünya kupasında Kerem Gönlüm’ü zaman zaman o mevkide oynarken gördük, şimdi de Efes Pilsen’in genç oyuncusu Barış Hersek’i bu mevkide kullanarak genç oyuncudan yeni bir De Pol taratmaya çalışıyor.
Milli takımımız zayıf rakibi Ukrayna karşısında çok önemli bir galibiyet aldı. Bu galibiyet büyük ihtimalle Polonya kapılarını bize şimdiden aralamış oldu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bizim mevcut oyuncu kadromuz Fransa hariç diğer iki takımın çok üzerinde. Fransa’yı da iki maçtan en az birinde yenip gurup lideri olacak güce sahibiz. Fransa da Parker’ın olimpiyatlarda izlediği bir hentbol maçından sonra gaza gelip milli takım kampına katılması Fransa takımına çok büyük güç kattı ama biz genel oyun direncimiz ile Fransızları da altımıza alacak güce sahibiz.
Ukrayna maçında sahne alan oyuncuların tamamı gerçekten çok güzel bir oyun sergilediler. Tanjeviç’in yıllarca uğraştığı ve bir arada görmek istediği oyuncular nihayet yavaş yavaş formanın hakkını vermeye başladılar. Bu turnuva için en büyük talihsizlik Tanjeviç’in uğruna önce Hüseyin Beşok’u sonrada Mirsad Türkcan’ı harcadığı Ömer Aşık ve Semih Erden’in sakatlıkları oldu. Şimdiki milli takım da, herhalde hiç kimse Hüseyin veya Mirsad bu takımda olmalıydı diye hayıflanmıyordur ama zamanında bu oyuncular için çok hayıflandık tam Ömer ve Semih’in kendilerini gösterme zamanı gelmişti ki şanssız sakatlıklara maruz kaldılar.
Ukrayna maçında ve uyduruk takımlarla oynadığımız Efes Cup (sanırım gelecek yıl Efes Cup’a Uganda, Zambiya, Malta, Azerbaycan vs. takımları gelecek????) turnuvasına şöyle bir baktığımız da takımın savunma direncini gerçekten çok üst düzeyde gördük, hücum da ise oynadığımız rakipler hep zayıf olduğu için yeterli bir gözlem yapamasak ta, sürekli yapılan oyuncu değişikliklerinin ve belirli bir ilk beş rotasyonumuzun olmamasından dolayı olur olmaz anlarda ritim kaybına uğruyoruz. Mesela Ukrayna maçında 20 sayı üzerinde bir fark beklerken iyi bir ritim bulan ve farkı 16 sayıya kadar çıkaran oyuncular tek tek değişikliğe gittiler ve oyuna yeni girenler ritim buluncaya kadar fark 9 sayıya kadar geriledi. Allahtan oyuncularımız gerçekten çok yetenekli oyuncular ve ritimlerini çabuk bularak farkı yeniden maçın genel akışında olduğu gibi 12-13’lü sayılara kadar getirdiler. Maçta zaten 13 sayı farkla bitti.
Biz Tanjeviç’in bu oyun tarzı ile ve bu oyuncu seçimleri ile Dünya şampiyonasında olduğu gibi 6.lıklar 4.lükler alabiliriz ama asla şampiyon olamayız. Bu turnuvayı kolayca geçip Polonya’ya gidebiliriz ama Polonya da asla şampiyon olamayız.
Son Avrupa şampiyonu Rusya yıldızları ile şampiyon oldu, son olimpiyat şampiyonu Amerika yıldızları ile şampiyon oldu, Son dünya şampiyonu İspanya yıldızları ile şampiyon oldu, Arjantin yıldızları ile Atina’da olimpiyatlarda şampiyon oluyordu. Biz ise dünyanın gıpta ile baktığı yıldızlarımıza yaşlı olduğu veya sisteme uymadığı gerekçeleri ile sırt çeviriyoruz. Benim bildiğim bir takım bir turnuvaya girerken elindeki en iyi oyuncular ile gitmek ister, bundan 4-5 yıl sonra yapılacak bir turnuvayı düşünerek hazırdaki turnuvadan vazgeçilmez. Allahtan 2010 yılına da az kaldı, bakalım o masal nasıl sonuçlanacak. Herhalde Tanjeviç şimdiden NBA’ de lokavt olması için, İspanyolların takım halinde zehirlenmeleri için (Allah korusun), Ginobili’nin ve Jasikevicyus’un milli takımlarını bırakmaları için dua etmeye başlamıştır.
Milli takımımızın özellikle hücum organizasyonunun en büyük açığı sırtı potaya dönük oynayacak adamının olmayışı. Bu işi NBA’de bile All Star düzeyde yapan Mehmet Okur milli takımda yok, onun yerine oynayan Fatih Solak’ı gördükçe içim sızlıyor zaten. Hadi Memo yok avrupanın en iyi alçak post hücumcularından olan Ermal de takımda yok. Ömer ve Semih varken Kaya’nın olmaması bir yere kadar kabul edilebilir ama onların sakatlığı sonrası Solak yerine Kaya olmalıydı diye düşünüyorum. Şu an takım kadrosunda bulunan ve sırtı potaya dönük oynayabilecek kapasitedeki tek adam Oğuz Savaş gibi görünüyor ama oda potadan uzaklaştıkça tehlikeli olabilen bir yapıya sahip, pamuk yumuşaklığında ve çok etkili bir dış şutu var.
Sinancan abisi Muratcan’a bir türlü tanınmayan fırsat ile tanışınca fırsatı geri tepmedi ve milli takımımızın en önemli parçalarından biri oldu. Dünya nezrinde her takımın bünyesinde rakibin en iyi oyuncusunu işte bu adam tutar diyebileceğiniz birisi mutlaka vardır. Bruce Bowen yâda Nadav Henefeld aklıma gelen ilk isimler, bizde ise Kelepçe Alper Yılmaz ile Haluk sonrası bu düzeyde bir oyuncunun eksikliği hep hissediliyordu. Sinan bu eksikliğe merhem olurken hücumda delici ve patlayıcı kuvveti büyük penetreleri ile rakip savunmalarında dengesini alt üst ediyor. Bana göre en büyük eksiği dış şutu onu da geliştirirse dünya çapında bir oyuncu olur.
Bu arada bayan millilerimizde usta koç Ceyhun Yıldızoğlu yönetiminde ilk mağlubiyetlerini Polonya karşısında aldılar, ilk 4 maçını kazanan perilere bundan sonraki maçlarda başarılar diliyorum.
Herkese hayırlı ramazanlar 



İLKER KESER
basketci14@gmail.com

 

Posted by basketçi


A Milliler  

Posted by basketçi


Ülkesini milli takım forması ile temsil etmek her insanın rüyasıdır. Şu an Ayyıldızlı formayı giyen her bireyin bu formayı gurur ile taşıdıklarına hiç kimsenin şüphesi dahi yoktur. Şu ana kadar iki tane hazırlık maçı oynadık, bazıları bu maçlar için belirleyici değil yorumlarını yapsa da bana oynanacak oyun ile ilgili oldukça fazla done verdi bu maçlar.

Daha önce Tanjeviç’i oyun kurucu ile oynamayı sevmiyor, onun kafasındaki oyun kurucu tarzı yalnızca topu getiren ve pas dağıtan mümkünse boş bulduğu topu sokan, düz hiçbir özelliği olmayan oyuncuları seçiyor diye eleştirmiştik. Nitekim uzun bir süre milli takımdan ayrı kalan Kerem Tunçeri maçlardan önce sıkıca tembihlenmiş olacak ki, hem Beşiktaş’ta alıştığımız hem de Real Madrid’de zaman zaman gördüğümüz skorer kimliği bir yana gözünün ucuyla dahi potaya bakamadı. 2001 Avrupa Şampiyonasından bu yana milli Takımda Kerem Tunçeri’yi hep eleştirdik ve milli takım için yetersiz olduğunu gözlemledik. Gün geldi Tanjeviç Kerem’i milli takıma almayınca oh nihayet ondan kurtulduk diyenlerimiz oldu ama bir de baktık ki Kerem’in yerine alınan 3 oyun kurucunun toplamı bir tane Kerem Tunçeri etmedi. Ender Aslan savruk oyun ile çoğu zaman bizi kesen iki ucu keskin bıçak gibi bir o yana bir yana savruldu durdu. Hakan’ın zaten ne milli takımda nede Fenerbahçe Ülker’de oynarken ne yaptığını anlayan olmadı, çok ümitli olduğumuz Engin Atsür’ün ise dış şut katkısından başka bir yararını göremedik maalesef. Aslında Engin saf bir oyun kurucu değil, olsa olsa Serkan Erdoğan yâda Murat Kaya tarzı bir oyun bekleyebiliriz ondan ama onlar kadarda saha içerisinde enerjik değil.
Altın jenerasyon denilen 79 kuşağı oyun kurucusuzluk nedeni ile altın madalyasız jenerasyonunu kapamak üzere, 87 jenerasyonunun sonu da korkarım ki 79 jenerasyonuna benzeyecek. Federasyon başkanımız Sayın Turgay Demirel, bu konuyu belki de hep görmezden geldi, bu milli takımda daha önce Gürcü Zaza Enden, Arnavut Ermal Kurtoğlu, Boşnak Asım Pars gibi oyuncular oynadı ve bakmayın şimdi milliyetleriyle yazdığıma hiçbirisini yabancı saymadık hep kendimizden özümüzden saydık hepsini. 2001 yılından sonra yabancı özellikle Amerikalı bir oyun kurucu devşirilseydi milli takım çok daha başarılı neticeler alınabilirdi. Bunun için halen geç kalmış sayılmayız, 2010 masalının gerçek olabilmesi için iyi bir oyun kurucu mutlaka bulunmalı veya yetiştirilmeli.
Gerçi buna engel olan isim Tanjeviç olabilir çünkü kafasında net bir basketbol anlayışı var ve bunun dışına bir dirhem olsun çıkmak istemiyor, oyun kurucu harici şimdi bir özelliği daha çıktı ön plana. Şu milli takımının kadrosuna baktığımız zaman sırtı potaya dönük oynayabilen tek bir isim dahi gözümüze çarpmıyor. En kalıplı oyuncumuz olan Oğuz dahi yüzü potaya dönükken etkili olan bir isim, hatta potadan uzaklaştıkça sayı gücü artıyor. Özellikle son turnuvada koskoca All Star oyuncuna tek bir oyun seti hazırlamadın diye Tanjeviç’e yüklenmiştim. Böyle bir oyuncuyu pota altında bire bir bırakıp rakiple teke tek oynatacak tek bir oyun dahi hazırlamamıştı Tanjeviç, adam Semih gibi sıradan oyuncu statüsünde gidip gidip geliyordu. Rebaund alırsa dönüp oynuyordu, Mehmet Okur’un skor da etkisizliğini gören seyircide Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye dev oyuncuya yükleniyorlardı. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Memonun üzerinden oynanan tek bir setin dahi olmadığını nerden bilsinler.
Kerem Tunçeri hakkı olan milli takıma geri döndü ama oyun kurucu problemi son sürat devam ediyor yinede Kerem’in en az 30 dakika ile süre alması gerektiğini ve yükün tamamına yakınını çekmesi gerektiğini düşünüyorum. Pota altında Ömer Aşık’ın sakatlığı Tanjeviç’in ince uzun ama koşan ve blok yapan uzuna dayalı sistemine büyük bir darbe vurduğunu söyleyebilirim. Tüm bunlara rağmen elemelerde fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum çünkü oyuncu kalitemizin rakiplerimize oranla çok üst düzeyde olduğunu düşünüyorum. Fransa dahi şu anki mevcut kadrosu ile bize rakip olamaz.
Tanjeviç gerçekten basketbolu çok iyi bilen bir koç ama burada bir kere daha belirtmeliyim ki yöntemi ve tarzı bizim basketbolumuza uyan bir sistem değil. Basketbolun bazı dinamikleri vardır bunların başında oyun kurucun kadar konuş derler, Baron Davis ve Kirk Hinrich gibi oyun kurucular ile oynayan USA milli takımı ile Jason Kidd ile oynayan USA Takımı arasındaki farkı düşünün yâda Jasikevicyus yokken ki Litvanya milli takımını düşünün. Sırtı dönük potaya oynayan uzun özellikle skor sıkışıklığı yaşanan anlarda can simidiniz olabilir. Biz bu iki özellikten yoksun, sahaya beceremediğimiz; maç boyu baskılı savunma ve uzunu da koşturan bir hücum anlayışı ile farklı dinamikler yaratmaya çalışıyoruz ama özellikle baskılı savunma için gerekli olan oyuncuların diri olması için yapılan sürekli oyuncu değiştiren rotasyon anlayışı bizim temelimize konan bir dinamit gibi.
İLKER basketci14@gmail.com

9–0  

Posted by basketçi


Ligimiz bu sene geleneksel haline gelen Efes-Ülker finalini yaşayamayacak, artık klişe haline gelen eşleşme bu sene finalde değil yarı finalde gerçekleşti. Lost’un 3. sezon 11. bölümünde Hugo masa tenisi maçından önce Sawyer’a pes etme var mı? Diye soruyor, oda pes etmenin ne demek olduğunu soruyor. Hugo; birisi 11–0 öne geçerse diğeri pes etmek mecburiyetindedir diye açıklama yapıyor.

Fenerbahçe Ülker, rakibi Efes Pilsen ile oynadığı son 9 maçın hepsini kazandı. Gidişata bakarsak Efes bu seride de süpürülecek gibi duruyor. Şimdi asıl soru, eğer seri 11-0’a gelirse Tuncay Özilhan yönetimindeki Efes Pilsen '' pes'' diyecek mi?

Dünya sürekli olarak değişiyor ve büyüyor bu büyümeye ve değişikliklere uyum sağlayanlar devamlı olarak ayakta kalıyorlar, uyum sağlayamayanlar ise varlıklarını devam ettirseler bile başarılı olamıyorlar.

Efes Pilsen'i biz her daim altyapıdan oyuncu yetiştiren bir kulüp olarak bildik, yalnız özellikle Oktay Mahmuti döneminde, Efes Pilsen organizasyonu altyapısından gelen gençlere sahip çıkamadı. Baktığımız zaman; Serhat Çetin, Engin Atsür, Ömer Onan, Barış Ermiş, Tufan Ersöz, Cenk Akyol, Erkan Veyseloğlu gibi üst düzey oyuncular başka takımlara hizmet ediyorlar.

Eğer başarılı olmak istiyorsan yerli oyuncu kadron en iyi olacak, onların yanına getirdiğin yabancılar yerliler ile beraber daha büyük bir güç oluşturmana yardım edecek. Efes Pilsen bunu çok iyi yapıyordu, kendisi zaten oyuncu yetiştirme fabrikası idi bunun yanı sıra ligde parlayan Kerem Tunçeri gibi Hüseyin Beşok gibi isimleri de genç yaşta kadrosuna dâhil ediyordu.

Ne olduysa Oktay Mahmuti döneminde oldu, Ergin Ataman her çalıştığı yere Efes Pilsen altyapısından tanıdığı isimleri peşinden götürürken Efes Pilsen kaptanı Ömer Onan’a dahi sahip çıkamıyordu. O Ömer’in son iki şampiyonluğu açan anahtar olduğunu unutmayalım. Ergin Ataman Türk Telekom’a gitti Erdal Biboyu yanında götürdü (Bibo o sene Avrupa şampiyonası kadrosunda milli takımda yer bulmuştu) Karşıyaka’ya gitti Alpay Öztaş’ı yanında götürdü, Siena’ya gitti ilk yıl Alpay'ı ikinci yıl Mirsad’ı yanına aldı. Ergin Ataman Efes Pilsen altyapısına bu kadar güvenirken Efes Pilsen kadrosundaki yerli isimler bir bir azaldı nedense.

Değişen dünya düzeninde ya kendi sistemini kabul ettireceksin ki Efes Pilsen kendi sistemini yukarıda yazanlar ışığında kendisi mahvederek bu yolu baştan kapattı yâda değişiklere başka şekilde ayak uyduracaksın.

Şimdi Efes Pilsen'in yapması gereken bir kaç yol var:

1. yol; ne olursa olsun mücadeleye devam diyecekler ve kadrolarına katabildikleri kadar yerli ve yabancı yıldız katıp işi sürpriz sonuçlara bırakmayacaklar.

2. yol; takımı başka bir şehre taşıyıp arkalarına en azından bir şehrin tamamını alacaklar ki bazıları İzmir falan diyor, kesin olarak söylüyorum İzmir de Efes Pilsen olarak mücadele ederlerse durumları İstanbul’dakinden farklı olmaz kimse Efes Pilsen’i Karşıyaka’yı, Göztepe’yi, Altay’ı destekler gibi desteklemez.

3. yol; Ülker'in gittiği yoldan gidecek ve kendisine bir takım seçip bundan sonra sponsor olarak devamını idame ettirecek ama bu yol 30 yıllık geçmişe sahip bir takıma pek uyar mı bilmem.

Aslında konunun özü burada yatıyor 30 yıllık bir takım nasıl olurda halen seyirci potansiyeline sahip olmaz?

Bundan evvel Galatasaraylısı Beşiktaşlısı Fenerbahçelisi özellikle Avrupa mücadelesinde hep Efes Pilsen'i destekliyordu ama şu an kendileri Ülker'in gücü ile palazlandıkları için hepsi kendi takımının peşine takılmış durumda.

Efes Pilsen'in her durumda basketbolun içerisinde olmasını diliyorum, onlarsız basketbolu düşünmek dahi istemiyorum.

Efes Pilsen ile ilgili olarak daha önce yazdığım yazılarda benzer konulara değinmiştim.

http://www.basketbolhaber.com/content/view/18320/45/

http://www.basketbolhaber.com/content/view/19350/46/

Maç yazısından çok durum değerlendirmesine benzedi ama bu seride değerlendirecek bir şeyler hakikaten yok, Fenerbahçe Ülkerli oyuncular forma aşkıyla bile bu seriyi rahatlıkla geçecektir. Yalnız ilk maç şunu gösterdi ki Efes Pilsen'in pota altı en fazla pamuk şekeri kadar sert. Ömer Aşık başta olmak üzere Fenerbahçe Ülker uzunları inanılmaz bir üstünlük sağladılar Efeslilere.

Beşiktaş Cola Turka- Türk Telekom Ankara

Eşleşmenin ilk maçı son 4 dakikaya kadar kafa kafaya geçti ama son 4 dakikada zaten savunma direnci üst noktada olan Beşiktaş Cola Turka vidaları iyice sıkarak savunmanın direncini arttırınca bırakın hücum etmeyi Telekom pas bile yapamadı. Bunun neticesinde Beşiktaş rakibi karşısında 1-1lik eşitliği sağladı.

Beşiktaş'ın seri öncesi rakibine göre iki tane avantajı vardı ilki seyircisi (yine muhteşemlerdi) ikincisi ise savunma dirençleri, Beşiktaş maç boyu baskılı bir savunma yaparak rakibini 17 top kaybına zorladı. Maçın anahtarı da zaten bu top kayıpları oldu.

Serinin kilit sorusu ise Beşiktaş her maç bu savunma gücünü ortaya koyabilecek mi?

Çünkü Telekom; ligin en tempolu basketbolunu oynayan takımı, transation game'i yani geçiş oyununu çok iyi oynuyorlar. Hücumda topu çok hızlı çeviriyorlar bunun neticesinde çok fazla boş dış atış buluyorlar, isabet yüzdeleri de oldukça etkileyici.

Ligde daha hızlı daha tempolu oynayan bir Türk takımı yok. İç dış dengesi çok sağlam, baktığınız zaman uzunlar ile kısaların toplam sayıları nerdeyse birbirine eşit, oyunları gereği hızlı top dolaştırdıkları ve top çok fazla içeriye inip geri dışarıya çıktığından fazla miktarda boş dış atış buluyorlar bunu da Bekir, Barış, Haluk gibi dış adamlar çok iyi değerlendiriyor ve sokuyorlar. Top hızlı dolaştığı için boş adamı çabuk buluyorlar.

Top pota altına gittiğinde yardım getirmezsen içeriden sayı yemen garanti olduğu için kısa yardımı geliyor Telekom bu yardımı da boş adamı bularak cezalandırıyor. Ayrıca El Amin'in penetre paslarıda savunmanın dengesini alt üst ediyor. Telekom basit ama etkili oynuyor basketbolun doğrularını yapıyor, bana göre tek zaafları yeteri kadar sert savunma yapamamaları ama hücumdaki etkinlikleri ile bunu kapatmaya çalışıyorlar.

Telekom seri boyunca aynı oyununu devam ettirecektir, burada asıl merak edilen Beşiktaş Cola Turka her maç özellikle deplasmanlarda ilk maçtaki kadar etkili olabilecek mi?

MAYIS’IN GETİRDİKLERİ  

Posted by basketçi


_EUROLEAGE_

Avrupa’nın en büyüğü Cska Moskova oldu. Aslında bu sonuç özellikle Pana elendikten sonra aşağı yukarı herkesin beklediği bir sonuçtu. CSKA takımının uzun rotasyonunun dünya basketbolunda hiç esamesi okunmayan Belçika ve Avustralya gibi iki ülkenin oyuncularından oluşması çok garip ama özellikle Anderson Avrupa’nın en önemli pivotu. Zaten onun NBA yerine Avrupa da oynaması diğer pivotlar için büyük haksızlık

Maçın sonuna doğru adeta uykum geldi, Ettora Messina’nın takımlarını hiç sevmem hele Kinder Bologna’dan nefret ederdim, Allahtan CSKA o kadarda sıkıcı oynamıyor en azından maç skorları ortaokul maçı gibi ellili sayılarda bitmiyor ama CSKA Moskava hücumları da oldukça ağır hücumlar, her hücum 20 saniye sürüyor. Fast break yok hızlı oyun yok bişi yok Hep kontrol hep kontrol, artık Messina NBA'e gitse de kurtulsam ondan. Benim gözüm Djordjeviçli Partizan’ı David Riverslı Olympiakos’u, Tyus Edneyli Zalgiris Kaunas’ı arıyor. Açıkçası bu akşam oynanan Telekom-Galatasaray maçı dahi koskoca Eurolege finalinden daha eğlenceli ve daha zevkli idi. O zaman geçelim ligimize.

_TBL_

Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown takımları play ofların en zevkli ve çekişmeli serisi olacağını ilk maçtan gösterdi. Galatasaray Cafe Crown takımında Cüneyt Erden oyununu hep dış şuta endekslediği için eleştiri alan bir isimdi ama bugün gördük ki içeriye yaptığı driveları çok iyi bitirdi. Zaman zaman penetre pas yaparak rakip savunmanın düzenini bozdu, pick and roll neticesinde ikili oyunları çok iyi oynayarak arkadaşlarını potaya yönlendirdi. Lafın kısası takımını çok iyi yönetti. Bu seri her türlü sonuca açık, bu seriyi galip bitiren lig şampiyonluğunda benim favorim olur.

Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown serisine en zevkli seri olur demiştim şimdide en zevksizine geçelim. BJK Cola Turka ile Banvit serisinin sonucu şimdiden belli olan tek seri belki de, Banvit galibiyet alırsa dahi benim için büyük sürpriz olur. Takımın koçu ipleri Amerikalı oyun kurucuya vermiş. Takım hızlı gelirse sayıyı yapıyor onun dışında Amerikalı guard pota altında topu Adelekeye veriyor oda bire bir oynuyor, oda olmazsa mutlaka zorlama dış şut atıyorlar, başka bir alternatifleri yok, yaratıcılık sıfır. Herhangi bir genç takımda bile daha fazla atraksiyon vardır. Koca maçta yaptıkları en büyük olay 1-3-1 savunma oldu.

Efes Pilsen, Pınar Karşıyaka eşleşmesi ise çoğuna göre büyük bir sürpriz ile başladı ve Karşıyaka Efesi yendi. Ben daha önce birçok yazımda Karşıyaka’yı şampiyonluk adayları arasında gösteriyordum hatta Türkiye kupası öncesi yıldız oyun kurucularını Barca’ya sattıkları için yönetimi şampiyonluğu satmakla suçlamıştım. Şimdi oyun kurucuları Geno takımla büyük bir uyum sağlamış durumda diğer iki yabancıyı zaten biliyoruz, bunlara Asım ve Barış’ın üst düzey oyununu da katarsak ortaya çok klas bir takım çıkıyor. Pınar Karşıyaka için daha o zamanlardan Emre Bayav ile Pastal’ın oyuna daha çok katkı yapmasını yoksa şampiyonluğun imkânsız olduğunu yazmıştım. Şimdi bu ikili de oyuna katkı vermeye başladı. Açıkçası Efes’in işi çok zor, tarihi boyunca yaşadıklarının tümünü birden bir senede yaşadılar. Karşıyaka karşısında böyle bir Efes’i bulmanın rahatlığı ile turu geçecektir.

Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyükşehir Belediyesi eşleşmesinde oyuncu faktörü Fenerbahçe Ülker cephesinde çok ağır basıyor ama Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyük Şehir Belediye karşısında oldukça zorlanacaktır. Çünkü Antalya coahing olarak Fenerbahçe Ülker’in çok ötesinde yönetiliyor. İlk maçın sonunda Antalya maç sonu stersine yenildi, daha önce buralarda oynamış tecrübeli oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker karşısında çok basit hatalar yaparak maçı adeta hediye ettiler yoksa Fenerbahçe Ülker karşısında şimdi 1-0 önde olan Antalya olacaktı. Aslına bakarsanız aynı maç sonu stresini Pınar Karşıyaka da yaşadı ama skor olarak bir hayli önde olduğu için maçı kazanmayı bildi.

Bundan iki sonuç çıkartabiliriz; bu maçları almak istiyorsan maçın sonuna ya farklı önde gireceksin yâda sonunda stres yapmayacaksın.

Toparlayacak olursak: Antalya koçu Fenerbahçe Ülker koçuna göre kadrosunu daha efektif kullandı ama takımı buralarda oynamaya alışık olmadığı için sonunda maçı kaybettiler

_UMUT YENİCE_

Umut Yenice AEK takımına transfer olan 2. Türk oyuncu oldu. Umut’u ilk gençler Türkiye şampiyonasında izlemiştim, sonrasında Fenerbahçe’de oldukça başarılı bir sezon geçirip Ülker’e transfer olmuştu, orda sakatlanınca süre alamadan sezonu kapatmıştı. Daha sonra BJK ve Galatasaray formaları ile izledik ama Fenerbahçe'deki formunu bu seneye kadar izleyememiştik. Bu sene hem ribaunt hem de sayı kategorilerinde ilk 10da olan tek Türk oyuncuydu. All Star seçilmemesi büyük talihsizlikti.

Umut umarım Yunanistan da başarılı olur.

Related Posts with Thumbnails