Tanjeviç; İtalya milli takımı ile şampiyon olduğu vakit 3 numara pozisyonun da, daha önce nerdeyse hiç milli olmamış 2,02 boyundaki Alessandro De Pol ile rakiplerine fark yaratmıştı ve bu oyuncu üzerinde devamlı bilindik baskısını kurarak ona hep:
—Seni ben milli yaptım ve bu takıma aldım, sende benim dediklerimi harfiyen yap.
Mesajını veriyordu. De Pol’a bu mesajı verirken deli dolu guardı Pozecco’yu takıma almayarak bakın De Pol gibi bir adam milli takımda ama Pozecco yok mesajını da aynı anda diğer oyuncularına ileterek takımın tek bir patronu olduğunu da yine açıkça oyuncularına iletiyordu. (Bu arada Pozecco’nun Recalti döneminde de 2001 Avrupa şampiyonası için milli takıma alınmadığını belirtelim ama aynı Pozecco Amerika’ya gelenin ve de gidenin vurduğu dönemlerde Galanda ile beraber iyi bir tokat attığını da ekleyelim)
De Pol gerçek anlamda İtalya milli takımının en önemli oyuncularından birisi idi, Tanjeviç 12 Dev Adam’ın başına geçtiği andan itibaren her an De Pol gibi bir adam aradı. Hatırlayın ilk geldiği dönem de o zaman Darüşafaka da oynayan şimdiki Beşiktaşlı oyuncu Cevher Özer 2004 yılında Amerika ile oynanan ilk maçta ilk beş oyuncusu olarak maça başlamıştı. Japonya’daki dünya kupasında Kerem Gönlüm’ü zaman zaman o mevkide oynarken gördük, şimdi de Efes Pilsen’in genç oyuncusu Barış Hersek’i bu mevkide kullanarak genç oyuncudan yeni bir De Pol taratmaya çalışıyor.
Milli takımımız zayıf rakibi Ukrayna karşısında çok önemli bir galibiyet aldı. Bu galibiyet büyük ihtimalle Polonya kapılarını bize şimdiden aralamış oldu. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bizim mevcut oyuncu kadromuz Fransa hariç diğer iki takımın çok üzerinde. Fransa’yı da iki maçtan en az birinde yenip gurup lideri olacak güce sahibiz. Fransa da Parker’ın olimpiyatlarda izlediği bir hentbol maçından sonra gaza gelip milli takım kampına katılması Fransa takımına çok büyük güç kattı ama biz genel oyun direncimiz ile Fransızları da altımıza alacak güce sahibiz.
Ukrayna maçında sahne alan oyuncuların tamamı gerçekten çok güzel bir oyun sergilediler. Tanjeviç’in yıllarca uğraştığı ve bir arada görmek istediği oyuncular nihayet yavaş yavaş formanın hakkını vermeye başladılar. Bu turnuva için en büyük talihsizlik Tanjeviç’in uğruna önce Hüseyin Beşok’u sonrada Mirsad Türkcan’ı harcadığı Ömer Aşık ve Semih Erden’in sakatlıkları oldu. Şimdiki milli takım da, herhalde hiç kimse Hüseyin veya Mirsad bu takımda olmalıydı diye hayıflanmıyordur ama zamanında bu oyuncular için çok hayıflandık tam Ömer ve Semih’in kendilerini gösterme zamanı gelmişti ki şanssız sakatlıklara maruz kaldılar.
Ukrayna maçında ve uyduruk takımlarla oynadığımız Efes Cup (sanırım gelecek yıl Efes Cup’a Uganda, Zambiya, Malta, Azerbaycan vs. takımları gelecek????) turnuvasına şöyle bir baktığımız da takımın savunma direncini gerçekten çok üst düzeyde gördük, hücum da ise oynadığımız rakipler hep zayıf olduğu için yeterli bir gözlem yapamasak ta, sürekli yapılan oyuncu değişikliklerinin ve belirli bir ilk beş rotasyonumuzun olmamasından dolayı olur olmaz anlarda ritim kaybına uğruyoruz. Mesela Ukrayna maçında 20 sayı üzerinde bir fark beklerken iyi bir ritim bulan ve farkı 16 sayıya kadar çıkaran oyuncular tek tek değişikliğe gittiler ve oyuna yeni girenler ritim buluncaya kadar fark 9 sayıya kadar geriledi. Allahtan oyuncularımız gerçekten çok yetenekli oyuncular ve ritimlerini çabuk bularak farkı yeniden maçın genel akışında olduğu gibi 12-13’lü sayılara kadar getirdiler. Maçta zaten 13 sayı farkla bitti.
Biz Tanjeviç’in bu oyun tarzı ile ve bu oyuncu seçimleri ile Dünya şampiyonasında olduğu gibi 6.lıklar 4.lükler alabiliriz ama asla şampiyon olamayız. Bu turnuvayı kolayca geçip Polonya’ya gidebiliriz ama Polonya da asla şampiyon olamayız.
Son Avrupa şampiyonu Rusya yıldızları ile şampiyon oldu, son olimpiyat şampiyonu Amerika yıldızları ile şampiyon oldu, Son dünya şampiyonu İspanya yıldızları ile şampiyon oldu, Arjantin yıldızları ile Atina’da olimpiyatlarda şampiyon oluyordu. Biz ise dünyanın gıpta ile baktığı yıldızlarımıza yaşlı olduğu veya sisteme uymadığı gerekçeleri ile sırt çeviriyoruz. Benim bildiğim bir takım bir turnuvaya girerken elindeki en iyi oyuncular ile gitmek ister, bundan 4-5 yıl sonra yapılacak bir turnuvayı düşünerek hazırdaki turnuvadan vazgeçilmez. Allahtan 2010 yılına da az kaldı, bakalım o masal nasıl sonuçlanacak. Herhalde Tanjeviç şimdiden NBA’ de lokavt olması için, İspanyolların takım halinde zehirlenmeleri için (Allah korusun), Ginobili’nin ve Jasikevicyus’un milli takımlarını bırakmaları için dua etmeye başlamıştır.
Milli takımımızın özellikle hücum organizasyonunun en büyük açığı sırtı potaya dönük oynayacak adamının olmayışı. Bu işi NBA’de bile All Star düzeyde yapan Mehmet Okur milli takımda yok, onun yerine oynayan Fatih Solak’ı gördükçe içim sızlıyor zaten. Hadi Memo yok avrupanın en iyi alçak post hücumcularından olan Ermal de takımda yok. Ömer ve Semih varken Kaya’nın olmaması bir yere kadar kabul edilebilir ama onların sakatlığı sonrası Solak yerine Kaya olmalıydı diye düşünüyorum. Şu an takım kadrosunda bulunan ve sırtı potaya dönük oynayabilecek kapasitedeki tek adam Oğuz Savaş gibi görünüyor ama oda potadan uzaklaştıkça tehlikeli olabilen bir yapıya sahip, pamuk yumuşaklığında ve çok etkili bir dış şutu var.
Sinancan abisi Muratcan’a bir türlü tanınmayan fırsat ile tanışınca fırsatı geri tepmedi ve milli takımımızın en önemli parçalarından biri oldu. Dünya nezrinde her takımın bünyesinde rakibin en iyi oyuncusunu işte bu adam tutar diyebileceğiniz birisi mutlaka vardır. Bruce Bowen yâda Nadav Henefeld aklıma gelen ilk isimler, bizde ise Kelepçe Alper Yılmaz ile Haluk sonrası bu düzeyde bir oyuncunun eksikliği hep hissediliyordu. Sinan bu eksikliğe merhem olurken hücumda delici ve patlayıcı kuvveti büyük penetreleri ile rakip savunmalarında dengesini alt üst ediyor. Bana göre en büyük eksiği dış şutu onu da geliştirirse dünya çapında bir oyuncu olur.
Bu arada bayan millilerimizde usta koç Ceyhun Yıldızoğlu yönetiminde ilk mağlubiyetlerini Polonya karşısında aldılar, ilk 4 maçını kazanan perilere bundan sonraki maçlarda başarılar diliyorum.
Herkese hayırlı ramazanlar
İLKER KESER
basketci14@gmail.com
Daha önce Tanjeviç’i oyun kurucu ile oynamayı sevmiyor, onun kafasındaki oyun kurucu tarzı yalnızca topu getiren ve pas dağıtan mümkünse boş bulduğu topu sokan, düz hiçbir özelliği olmayan oyuncuları seçiyor diye eleştirmiştik. Nitekim uzun bir süre milli takımdan ayrı kalan Kerem Tunçeri maçlardan önce sıkıca tembihlenmiş olacak ki, hem Beşiktaş’ta alıştığımız hem de Real Madrid’de zaman zaman gördüğümüz skorer kimliği bir yana gözünün ucuyla dahi potaya bakamadı. 2001 Avrupa Şampiyonasından bu yana milli Takımda Kerem Tunçeri’yi hep eleştirdik ve milli takım için yetersiz olduğunu gözlemledik. Gün geldi Tanjeviç Kerem’i milli takıma almayınca oh nihayet ondan kurtulduk diyenlerimiz oldu ama bir de baktık ki Kerem’in yerine alınan 3 oyun kurucunun toplamı bir tane Kerem Tunçeri etmedi. Ender Aslan savruk oyun ile çoğu zaman bizi kesen iki ucu keskin bıçak gibi bir o yana bir yana savruldu durdu. Hakan’ın zaten ne milli takımda nede Fenerbahçe Ülker’de oynarken ne yaptığını anlayan olmadı, çok ümitli olduğumuz Engin Atsür’ün ise dış şut katkısından başka bir yararını göremedik maalesef. Aslında Engin saf bir oyun kurucu değil, olsa olsa Serkan Erdoğan yâda Murat Kaya tarzı bir oyun bekleyebiliriz ondan ama onlar kadarda saha içerisinde enerjik değil.
Altın jenerasyon denilen 79 kuşağı oyun kurucusuzluk nedeni ile altın madalyasız jenerasyonunu kapamak üzere, 87 jenerasyonunun sonu da korkarım ki 79 jenerasyonuna benzeyecek. Federasyon başkanımız Sayın Turgay Demirel, bu konuyu belki de hep görmezden geldi, bu milli takımda daha önce Gürcü Zaza Enden, Arnavut Ermal Kurtoğlu, Boşnak Asım Pars gibi oyuncular oynadı ve bakmayın şimdi milliyetleriyle yazdığıma hiçbirisini yabancı saymadık hep kendimizden özümüzden saydık hepsini. 2001 yılından sonra yabancı özellikle Amerikalı bir oyun kurucu devşirilseydi milli takım çok daha başarılı neticeler alınabilirdi. Bunun için halen geç kalmış sayılmayız, 2010 masalının gerçek olabilmesi için iyi bir oyun kurucu mutlaka bulunmalı veya yetiştirilmeli.
Gerçi buna engel olan isim Tanjeviç olabilir çünkü kafasında net bir basketbol anlayışı var ve bunun dışına bir dirhem olsun çıkmak istemiyor, oyun kurucu harici şimdi bir özelliği daha çıktı ön plana. Şu milli takımının kadrosuna baktığımız zaman sırtı potaya dönük oynayabilen tek bir isim dahi gözümüze çarpmıyor. En kalıplı oyuncumuz olan Oğuz dahi yüzü potaya dönükken etkili olan bir isim, hatta potadan uzaklaştıkça sayı gücü artıyor. Özellikle son turnuvada koskoca All Star oyuncuna tek bir oyun seti hazırlamadın diye Tanjeviç’e yüklenmiştim. Böyle bir oyuncuyu pota altında bire bir bırakıp rakiple teke tek oynatacak tek bir oyun dahi hazırlamamıştı Tanjeviç, adam Semih gibi sıradan oyuncu statüsünde gidip gidip geliyordu. Rebaund alırsa dönüp oynuyordu, Mehmet Okur’un skor da etkisizliğini gören seyircide Dirk Nowitzki her maç harikalar yaratıyor bizimkiler sayı dahi atamıyorlar diye dev oyuncuya yükleniyorlardı. Ahali ne bilsin Alman milli takımının her hücumu Nowitzki üzerinden yaptığını ama bizim milli takımda yıldız oyuncu diye bir ayrımın olmadığını ve Memonun üzerinden oynanan tek bir setin dahi olmadığını nerden bilsinler.
Kerem Tunçeri hakkı olan milli takıma geri döndü ama oyun kurucu problemi son sürat devam ediyor yinede Kerem’in en az 30 dakika ile süre alması gerektiğini ve yükün tamamına yakınını çekmesi gerektiğini düşünüyorum. Pota altında Ömer Aşık’ın sakatlığı Tanjeviç’in ince uzun ama koşan ve blok yapan uzuna dayalı sistemine büyük bir darbe vurduğunu söyleyebilirim. Tüm bunlara rağmen elemelerde fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum çünkü oyuncu kalitemizin rakiplerimize oranla çok üst düzeyde olduğunu düşünüyorum. Fransa dahi şu anki mevcut kadrosu ile bize rakip olamaz.
Tanjeviç gerçekten basketbolu çok iyi bilen bir koç ama burada bir kere daha belirtmeliyim ki yöntemi ve tarzı bizim basketbolumuza uyan bir sistem değil. Basketbolun bazı dinamikleri vardır bunların başında oyun kurucun kadar konuş derler, Baron Davis ve Kirk Hinrich gibi oyun kurucular ile oynayan USA milli takımı ile Jason Kidd ile oynayan USA Takımı arasındaki farkı düşünün yâda Jasikevicyus yokken ki Litvanya milli takımını düşünün. Sırtı dönük potaya oynayan uzun özellikle skor sıkışıklığı yaşanan anlarda can simidiniz olabilir. Biz bu iki özellikten yoksun, sahaya beceremediğimiz; maç boyu baskılı savunma ve uzunu da koşturan bir hücum anlayışı ile farklı dinamikler yaratmaya çalışıyoruz ama özellikle baskılı savunma için gerekli olan oyuncuların diri olması için yapılan sürekli oyuncu değiştiren rotasyon anlayışı bizim temelimize konan bir dinamit gibi.
İLKER basketci14@gmail.com
Ligimiz bu sene geleneksel haline gelen Efes-Ülker finalini yaşayamayacak, artık klişe haline gelen eşleşme bu sene finalde değil yarı finalde gerçekleşti. Lost’un 3. sezon 11. bölümünde Hugo masa tenisi maçından önce Sawyer’a pes etme var mı? Diye soruyor, oda pes etmenin ne demek olduğunu soruyor. Hugo; birisi 11–0 öne geçerse diğeri pes etmek mecburiyetindedir diye açıklama yapıyor.
Fenerbahçe Ülker, rakibi Efes Pilsen ile oynadığı son 9 maçın hepsini kazandı. Gidişata bakarsak Efes bu seride de süpürülecek gibi duruyor. Şimdi asıl soru, eğer seri 11-0’a gelirse Tuncay Özilhan yönetimindeki Efes Pilsen '' pes'' diyecek mi?
Dünya sürekli olarak değişiyor ve büyüyor bu büyümeye ve değişikliklere uyum sağlayanlar devamlı olarak ayakta kalıyorlar, uyum sağlayamayanlar ise varlıklarını devam ettirseler bile başarılı olamıyorlar.
Efes Pilsen'i biz her daim altyapıdan oyuncu yetiştiren bir kulüp olarak bildik, yalnız özellikle Oktay Mahmuti döneminde, Efes Pilsen organizasyonu altyapısından gelen gençlere sahip çıkamadı. Baktığımız zaman; Serhat Çetin, Engin Atsür, Ömer Onan, Barış Ermiş, Tufan Ersöz, Cenk Akyol, Erkan Veyseloğlu gibi üst düzey oyuncular başka takımlara hizmet ediyorlar.
Eğer başarılı olmak istiyorsan yerli oyuncu kadron en iyi olacak, onların yanına getirdiğin yabancılar yerliler ile beraber daha büyük bir güç oluşturmana yardım edecek. Efes Pilsen bunu çok iyi yapıyordu, kendisi zaten oyuncu yetiştirme fabrikası idi bunun yanı sıra ligde parlayan Kerem Tunçeri gibi Hüseyin Beşok gibi isimleri de genç yaşta kadrosuna dâhil ediyordu.
Ne olduysa Oktay Mahmuti döneminde oldu, Ergin Ataman her çalıştığı yere Efes Pilsen altyapısından tanıdığı isimleri peşinden götürürken Efes Pilsen kaptanı Ömer Onan’a dahi sahip çıkamıyordu. O Ömer’in son iki şampiyonluğu açan anahtar olduğunu unutmayalım. Ergin Ataman Türk Telekom’a gitti Erdal Biboyu yanında götürdü (Bibo o sene Avrupa şampiyonası kadrosunda milli takımda yer bulmuştu) Karşıyaka’ya gitti Alpay Öztaş’ı yanında götürdü, Siena’ya gitti ilk yıl Alpay'ı ikinci yıl Mirsad’ı yanına aldı. Ergin Ataman Efes Pilsen altyapısına bu kadar güvenirken Efes Pilsen kadrosundaki yerli isimler bir bir azaldı nedense.
Değişen dünya düzeninde ya kendi sistemini kabul ettireceksin ki Efes Pilsen kendi sistemini yukarıda yazanlar ışığında kendisi mahvederek bu yolu baştan kapattı yâda değişiklere başka şekilde ayak uyduracaksın.
Şimdi Efes Pilsen'in yapması gereken bir kaç yol var:
1. yol; ne olursa olsun mücadeleye devam diyecekler ve kadrolarına katabildikleri kadar yerli ve yabancı yıldız katıp işi sürpriz sonuçlara bırakmayacaklar.
2. yol; takımı başka bir şehre taşıyıp arkalarına en azından bir şehrin tamamını alacaklar ki bazıları İzmir falan diyor, kesin olarak söylüyorum İzmir de Efes Pilsen olarak mücadele ederlerse durumları İstanbul’dakinden farklı olmaz kimse Efes Pilsen’i Karşıyaka’yı, Göztepe’yi, Altay’ı destekler gibi desteklemez.
3. yol; Ülker'in gittiği yoldan gidecek ve kendisine bir takım seçip bundan sonra sponsor olarak devamını idame ettirecek ama bu yol 30 yıllık geçmişe sahip bir takıma pek uyar mı bilmem.
Aslında konunun özü burada yatıyor 30 yıllık bir takım nasıl olurda halen seyirci potansiyeline sahip olmaz?
Bundan evvel Galatasaraylısı Beşiktaşlısı Fenerbahçelisi özellikle Avrupa mücadelesinde hep Efes Pilsen'i destekliyordu ama şu an kendileri Ülker'in gücü ile palazlandıkları için hepsi kendi takımının peşine takılmış durumda.
Efes Pilsen'in her durumda basketbolun içerisinde olmasını diliyorum, onlarsız basketbolu düşünmek dahi istemiyorum.
Efes Pilsen ile ilgili olarak daha önce yazdığım yazılarda benzer konulara değinmiştim.
http://www.basketbolhaber.com/content/view/18320/45/
http://www.basketbolhaber.com/content/view/19350/46/
Maç yazısından çok durum değerlendirmesine benzedi ama bu seride değerlendirecek bir şeyler hakikaten yok, Fenerbahçe Ülkerli oyuncular forma aşkıyla bile bu seriyi rahatlıkla geçecektir. Yalnız ilk maç şunu gösterdi ki Efes Pilsen'in pota altı en fazla pamuk şekeri kadar sert. Ömer Aşık başta olmak üzere Fenerbahçe Ülker uzunları inanılmaz bir üstünlük sağladılar Efeslilere.
Beşiktaş Cola Turka- Türk Telekom Ankara
Eşleşmenin ilk maçı son 4 dakikaya kadar kafa kafaya geçti ama son 4 dakikada zaten savunma direnci üst noktada olan Beşiktaş Cola Turka vidaları iyice sıkarak savunmanın direncini arttırınca bırakın hücum etmeyi Telekom pas bile yapamadı. Bunun neticesinde Beşiktaş rakibi karşısında 1-1lik eşitliği sağladı.
Beşiktaş'ın seri öncesi rakibine göre iki tane avantajı vardı ilki seyircisi (yine muhteşemlerdi) ikincisi ise savunma dirençleri, Beşiktaş maç boyu baskılı bir savunma yaparak rakibini 17 top kaybına zorladı. Maçın anahtarı da zaten bu top kayıpları oldu.
Serinin kilit sorusu ise Beşiktaş her maç bu savunma gücünü ortaya koyabilecek mi?
Çünkü Telekom; ligin en tempolu basketbolunu oynayan takımı, transation game'i yani geçiş oyununu çok iyi oynuyorlar. Hücumda topu çok hızlı çeviriyorlar bunun neticesinde çok fazla boş dış atış buluyorlar, isabet yüzdeleri de oldukça etkileyici.
Ligde daha hızlı daha tempolu oynayan bir Türk takımı yok. İç dış dengesi çok sağlam, baktığınız zaman uzunlar ile kısaların toplam sayıları nerdeyse birbirine eşit, oyunları gereği hızlı top dolaştırdıkları ve top çok fazla içeriye inip geri dışarıya çıktığından fazla miktarda boş dış atış buluyorlar bunu da Bekir, Barış, Haluk gibi dış adamlar çok iyi değerlendiriyor ve sokuyorlar. Top hızlı dolaştığı için boş adamı çabuk buluyorlar.
Top pota altına gittiğinde yardım getirmezsen içeriden sayı yemen garanti olduğu için kısa yardımı geliyor Telekom bu yardımı da boş adamı bularak cezalandırıyor. Ayrıca El Amin'in penetre paslarıda savunmanın dengesini alt üst ediyor. Telekom basit ama etkili oynuyor basketbolun doğrularını yapıyor, bana göre tek zaafları yeteri kadar sert savunma yapamamaları ama hücumdaki etkinlikleri ile bunu kapatmaya çalışıyorlar.
Telekom seri boyunca aynı oyununu devam ettirecektir, burada asıl merak edilen Beşiktaş Cola Turka her maç özellikle deplasmanlarda ilk maçtaki kadar etkili olabilecek mi?
_EUROLEAGE_
Avrupa’nın en büyüğü Cska Moskova oldu. Aslında bu sonuç özellikle Pana elendikten sonra aşağı yukarı herkesin beklediği bir sonuçtu. CSKA takımının uzun rotasyonunun dünya basketbolunda hiç esamesi okunmayan Belçika ve Avustralya gibi iki ülkenin oyuncularından oluşması çok garip ama özellikle Anderson Avrupa’nın en önemli pivotu. Zaten onun NBA yerine Avrupa da oynaması diğer pivotlar için büyük haksızlık
Maçın sonuna doğru adeta uykum geldi, Ettora Messina’nın takımlarını hiç sevmem hele Kinder Bologna’dan nefret ederdim, Allahtan CSKA o kadarda sıkıcı oynamıyor en azından maç skorları ortaokul maçı gibi ellili sayılarda bitmiyor ama CSKA Moskava hücumları da oldukça ağır hücumlar, her hücum 20 saniye sürüyor. Fast break yok hızlı oyun yok bişi yok Hep kontrol hep kontrol, artık Messina NBA'e gitse de kurtulsam ondan. Benim gözüm Djordjeviçli Partizan’ı David Riverslı Olympiakos’u, Tyus Edneyli Zalgiris Kaunas’ı arıyor. Açıkçası bu akşam oynanan Telekom-Galatasaray maçı dahi koskoca Eurolege finalinden daha eğlenceli ve daha zevkli idi. O zaman geçelim ligimize.
_TBL_
Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown takımları play ofların en zevkli ve çekişmeli serisi olacağını ilk maçtan gösterdi. Galatasaray Cafe Crown takımında Cüneyt Erden oyununu hep dış şuta endekslediği için eleştiri alan bir isimdi ama bugün gördük ki içeriye yaptığı driveları çok iyi bitirdi. Zaman zaman penetre pas yaparak rakip savunmanın düzenini bozdu, pick and roll neticesinde ikili oyunları çok iyi oynayarak arkadaşlarını potaya yönlendirdi. Lafın kısası takımını çok iyi yönetti. Bu seri her türlü sonuca açık, bu seriyi galip bitiren lig şampiyonluğunda benim favorim olur.
Türk Telekom ile Galatasaray Cafe Crown serisine en zevkli seri olur demiştim şimdide en zevksizine geçelim. BJK Cola Turka ile Banvit serisinin sonucu şimdiden belli olan tek seri belki de, Banvit galibiyet alırsa dahi benim için büyük sürpriz olur. Takımın koçu ipleri Amerikalı oyun kurucuya vermiş. Takım hızlı gelirse sayıyı yapıyor onun dışında Amerikalı guard pota altında topu Adelekeye veriyor oda bire bir oynuyor, oda olmazsa mutlaka zorlama dış şut atıyorlar, başka bir alternatifleri yok, yaratıcılık sıfır. Herhangi bir genç takımda bile daha fazla atraksiyon vardır. Koca maçta yaptıkları en büyük olay 1-3-1 savunma oldu.
Efes Pilsen, Pınar Karşıyaka eşleşmesi ise çoğuna göre büyük bir sürpriz ile başladı ve Karşıyaka Efesi yendi. Ben daha önce birçok yazımda Karşıyaka’yı şampiyonluk adayları arasında gösteriyordum hatta Türkiye kupası öncesi yıldız oyun kurucularını Barca’ya sattıkları için yönetimi şampiyonluğu satmakla suçlamıştım. Şimdi oyun kurucuları Geno takımla büyük bir uyum sağlamış durumda diğer iki yabancıyı zaten biliyoruz, bunlara Asım ve Barış’ın üst düzey oyununu da katarsak ortaya çok klas bir takım çıkıyor. Pınar Karşıyaka için daha o zamanlardan Emre Bayav ile Pastal’ın oyuna daha çok katkı yapmasını yoksa şampiyonluğun imkânsız olduğunu yazmıştım. Şimdi bu ikili de oyuna katkı vermeye başladı. Açıkçası Efes’in işi çok zor, tarihi boyunca yaşadıklarının tümünü birden bir senede yaşadılar. Karşıyaka karşısında böyle bir Efes’i bulmanın rahatlığı ile turu geçecektir.
Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyükşehir Belediyesi eşleşmesinde oyuncu faktörü Fenerbahçe Ülker cephesinde çok ağır basıyor ama Fenerbahçe Ülker, Antalya Büyük Şehir Belediye karşısında oldukça zorlanacaktır. Çünkü Antalya coahing olarak Fenerbahçe Ülker’in çok ötesinde yönetiliyor. İlk maçın sonunda Antalya maç sonu stersine yenildi, daha önce buralarda oynamış tecrübeli oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker karşısında çok basit hatalar yaparak maçı adeta hediye ettiler yoksa Fenerbahçe Ülker karşısında şimdi 1-0 önde olan Antalya olacaktı. Aslına bakarsanız aynı maç sonu stresini Pınar Karşıyaka da yaşadı ama skor olarak bir hayli önde olduğu için maçı kazanmayı bildi.
Bundan iki sonuç çıkartabiliriz; bu maçları almak istiyorsan maçın sonuna ya farklı önde gireceksin yâda sonunda stres yapmayacaksın.
Toparlayacak olursak: Antalya koçu Fenerbahçe Ülker koçuna göre kadrosunu daha efektif kullandı ama takımı buralarda oynamaya alışık olmadığı için sonunda maçı kaybettiler
_UMUT YENİCE_
Umut Yenice AEK takımına transfer olan 2. Türk oyuncu oldu. Umut’u ilk gençler Türkiye şampiyonasında izlemiştim, sonrasında Fenerbahçe’de oldukça başarılı bir sezon geçirip Ülker’e transfer olmuştu, orda sakatlanınca süre alamadan sezonu kapatmıştı. Daha sonra BJK ve Galatasaray formaları ile izledik ama Fenerbahçe'deki formunu bu seneye kadar izleyememiştik. Bu sene hem ribaunt hem de sayı kategorilerinde ilk 10da olan tek Türk oyuncuydu. All Star seçilmemesi büyük talihsizlikti.
Umut umarım Yunanistan da başarılı olur.
David Stern’ün gece uykusunda gördüklerini tahmin edebiliyorum. Herhalde bütün kâbusları NBA finalinin San Antonio Spurs ile Detroit Pistons arasında oynandığı üzerinedir; güzel düşlerini ise Boston Celtics ile Los Angeles Lakers finali süslüyordur. İlkinde yani kâbusunun sonucunda: Büyük ihtimal NBA reytinglerinin bir anda tüm dünyada düşmesi forma satışlarının gerilemesi, reklâm pazarının daralması gözlemlenir. Diğer ihtimalde yani güzel düş gerçekleşirse NBA tavan yapar hatta patlar, reyting patlaması yaşanır, ortalık Garnet, Kobe hatta Odom, Gasol, Ray Allen ve Pierce formalarından geçilmez ve pazar oldukça büyür.Bizim için Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti ne ise NBA içinde Boston Celtics-Los Angeles Lakers rekabeti de aynı anlamı taşıyor.
Lakers’ın başarıya hep uzun oyuncular ile ulaştığını biliyoruz. George Mikan, Wilt Chamberlien, Kerim Abdul Jabbar, Shaq ve şimdide İspanyol uzun Gasol. Gasol, Kobe ile iyi bir ikili oldular, Ming ile T-mac'in yakalayamadıkları dinamizmi yakalamış gözüküyorlar. Kobe şu an için bana göre NBA'in en iyi ve en öldürücü oyuncusu ve en olgun dönemini yaşıyor. Yeni yetmeler özellikle benim öğrencilerim Lebron fanatiği olsalar da Kobe’nin neler yapabileceğini pek bilmiyorlar. Gasol sadece Kobe ile değil takımın diğer fasulye sırıkları ile de iyi anlaşıyor. Gasol, Odom, Luke ve hatta Radmanoviç aynı anda sahada yer alabiliyor buda Lakers’ı hem şut sokan hem koşabilen hem de ribaunt alıp blok yapabilen bir takım haline getiriyor.
_YILIN GM’İ_
Bu yılın GM ödülü Los Angeles Lakers takımından ‘’Jery West’e’’ veya Boston Celtics’’ takımından ‘’Kevin Mc Hale’e’’ verilmeli. İki eski efsane oyuncu eski takımlarına öyle bir kıyak yaptılar ki tüm dengeleri alt üst ettiler. Jery West Lakers’ın Genel Menajeri iken Divac’ı yollayıp Kobe’yi alarak takımına şampiyonluk yolunu açmıştı şimdide Kobe’nin yanına Gasol’u monte ederek yeni bir şampiyonluk için Lakers’a yol açmış oldu.
İlk senaryo yaşanırsa ben sırf Manu ve Billups için gene izlerim ama birçok kişi bırakın gece yatağından kalkmayı tekrarına bile göz atmaz. İkinci senaryonun gerçekleşmesi halinde ise ortalık toz duman olur ama bunların hepsi şimdilik farazi tabi, çünkü her şey sahada belli oluyor. NBA de play off’lar için bir söylem vardır; Çocuklarla erkeklerin ayrıldığı yer derler. Yani erkekler mücadeleye sahada devam ederlerken çocuklar evde televizyondan takip ederler maçları.
Play offlar öncesi en üzüldüğüm takım Golden State Warriors’un play offa kalamaması oldu, herhalde bu takım doğuda olsa 3. sıradan dahi play off’a girebilirdi. Vahşi batı dedikleri bu olsa gerek.
-GEÇ GELEN GELİŞİM-
Murat Murathanoğlu Hidayet NBA’e ilk adım attığından bu yana hep aynı şeyin üzerinde ısrarla duruyordu. Hatta ustaya sataşan bazı yazarlar başka bir şey bilmez aynı şeyi tekrarlar durur diyorlardı ama bu yıl ustanın ne kadar haklı olduğunu gördük. Hedo tıpkı ustanın söylediği gibi istatistik kâğıdının her yerini doldurdu ve açıkçası bu ödülü de hak etti. Hedo bu oyununu belki anca oturtabildi ama ilk yılından beri aynı mantalite ile oynasaydı şimdi aldığı ücretin çok daha fazlasını kazanıyor olurdu dahası 3-4 kez all star seçilmişti bile. Neticesinde beklenen oldu ve Hedo en çok gelişim gösteren oyuncu ödülünü aldı.19,5 sayı 5,7 ribaunt ve 5 asist ortalamaları zaten bir all star ortalamaları idi. Seneye inşallah all star da seçilecek ama bu sezon şampiyonluk neden olmasın? Orlando Magic şampiyonluk için tecrübe hariç tüm yeteneklere sahip, Hidayet buralarda hem Kings ile hem de Spurs ile oynadı fakat süre alan diğer oyunculara baktığımızda tecrübe eksikliğini açıkça görebiliyoruz. Doğuda Boston karşısında düşükte olsa bir şansları olduğuna inanıyorum. Sonuç olarak MIP ödülü NBA’in en saygın ödüllerinden birisi ve bu ödülü almak büyük bir başarı.
Benim kişisel favorilerimde David Stern’ün hayal ettiği yönde, doğu için Boston Celtics’i favori görüyorum. Onlara alternatifim ise Orlando Magic ve tabiî ki Detroit Pistons. Batıda ise Lakers’ı favori görmekle birlikte hemen her takımın küçükte olsa şansi olduğunu düşünüyorum. Tabii bu takımlar içerisinden Spurs’u asla es geçmemek gerekiyor ilk neden Tomjanovich’in dediği gibi ‘’Asla bir şampiyonun yüreğini küçümsemeyeceksin’’, diğeri ise gerçek anlamda makine gibi oynuyorlar ve bugüne kadar kimseye acıdıklarını görmedim. Şunu net bir şekilde biliyorum ki işin sonunda Spurs şampiyon olursa kimse şaşırmayacak ve NBA’in herkese mavi boncuk kapsamında dağıttığı ödül anlayışı neticesinde bu kez MVP ödülünü Manu’ya verecekler.
Gelelim hayal kırıklıklarına; ne olursa olsun Denver’dan biraz daha gayret göstermelerini beklerdim, kimsede olmayan oyuncular bir arada ama uyum sıfır belkid e Kidd’i onlar alsalar biraz daha derli toplu oynayabilirlerdi. Suns için ne kadar hayal kırıklığı demek doğru olur bilmiyorum çünkü hem Spurs dehşet bir seri çıkartıyor bunun yanında bu güne kadar Spurs’a zaten bir üstünlük sağlayamadılar, zaten o üstünlüğü onlar sağlasalar daha önce şampiyonluk yaşayabilirlerdi. Benim gözümde batının plasesi ise arılar bu yıl olmasa da onlarda Magic gibi ileride çok can yakacaklar.
Yılın bu mevsimini çok seviyorum NCAA finallerini izledik, Uleb Cup finallerini izledik sırada Final Four var ve ligimizde ve NBA de play off heyecanı var, daha ne olsun J
Herkese iyi seyirler.
Rakip Badalona gerçekten çok güçlü takım. Daha yılın başında bu kupanın favorisi olarak gördüğüm bir ekip. Hakemler bu ekibe karşı oldukça cömert davrandılar ama maçın kaybedilmesinin tek bir sebebi var oda oyun kurucularımızın nerdeyse sıfır katkı ile oynamaları. Hele Cüneyt Erden her iki maçta da çok kötü oynadı, sadece isabet kaydedememesi değil mesele, oyuna herhangi bir katkısını da göremedik. Cüneyt’in hücumunun sadece 3 sayı çizgisinin ötesinden ibaret oluşu Galatasaray’ın hücumunu oldukça kısıtladı. Oyun kurucu mevkiinden hiç katkı alamadığımız maçta takımımız çok çok iyi mücadele etti. Maçı kaybetmemizin tek sebebi yaptığımız top kayıplarıydı. Oyun kurucularımızın katkı yapamaması top kayıplarını da beraberinde getirdi.
Aslına bakarsanız maçı çok iyi başladığımız ilk periyotta kaybettik. Periyotlara baktığımızda bir periyot berabere bitmiş, iki periyotu biz almışız, sadece ilk periyotu 10 sayı farkla kaybetmişiz ve bu 10 sayılık averajı bir türlü yiyip bitirememişiz.
Oyun kurucularımız dışında diğer oyuncularımız rakibine yenik düşmeden oynamaya çalıştı. Murat Kaya oynadığı kısa zamanda delici oyununu bulduğu tek pozisyonda gösterdi, gerçi attığı top basket olmadı ama takibinde basketi bulduk. Hite ve Cenk oldukça iyi bir maç çıkarttılar, uzunlarımız hücum ribauntları dışında ayakta kaldılar denilebilir. Dee bu maçta benim için en büyük hayal kırıklığı idi. Türk Telekom’un kazandığı Badalona maçını El Amin’in etkisi ile kazanmıştık. Dee rakiplerine El Amin gibi üstünlük sağlama bir yana varlık dahi gösteremeyince yani güvendiğimiz dağlara kar yağınca maçı almakta imkansız hale geldi. Zaten Dee bu maçı potansiyeli çerçevesinde oynayabilseydi ve rakip guardlara üstünlük sağlasaydı seneye Avrupa’nın en büyük takımlarına çok büyük paralara transfer olurdu.
Galatasaray Cafe Crawn takımına, başta Özyer olmak üzere bize yarı final oynama gururunu yaşattıkları için çok teşekkür ediyorum. Umarım 3.lük maçında madalyayı boynuna takan taraf biz oluruz. Rakip Moskova’nın diğer başarılı ekibi Dinamo olacak, rakipten çok bizim ülke sporunda bu tarz maçlara konsantre olma problemimiz var. Bu tarz maçlara yoğunlaşamadığımız için, madalyadan yana pek ümidim yok ama Torinoya kesin şampiyon olma ümidi ile gelen eski şampiyonun durumu da bizden çok iyi durumda olmadığı için bir 3.lük neden olmasın diyorum.
Kanal 24 Uleb Cup maçlarının yayımını beceremedi. SKY Türk bayanların kupa maçlarında dahi 5–6 saat canlı yayım yaparken. Kanal 24, ya paraya kıyamadı yâda hali hazırda olağan akışta yer alması gereken programlarına kıyamadı. Neyse merak etmeyin yarın final maçını yayımlayacaklarmış. Hazır yeri gelmişken NTV Spor da Pazar akşamları 22:00 da yayımlanacağı duyurulan NBA maçları artık gece yarısından sonra banttan vermeye başladı. İlginç……
İLKER KESER
basketci14@gmail.कॉम
Hayatımda izlediğim en sıkıcı maçlardan biri idi. Özyer çok akıllı bir tercihle birbirini çok iyi tanıyan iki takım arasında, 5 ABD’li ile maça başlayarak ezberi bozan taraf oldu ve bunun avantajını maçın başında iyi kullandı. Maçta tempo namına hiçbir şey yoktu. Herhalde maçı izleyen Torinolular bilet paralarını çıkışta geri istemişlerdir.
Maçı bir taraf hak etti diğer taraf hak etmedi demek yanlış olur. Her iki takımda oldukça kötü bir basketbol oynadı. Her maçı az hata yapan takım, doğruları daha fazla olan takım kazanır. İki ezeli rakipte çok hata yapmasına rağmen sonuç olarak daha iyi ribaunt alan, daha fazla fast break atan, daha sert pota altı savunması yapan, rakibine oranla daha iyi dış şut sokan ve daha isabetli faul atan takım kazandı.
Beşiktaş’ın pota altı oyuncuları; Efes Pilsen’in pamuk şekeri kıvamındaki oyuncularına karşı oldukça sert oyuncular olarak görünebilir ama Galatasaray’ın pota altı oyuncuları gerçekten çok sert adamlardan kurulu. Kayada daha öncede yazdığım gibi Gaines karşısında çok yumuşak kaldı, onun sertliğine ulaşamadı. Zamanında Barselona, Efes Pilsen’i 4. uzunu ile elerken pota altının önemini orda görmüştük, Galatasarayın pota altı gerçekten çok zengin. Hem sert, hem şutör hemde ribauntçu oyuncular bir arada.
Özyer çok iyi bir taktisyen rakibini çok çok iyi analiz eden bir koç. Bunu daha önceki iki turda çok rahat gördük. Fransız ve İspanyol ekipleri neye uğradıklarını şaşırmıştı, oyuna her iki turda adeta hükmetmişti. Ama bugün 8/1 ile oynayan Cüneyt’in sürelerinin hiç olmazsa bir kısmını Murat ile paylaştırabilirdi.
Özyer’in bu takıntısını da daha önce yazmıştım her maç ya Cenk’i ya da Murat’ı rotasyondan kesip hiç oynatmıyor. Bunu belki rotasyonu eşit olarak dağıtmak ve maç içerisinde taşlarla fazla oynamamak için yapıyor ama ara sıra bu düzenin dışına çıkılmasında herhangi bir zarar göremiyorum. Mesela bu akşamki maçta; belki de Ülker’deki şampiyonluktan dolayı gönül borcu olduğunu düşündüğüm Cüneyt’in yerine Murat en az 3–5 dakika oynamalıydı diye düşünüyorum.
Maçı getiren son şutun kesinlikle şans şutu olduğuna inanmıyorum, çünkü Cüneyt’in daha önce kullandığı şutların dışında pozisyon gereği atılmış bir şuttu. O pozisyonu da bulup şutu atamıyorsan zaten kaybetmeyi haketmişsin demektir.
Beşok bugün büyük bir özveri ile sahaya çıktı ve çok kritik bir yerde çok önemli bir blok yaptı, yaptığı faullerde oldukça yerinde idi. Bugün o olmasa belki o faulleri diğer uzunlar yapacaktı ve belkide Galatasaray oyunun sonuna uzunsuz olarak girip maçı alamayacaktı. Attığı üçlük ise cabası.
Gecenin sonunda kazanan Türk basketbolu oldu, yarı finalde İspanyol ekibine karşı Galatasaray Cafe Crown’a bol şans ve başarılar. Beşiktaş Cola Turka’yıda buraya kadar gösterdiği büyük başarı için ayrıca tebrik etmek gerekiyor.
İLKER KESER
basketci14@gmail.com
Bal kovanındaki peteklerde bal kalmayınca bu macerada burada sona ermiş oldu. Fenerbahçe Ülker; ilk gurup maçlarında iki maçın toplamında nerdeyse bir maç skoru fark yediği Panathiaikos bile ilk sekize kalamamışken, final four’a bu sene ev sahipliği yapacak olan şehrin takımı ilk sekize kalamamışken torbadan bal çekerek Olympiakos yerine Aris ile CSKA Moskova yerinede Rytas ile eşleşmişlerdi. Gurubunun avantajını kullanan Fenerbahçe Ülker Spor gurupta son maçını yenilgisiz ve çıkmayı garantilemiş Tau ile oynayarak balına bal katmıştı. Tau eğer o maçı kazanmak zorunda olsaydı 100 maç yapsa 100’ünüde alırdı. Fenerbahçe Ülker’in şansı Tau ile en son oynayarak bir kez daha kendisini gösteriyordu.
Çeyrek final eşleşmelerinde hangi takımı istersiniz deseler muhteşem taraftarı olan Partizan’ı saymazsak herkes ağız birliği etmişçesine Siena adını verirdi.
Ben bu turun kesin olarak geçilip final four’a kalacağımızı düşünüyordum. Bana bunu düşündüren en önemli etken ise Solomon faktörü idi. Deplasmandaki ilk maçta takım çok iyi oynadı ama Solomon bir türlü ritim bulamayıp saçma sapan top kayıpları da yapınca takımın oynadığı iyi oyunda heba olmuş oldu. Hatta bir ara eski takım arkadaşı Mclntyre ile yarışa girip atmaması gereken topları da zorlayınca mağlubiyet kaçınılmaz oldu.
İkinci maça dersini çalışıp da gelen taraf rakip Siena idi özellikle alan savunmamıza çok iyi hazırlanmışlardı. Maç boyu pota altını çok iyi savundular çemberi bizim acemi uzunlara göstermediler. Kendi evlerinde attıklarından çok daha rahat şut imkânı bulup isabet kaydettiler.
Şans insanın ayağına buraya kadar gelmişken insan final four için hayıflanıyor. Bakmayın siz Siena’nın İtalya’da açık ara lig lideri olduğuna İtalya ligi çoktan İspanya, Türkiye ve Yunanistan liglerinin gerisine düştü bile. Yinede Siena bir arada oynamaya alışmış üst üste final four oynamış bir ekip.
İnsan bu iki maçı Solomon’un oynayamamasından dolayı kaybettiğini görünce İtalya ligini yakından tanıyan koçuna dönüp bakıyor, koskoca milli takımı 2010 masalı ile oyun kurucusuz bırakıyor ve tecrübeli isimleri milli takıma almayarak ulusumu olası bir madalyadan mahrum bırakıyor. Tecrübeli ve katkı sağlayacak oyuncular yerine hatırı sayılır paralara hem de elinde Ömer, Oğuz ve Semih gibi o anlatılıp durulan masalın kahramanları olmaları beklenen (elbet tabiî ki onlar 2010’un kahramanları olacaklar) yetenekli ve genç uzunlar varken onların yanına katkı sağlayabilecek tecrübeli iş yapan üretken bir uzun almalıydılar. Kim bilir belki de alınan ahlar aheste aheste yerine anca ulaştı….
Buraya kadar gelen oyuncuları katkılarından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Seneye çok daha olgun ve tecrübeli oyuncular olarak çok daha iyi yerlere gelecekler inşallah.
İLKER KESER/basketci14@gmail.com
Petar Naumoski
Dražen Petrović
Orhun Ene
Bulutsuzluk Özlemi
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
Ahmet Uluçay
İbrahim Kutluay
Toni Kukoc
Işıl Alben
Clarissa Davis
Willie Solomon
Ufuk Sarıca
İstatistik
Arturas Karnisovas
Popüler Yayınlar
-
Küçük ama etkili Basketbol, NBA, TBL, Euro Leage, NCAA, Eurobasket, Euro Cup, Uleb Cup, 12 Dev Adam, Spor, Beden Eğitimi Paylaş
-
Engin Atsür hemen her sene yaşadığı sakatlıklar ile basketbolun Gökhan Zan'ı olmaya oynuyor. BJK Zan ile sözleşme imzalamayı ...
-
Ülkerspor Coachu iken Çetin Yılmaz’a İzmir seyircisi neden böyle bağırdı? Kendisiyle alay eden insanlara bayılırım.. Çetin Yılmaz da bu...
-
‘Müslüman hukukuna uymak için uzun tayt giydiler’ Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ponpon kızların İran maçlarına muhafazakâr formalarla ç...
-
Ömer Aşık'ın Chicago Bulls ile anlaşmasından sonra NBA de oynayan oyuncu sayımız 5'e ulaştı. En son Semih Erden Boston Celtics ile ...
-
Manute Bol bu sabah tedavi gördüğü UVA Charlottesville Hastanesinde hayatını kaybetti. 2.31’lik Manute Bol, böbrek yetmezliği ve buna bağl...
-
Hüseyin Ataş: Çukurova’nın Maradona’sı Tekin İncebaldır Ekim 29, 2009 Tekin İncebaldır, Adana Demirspor’un Türk futboluna kazandırdığı s...
-
Bir golcünün hikâyesi... Coşkun Çelik · Gol krallığından restoran işletmeciliğine. Huzurların...
-
Tahkim Kurulu, doping kontrolü sırasında alınan örneklerinde yasaklanmış maddeler sınıfındaki "cathine" maddesi bulunduğu için...
-
Mehmet Okur'un ne yazıkki aşil tendonunda kopma meydana geldi. Mehmet Okur tam resimde görüldüğü an, bir ses duydum demişti. Üniversite...
Spor Yönetimi
Mitch Smith
Yannakis-Marciulionis
Sarunas Marciulionis
Tugay Kerimoğlu
Sarunas Jasikevicius
Sasa Djordjevic
Pau Gasol
Neslihan Demir
MFÖ
Larry Richard
efes-aris
Larry Bird
Kenan Sofuoğlu
Kayhan Kaynak
Kemal Sunal
José Mourinho
Jose "PICULIN" Ortiz
Jorge Garbajosa
John Stockton
Its Miller Time
İbrahima Yattara
Theodoros PAPALOUKAS
Harun Erdenay
Conrad McRae
Bülent Korkmaz
Sergei Bubka
Blanka Vlasic
Naim Süleymanoğlu
Aylin Yıldızoğlu
Aydın Örs
Arvydas Macijauskas
Bu Blogda Ara
Etiketler
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro (2)
- 2012 (1)
- ankara (1)
- antakya (2)
- antakya belediye (1)
- antakya belediyesi (1)
- antrenörlük kursu (1)
- arda turan (1)
- atletico madrid (1)
- banu mursal (1)
- barcelona (1)
- barkley (1)
- Basketball clipboard lite (1)
- basketbol (7)
- basketbol okulu (1)
- bayram (1)
- c kategori (1)
- cem akdağ (1)
- cemal süreya (1)
- coach (1)
- efes pilsen (1)
- etlik (1)
- godzilla (1)
- hatay (2)
- il temsilciliği (1)
- il temsilcisi (1)
- ilker keser (1)
- keçiören (1)
- koç (1)
- kurban (1)
- la liga (1)
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl (1)
- murat didin (1)
- nba (1)
- nuri şahin (1)
- real madrid (2)
- rezalet (1)
- rusya arjantin (1)
- sports tv (1)
- şiir (1)
- şiir sokakta (1)
- tbf (1)
- ted kolej (1)
- yeni (1)
ATAM
Petar Naumoski 7
Hüsnü Çakırgil
Başlıklar
Adana Demir Spor
Takip Ettiğim Siteler
Translate
Categories
- basketbol
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro
- antakya
- hatay
- real madrid
- 2012
- Basketball clipboard lite
- ankara
- antakya belediye
- antakya belediyesi
- antrenörlük kursu
- arda turan
- atletico madrid
- banu mursal
- barcelona
- barkley
- basketbol okulu
- bayram
- c kategori
- cem akdağ
- cemal süreya
- coach
- efes pilsen
- etlik
- godzilla
- il temsilciliği
- il temsilcisi
- ilker keser
- keçiören
- koç
- kurban
- la liga
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl
- murat didin
- nba
- nuri şahin
- rezalet
- rusya arjantin
- sports tv
- tbf
- ted kolej
- yeni
- şiir
- şiir sokakta
Basketbol Haber
Muhammed Ali Clay
Manute Bol-Sir Charles Barkley
Muntasar El Zeydi
Can Bartu
Pierluigi Collina
Henry Turner
Dallas Comegys
Evliya
Nevriye Yılmaz
Damir Mrsic
Etiketler
- 12 dev adam milli takım basketbol hidayet türkoğlu orhun ene litvanya dünya kupası kadro (2)
- 2012 (1)
- ankara (1)
- antakya (2)
- antakya belediye (1)
- antakya belediyesi (1)
- antrenörlük kursu (1)
- arda turan (1)
- atletico madrid (1)
- banu mursal (1)
- barcelona (1)
- barkley (1)
- Basketball clipboard lite (1)
- basketbol (7)
- basketbol okulu (1)
- bayram (1)
- c kategori (1)
- cem akdağ (1)
- cemal süreya (1)
- coach (1)
- efes pilsen (1)
- etlik (1)
- godzilla (1)
- hatay (2)
- il temsilciliği (1)
- il temsilcisi (1)
- ilker keser (1)
- keçiören (1)
- koç (1)
- kurban (1)
- la liga (1)
- mirsad türkcan ny basketbol nba tbl (1)
- murat didin (1)
- nba (1)
- nuri şahin (1)
- real madrid (2)
- rezalet (1)
- rusya arjantin (1)
- sports tv (1)
- şiir (1)
- şiir sokakta (1)
- tbf (1)
- ted kolej (1)
- yeni (1)
Kurtdereli Mehmet Pehlivan
Rüştü Reçber
Carlton Myers
Predrag "Saša" Danilović
Peter Schmeichel
Phil Jackson
Cevad Prekazi
Rıdvan Dilmen
İzleyiciler
Hüseyin Beşok
Harry KEWELL
Adana
Lütfi Arıboğan
Haluk Yıldırım
Gianmarco Pozzecco
Metin-Ali-Feyyaz
Damir Mulaömerovic
David Rivers
Dejan Bodiroga
Hamza Yerlikaya
Yelena Isinbayeva
Gülşah Akkaya
Blog Listem
-
-
-
Meydan Okuma -22 yıl önce
-
-
Футбольное судейство13 yıl önce
-
-
Efes Pilsen 1991-92 Kadrosu14 yıl önce
-
Murat Kaya Bornova'da16 yıl önce
-
Hafta Sonu İzlenimleri16 yıl önce
-
-
Marcus Brown
Peter Naumoski 7
OSCAR SCHMIDT
Khalid El-Amin
Mirsad Türkcan
Sani Becirovic
Dirk Nowitzki
Hagi







